Linçten kurtulan kız dehşet anlarını anlattı

Yasadışı örgüt propagandası yaptıkları gerekçesiyle tutuklanan arkadaşlarına destek olmak için geldikleri Edirne'de linç girişimlerine maruz kalan gençlerden Dilek Aslan'la görüştük

Gecenin geç saatlerinde Gazi Mahallesi'ndeyim. Yanımda gazetemizin gece sorumlusu muhabir arkadaşım Ali Şahin de var. Bir özel hastanenin adresini arıyoruz. Edirne'de basın açıklaması yapmak isterken üçüncü kez linç girişimine hedef olan eylemci gençlerle görüşeceğiz. Yaralı olmalarına bakılmaksızın Edirne'de hiçbir hastaneye gitmelerine izin verilmemiş. Onlar da çaresiz İstanbul'a kadar acılar içinde kıvranarak gelmiş, dar atmışlar kendilerini bu hastaneye.

SAATLER BOYU ACI
İzlemişsinizdir. Tüm kanallar verdi haberi çünkü. Öfkeli ve organize kalabalıklar basın açıklaması yapan gençlerin çoğunu aralarına kıstırıp tekme, yumruk, sopa ve bel kemeri tokası marifetiyle fena ezdi... Hele basın açıklamasını okuyan genç kızın yediği tekmeyi, 90 dakikalık bir maçta futbol topu yer mi bilemem. Dilekmiş adı. Dilek Aslan. En az onun kadar tepelenen, yerlerde sürüklenip, ağır dayak atılan diğer genç kızın da adı Sevinç Bozdağ'mış. Yaşadığına şaştım, saatler boyu ambulanssız, doktorsuz yol gidip hastaneye kadar ulaşmış olmasına daha da şaştım o genç kızın. Gidip görüp onun ağzından dinleyeceğim dedim ve yola çıktım işte.

RESİM GALERİSİ GİBİ
Çoktandır bu semte gelmişliğim yok. Siyasi duvar yazıları, afişler, sloganlar, duyurular gençlik günlerimin İstanbul sokaklarını anımsatıyor bana. Sol gurupların resim galerisi gibi olmuş her yan. Az sonra malum hastaneyi buluyoruz ve 'çevremizi tanıyalım' gezim sona eriyor. Vay canına. Gerçekten de tam karşımda, koridorun köşesindeki bankın üzerinde oturuyor Dilek Aslan. İlk belirtilere göre kaburgalarında kırıklar, çatlaklar, iç organlarında ciddi zedelenmeler var.

'DEMOKRATİK HAKKIMIZDI BU'
Yanına ilişiyorum, konuşuyoruz.
Geçmiş olsun evlat, fena korkuttun herkesi. O dayaktan sonra ölürsün sandık, şaşırttın bizi... - Biz de yapılanlara, alınan tavrın yanlışlığına şaşırdık. Günlerdir derdimiz "Amerika'ya defol" demek. 14.30'da Edirne'ye girdik, şehir merkezinde, PTT önünde bir araya geldik, pankartlarımızı açtık. Ben açıklama metnini okumaya başladım.
Bir süre karışan falan olmadı izledim televizyonda. - Birkaç faşist yaklaşarak, taciz ederek provokasyon yaratmaya çalıştı. Ardından daha kalabalık bir faşist güruh bazı sivil ve resmi polislerle birlikte saldırıya geçti.
Ben geçen hafta Babaeski'de beklediğiniz dinlenme tesislerine de gelip konuştum sizinle. İzin verilmemişti açıklama yapmanıza. - Hâlâ da verilmedi.
Nasıl girdiniz kente peki? - Orası da bize ait kalsın. Bir şekilde girdik.
Saldırı olacağını öngörmediniz mi? - Günlerdir sivil ve resmi bazı kişilerin provokasyon yapacağını duyuyorduk.
Bunu bile bile mi yaptınız basın açıklamasını? - Demokratik hakkımızdı bunlar. Hem seyahat özgürlüğümüze hem de ifade özgürlüğüme yapıldı bu saldırı. nKorktun mu? Bunlar beni öldürecek duygusu geldi mi içine o anda? - Fazla bir şey hissetmedim. Sürpriz bir tarafı da yok zaten. Bana ya da arkadaşlarıma defalarca yapılan şey bunlar. Hedeflerindeki kişi başına 15-20 kişi olmadan kıpırdamaya cesaret edemiyorlar. Yanlarına silahlı, coplu, gazlı polisleri de alınca tek kişinin üzerine çullanıyorlar.
Neden daha yakın bir hastaneye gitmedin? - Polis ve jandarma izin vermedi. "Buralarda hastaneye giderseniz guruplar takip eder, olay çıkar" deyip başlarından savdılar.
Çok canın yanıyor değil mi? - Olabilir, o tarafını önemsemiyorum.
Sen öğrenci misin Dilek? - Evet, Kars Kafkas Üniversitesi'ndeyim.
Memleketi bir uçtan bir uca kat edip gelmişsin eylem için... - Memleket bir uçtan bir uca Amerikan emperyalizminin oyuncağı olmuşken lafı mı olur bunun abi?
BİZE ULAŞIN