Milliyetçilerle çalışmak yerine tahtı terk etti

Padişah Vahidettin'in milliyetçilerle anlaşmazlığı çatışmaya dönüşmüştü... İngiliz Amiral Sir J.de Robeck'in "gizli" ibaresiyle gönderdiği yazıda, "Vahidettin'in milliyetçi eğilimleri bulunan bir hükümet ile çalışmaktansa, tahttan çekilmeyi tercih edeceği" belirtilmekteydi

Son Padişah Vahidettin'in hem kendi kaderini hem de Osmanlı Devleti'nin kaderini Mustafa Kemal'e teslim etmesi şansı, yenilgi ertesinde bir kez daha doğacaktır. 1'inci Dünya Savaşı fiilen yenilgi ile bitmiş, Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) imzalanmış, Talat, Enver ve Cemal Paşalar ise 3 Kasım 1918'de yurt dışına kaçmışlardır. Suriye Cephesi'ndeki Yıldırım Orduları Grubu da, 7'nci Ordu karargahı da lağvedilmiş, Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa da Harbiye Nezareti emrine alınmıştır. Mustafa Kemal, 13 Kasım 1918'de İstanbul'a döner. Kurtuluş Savaşı'nı başlatmak için Samsun'a doğru yola çıkmadan önceki altı ayda, İstanbul'da aktif siyaset yapar. Yenilginin tasfiye ettiği İttihatçı iktidarın boşluğunu, kendisinin de içinde bulunacağı bir kadro tarafından doldurulması için çaba gösterir. İzzet Paşa'nın kuracağı bir hükümette Harbiye Nazırı olmak istediğini Padişah'a bildirir. Meclis-i Mebusan'a gelip İzzet Paşa için destek temasları yapar. Ama bu girişimlerinde başarısız olur. Padişah onu da, yenilgiye uğramış bir ordunun komutanlarından biri olarak görmektedir. Prof. Dr. Metin Hülagü'nün Vahidettin ile ilgili İngiliz belgelerine dayanarak yazdığı "Yurtsuz Padişah Vahidettin" kitabında şöyle bir bilgi de var:

İNGİLİZLERE DANIŞMIŞ
"Vahidettin ile Mustafa Kemal arasındaki ihtilafın en önemli nedenlerinden biri Mustafa Kemal Paşa'nın Harbiye Nazırı olma talebine Vahideddin'in İngiltere'ye danıştıktan ve reddedilmesi gerektiği cevabını almasından sonra verdiği ret cevabı da etkili olmuştur. Vahidettin ile başta Mustafa Kemal olmak üzere milliyetçiler arasındaki anlaşmazlık ilerleyen tarihlerde daha da arttı ve uzlaşmazlıktan çıkıp çatışmaya dönüştü. 4 Ekim 1920'de Amiral Sir J. de Robeck tarafından Earl Curzon'a gizli ve hususi kaydıyla gönderilen yazıda, Vahideddin'in milliyetçi eğilimleri bulunan bir hükümet ile çalışmaktansa tahttan çekilmeyi tercih edeceğini, zira Sultan'ın artık tahammül edemez bir duruma geldiği belirtilmiştir." İplerin koptuğu sona gelmeden önce İstanbul'daki başlangıç günlerine dönelim. Mustafa Kemal, Ali Fethi Bey'in (Okyar) yayımladığı "Minber" gazetesine ortak olmuştur ve İstanbul'a döndükten sonra da bu gazetede imzasız makaleler yazmaya başlamıştır.

BATAN SERMAYE

Minber gazetesi üzerinde bir inceleme yapan Prof. Fethi Tevetoğlu'na göre, İstanbul'a gelen Mustafa Kemal Paşa'nın elinde maaşından artırıp biriktirdiği 3-5 bin lirası bulunuyordu. Annesine ev almak istediği bu paranın mühim bir kısmını işletmek için bir ticaret işine koyarak kaybeden Mustafa Kemal Paşa, parasının son kalan bölümünü de Minber gazetesin i n sermayesine yatırmıştı. O dönemin kronolojisine bakarsak, 8 Ekim 1918 günü Talat Paşa'nın sadrazamlığındaki İttihat ve Terakki Harp Kabinesi istifa zorunda kalmış ve Sadaret makamı eski Londra Sefiri ve eski Sadrazam Tevfik Paşa'ya teklif edilmiştir. Tevfik Paşa bir hafta kadar uğraştığı halde hükümeti kuramayınca Sadrazamlık vazifesi, eski Harbiye Nazırlarından Ahmed İzzet Paşa'ya (Furgaç) verilmiştir. Ancak iki gün içinde kabinesini kuran İzzet Paşa da sadece 25 gün iktidarda kalabilmiştir. Daha sonra Mustafa Kemal'in Padişah'tan, İzzet Paşa'nın yeniden sadrazamlığa getirilmesini ve kendisinin de Harbiye Nazırı olmasını yeniden istediğini biliyoruz. Ama bu istekler kabul görmedikleri gibi, yeniden görevlendirilen Tevfik Paşa da güven oyu alıyor. Bunun üzerine Mustafa Kemal 1918'in 22 Kasım günü, talebi üzerine Padişah tarafından bir kez daha kabul ediliyor. Vahidettin'le son görüşme ise Mustafa Kemal'in "9'uncu Ordu Müfettişi" kimliği ile Samsun'a doğru yola çıkmadan önce Yıldız Sarayı'na yaptığı ziyarette yer alır. Padişah ona yeni görevinde başarılar diler. Ama bu yeni görevin "Kurtuluş Savaşı" olacağını bilmeden diler başarıyı.

ŞEHİTLERE SAYGI...

Prof. Hülagü sonrasını şöyle anlatır: "Sultan Vahdettin Milliyetçi hareketin 1922 yılında Yunanlılara karşı Anadolu'da elde etmiş olduğu başarıyı Milliyetçi liderlerle kendisi arasındaki mevcut anlaşmazlıklar dolayısıyla kutlamaktan kaçınmışsa da, Anadolu'da kazanılan zaferleri kutlamak yahut şehit olanların ruhlarına dua ve niyazda bulunmak üzere İstanbul camilerinde tertip edilen törenlere katılmaktan da geri kalmamıştır. Bu anlamda Anadolu'da şehit düşenler hatırasına olmak üzere 15 Eylül 1922'de Süleymaniye Camisi'nde ve Ayasofya Camisi bahçesinde düzenlenen törenlere iştirak etmiş, tebasıyla birlikte saf tutmuş, şehitlerin ruhu için duada bulunmuştur. Zafer karşısında suskun kalan ve 15 Eylül'de şehitler için okunan dualara katılan son padişah bundan iki ay sonra bir İngiliz gemisiyle İstanbul'u terk etmişti." Vahidettin iki kez önüne gelen Mustafa Kemal'le kader ortağı olma fırsatını değerlendirememesini "Bu bana ders olsun" diyerek karşılamak yerine, ileride yayımlayacağı Mekke Bildirisi'nde Mustafa Kemal'in Suriye Cephesi'nde yenilmesi sonucu Mondros'un kaçınılmaz hale geldiğini iddia edecektir.
BİZE ULAŞIN