Ulu manitu ve sinema aşkına Tarantino!

Tarantino, beklenen filmi Soysuzlar Çetesi'nde Avrupa sinemasını sevgiyle talan ediyor. Western kılığına büründürdüğü filmde, yönetmen ciddi bir iade-i itibar meselesine giriyor

Nayn, nayn, nany! (İzninize sığınarak; kulağa İngilizce '9' rakamı gibi gelse de Almanca 'hayır' manasını kasdediyorum). Hayır, yani Tarantino'nun merakla beklenen yeni 'fantastik intikam' güzellemesi olan Soysuzlar Çetesi her ne kadar 2. Dünya Savaşı dekoru ve imgeleriyle bir western filmi kılığında görünse de esasen ciddi bir iade-i itibar meselesine giriyor. Ayrıca filmde Almanca'ya hakim olamayan çoğu kişi telef oluyor. Gerçi filmin orijinal adındaki yazılışta da harflerle oynandığı üzere bu 'Şerefsüz Püçler' öz hakiki bir durumu taklit ediyorlar. Savaşı Nazi faşistlerinin kaybettiği gerçeğiyle teselli bulmayıp ve hatta Holywood'un Yaudi soykırımına dair yaptığı tonlarca ibretlik filmin esasen bastırılmış mağdur/kurban psikolojisine denk gelişine yani 'kurtarılmışlığa' itiraz ediyor. Bu filmi son dönem Spielberg'ün Münih misali benzeri eli kanlı ama güya vicdanı ikircikli intikam tetikçilerinden ayıranın ise fikir ve stil olarak fantastik bir aleme saklanma bahanesi olduğu farzedilebilir. Dolayısıyla 'koşer pornosu' sayılabilecek yani katıksız bir Yahudi intikamına resim olacak denli gözegöz bir hukuka kapı açan bir sahneyle başlıyor. 'Bir zamanlar Nazi İşgalindeki Fransa' başlığıyla açılan bu bölümle ünlü Enrico Morricone müziğinin tınıları ve at yerine bu kez arabayla Fransız kırsalındaki tozlu virajdan dönen kötü adam Naziler'in tekinsiz gelişiyle meşhur 'spagetti western' türüne damardan giriyoruz. Film aslında gösterdiğinden fazla yüce manalar yüklemese de öldürücü Naziklikteki Nazi subayının (Cannes'dan ödüllü Christoph Waltz) vurguladığı üzere görüntü aldatıcı olabiliyor. Tipik Tarantino replikleriyle süslenen bu güzelim açılışta ağzından bal damlayan Nazi abimiz Yahudileri saklayan Fransız köylüsünü sıkıştırırken lisan/dilin önemi ve önyargıların cehaleti konusunda söylev çekiyor. Ama esasen sinema diline takıldığı yani Tarantino'nun Avrupa sinema arşivini sevgiyle talan ettiği ortada. Gerçi sayısız referans, türün katkıları konusunda Fransızlara da hakkını iade ediyor. Aynı sinema sevgisinin hem sinema mekanını bir 'soykırım fırını' hem de kutsal arşiv bobinlerini harcamaya niyetli olması tabii ki fazlasıyla kolaycı bir sembolizm ... Nazilerin mezalimine Yahudiler de aynen karşılık verse ve Hitler ile kurmaylarını öldürerek savaşa kendilerince 'şereflice' bir son yazsalar mealinden kanlı bir hesaplaşmayı gündeme getiren bu 'Şerefsiz Piçler' kadrosunun sağaltıcı eğlendirici bir faydası var mı derseniz, işte orada 'nayn' diyebiliriz.
BİZE ULAŞIN