ATİLLA DORSAY: Nostaljinin eski tadı var!..

MEKÂNI cennet olası Simone Signoret ünlü anılar kitabının adını öyle koymuştu: Özlemin Eski Tadı Yok. Ama aslında geçmişe özlem ya da nostalji dediğimiz şeyin tadı öylesine güzel ki... Geçen akşam Atlas Sineması'nda merhum Atıf Yılmaz'ın Selvi Boylum Al Yazmalım filminin onarılmış kopyasını izlerken, bunu düşündüm. Yeşilçam'la ilişkili nostaljimizin en sağlam kalelerinden biriydi bu film... Birçok film eskimişti, gelip geçmişti. Ama Kırgız yazar Cengiz Aytmatov uyarlaması, bir kale gibi sapasağlam duruyordu. Üstelik yalnız bizde değil, tüm Kafkas Türki cumhuriyetlerinde de aynı biçimde sevilerek... Kültür Bakanlığı'nın o ülkelerle ilişkilerimizde, özel gece veya gösterilerde kullanmak üzere bu filmi yenilemek istemesinin ve uzun süredir negatifinin peşinde olmasının nedeni de buydu. Sanırım film önümüzdeki ay Kırgızistan'a gidecek. Kadir İnanır'ın da katılacağı bir ekiple birlikte... Ve o gösteride, filmdeki sorulara yine, kim bilir kaçıncı kez, cevaplar aradık. Gerçekten de aşk dediğimiz şey neydi? Bir yakıcı tutku mu, bir önlenemez bağlılık mı, bir kendini feda etme içgüdüsü mü? Aşkta iyilik ve dostluk mu ön planda olmalıydı, yoksa koşulsuz tutku mu? Aşk duyguların yakıcılığıyla mı ölçülürdü? Yoksa onu bir koza gibi emekle örerek, üzerine titreyerek mi koruyabilirdik? Asya da film boyunca bu soruları kendi kendine sorup durdu. Aşkı bir yakıcı alev gibi gelip geçen İlyas'ı mı, ona gerçek anlamda sahip çıkan, kol-kanat geren Cemsit'i mi seveceğine bir türlü karar veremedi. Ve hepimizi bu ikileme ortak etmeyi bildi. Her iyi film gibi, Selvi Boylum Al Yazmalım da bir dizi mutlu rastlantının eseriydi. Yapımcı Arif Keskiner'in romanı için Cengiz Aytmatov'u ikna etmesinden başlayarak, Ali Özgentürk'ün o güzel senaryoyu yazması, en güzel çağlarındaki Şorayİnanır ikilisinin birlikteliği, Ahmet Mekin'in büyük katkısı, Çetin Tunca'nın değeri şimdi yeniden anlaşılan müthiş görüntüleri, Cahit Berkay'ın eşsiz müziği. Ve işte Türk, giderek dünya sinemasının bir başyapıtı, böylece hayata döndü.

BÖYLE ÇOK FİLM VAR

Gösterim öncesi konuştuğum, onarımı yapan (geçen yıllarda da Vurun Kahpeye ve Bereketli Topraklar Üzerinde filmlerini yenileyen) Fransız Groupama GAN Sinema Vakfı'nın genel koordinatörü Gilles Duvall şöyle dedi: "Türk sinemasını tanıyor ve seviyoruz. Ne güzel filmleriniz var... Bunları hayata döndürmekten büyük zevk duyuyoruz. Umarım işbirliğimiz devam eder." Evet, ama yılda bir filmi onarmak biraz sembolik kaçmıyor mu? Oysa Türk sinemasında acilen onarım bekleyen onca film var. Bu konuda ciddi bir program yapıp eyleme geçmek ve daha birçok klasik filmimizi yaşatmak gerekiyor. Sinemadan çıkarken, herkesin gözlerinde yaşlar gördüm. Ve sevgili Atıf Yılmaz'ın, belki yanında Aytmatov'la birlikte yukarılardan bir yerden bizi izlediğini düşündüm. Keşke Şoray ve İnanır çifti de bu havaya girse ve sahneye elele çıkmayı başarsalardı...

BİZE ULAŞIN