Aşk olsun hayat!

HAŞMET BABAOĞLU

Bazen aşk için yazarsın... Bazen aşkla yazarsın... Bazen "aşk olsun" diye yazarsın... Ama aşk üzerine yazmak... İşte o farklıdır. Hele popüler bir yayın organında aşktan söz etmek, aşkı sorgulamak, aşkı anlamaya çalışmak bambaşkadır. İnsanı önce bir havalandırır şöyle yukarı doğru, sonra da acımaz yere bırakıverir. Yıllarca okurla el ele tutuşur, karanlıkta yol alırsın. Okur tarafından sevilirsin, sevindirirsin! Ama sonra bir bakarsın, hayat senle dalga geçmiş, çok anladığını sandığın ne varsa, sen hiç anlamadan başına gelmiş!

Neyse... Şimdi işin bu can yakan yanlarını bırakayım da sadede geleyim.

***

SABAH'ın 25. Yıl eki için, "Bize aşk hakkında bir şeyler yazar mısınız?" diye aradıklarında itiraf ediyorum ki, biraz sarsıldım. Neden mi? Unutulduğunu sandığım, geçmişte işlediğim bir suç hatırlatılmıştı sanki, ondan... "Biliyorum adım çıkmış dokuza, inmez sekize ama ben aslında aşk değil, daha çok ilişkiler üzerine yazdım onca yıl," türünden sözler geveleyecektim ki, vazgeçtim. SABAH'ın ikinci sayfasında... Aşk üzerine yazılar bir yana, basbayağı içinden ağır tutkulu ilişkiler geçen hikâyeler yazdığım yılları hatırladım.
***

Ne çabuk değişiyor popüler kültür? Günümüzde hoş bir şarkı sözü, şık bir reklam filmi, restoran menüsünde lezzetli bir "başlangıç", çarçabuk çakırkeyif yapan bir kokteyl gibi bir şey oldu aşk. Yalan mı? Bir yandan da herkes kendi korkularını, kendi takıntılarını aşk üzerinden meşrulaştırıyor. En çarpıcı tablo şu... Cinsellikten korkan, aşkı yücelttikçe yüceltiyor. Cinsellikte boğulan, aşkı alçalttıkça alçaltıyor. Cinsellikle kavga eden aşka sarılıyor; cinsellikle barışan aşktan kopuyor. Garip bir dünya, anlayacağınız. Galiba kimsenin âşık olmak istediği de yok; herkes "aşka benzer bir ilişkisi" olsun istiyor, öylesi yetiyor da, artıyor. Ta ki, gerçekten âşık oluncaya kadar...
***

Tabii bazı tartışmaların modası hiç geçmiyor ve konu her seferinde aynı noktaya geliyor: Sevmek mi, aşk mı? Evet! Gündelik hayatta kullandığımız Türkçe'nin, başka birçok dilin sahip olmadığı bir imkânı bize tanıdığını görelim. Yani... demek istiyorum ki... en azından bir kavram olarak ele alırken aşkı ve sevgiyi ayrı ayrı ele alalım. Çünkü ancak o zaman... J. Lacan gibi psikanalistlerin tüylerimizi ürperten fakat bir yandan da bizi derinden düşündüren "Aşk, cinsel başarısızlığımıza karşı önceden uydurulmuş mazerettir," türünden tezleriyle hesaplaşabiliriz. Çünkü ancak o zaman... Severken gördüğümüz rüyalarla âşıkken gördüğümüz kâbuslar arasındaki uçurumu kavrayabiliriz.

***

Çünkü... Sevgi sosyaldir. Aşk asosyal. Sevgi piyasacıdır, pazar yerlerinde dolaşır. Aşk tapınaklarda... Sevgi şefkatle dostluk eder, aşk tutkuyla el eledir. Sevgi sekülerdir. Aşk ise kendine hep bir "ötedünya" arar. Sevgiyle, severek tanırız insanı. Oysa aşk tanımak, bilmekle ilgilenmez. Aşk inanmak ve inanılmak ister. Bu yüzden hepimiz sevdiklerimizden eminizdir de, aşk kapıya dayandığında birbirimize sorarız: "Aşka inanıyor musun?"
***

Aşk, ilişki değildir. Allahtan, aşk ilişkileri de vardır. En azından bir süreliğine... Fakat birimiz hep daha âşık, birimiz hep daha az âşıktır. Baudleaire; "Âşıklar birbirine çok tutkun ve arzuyla dolu olduklarında bile, taraflardan biri ötekinden daha sakin veya daha âşıktır," der ya... Yerden göğe haklıdır. Tabii Baudleaire'in sözünün devamı çok acımasızdır: "Âşıkların biri cellattır, öteki kurban; biri hastadır, öteki cerrah." "Ne saçmalamış," diyebilir misiniz bu büyük şaire? Bir kez âşık olmuş ya da aşkın yanından geçmişseniz, bu sözlere burun kıvırabilir misiniz?
***

Hep vurguladım. Yine vurgulayacağım: Aşka ömür biçenler, üç yıl, 13 yıl hesapları yapanlar işin özünde yanılıyorlar. Aşkın zamanı yoktur. Aşk başlangıçtır, başlangıçta kalmaktır. Tarihten ve tatminden kopmaktır aşk. Zaman ilerlemez. Tatmin gerçekleşmez. (Elbette bu hep sürmez ama âşıkları ilgilendirir mi, yeryüzüne ait "aşksız" gerçekler!) Ve en önemlisi şu ki... Aşkın kıyısından geçenler bile bilir; aşkın gelecekte kullanmak için duyguları biriktirdiği bir kumbarası yoktur. Biriktirmez aşk, hesapsız kitapsız hovardaca harcar. Sigorta yaptırmaz aşk! Sigortaları atırır! "Aşk yürümez," diyorlar. Doğrudur. Enerjiktir fakat yerinden, yurdundan, yatağından kıpırdamak istemez. Yürütmeye kalkarsan... Çarçabuk bitkin düşer.

BİZE ULAŞIN