Eğlencenin dibine vurduk

İstanbul'un gece hayatı 25 yıldır müthiş bir başkalaşım geçirdi. Gazinolar döneminden tavernalara, oradan kafelerle barlara, son yıllarda da 'fine dining' denen lüks restoranlara geçildi

SİNAN ÖZEDİNCİK

Prince'den Purple Rain'in, REM'den Life's Rich Pageant'ın, Bruce Springsteen'den Born in the USA'in dinlendiği, Out of Africa ve Back to the Future filmlerinin sinemalarda sükse yaptığı, Altın Kızlar'ın ABD'de herkesi televizyona kilitlediği bir yıl 1985... İstanbul'da o yıl eğlence hayatı; Taksim Maksim Gazinosu, Caddebostan Maksim, Lunapark Gazinosu, Çakıl Gazinosu, Elmadağ Regine gece kulübü, Büyük Kulüp Sergidoryan, Etiler Şamdan, Çubuklu 29, Yeniköy Sabancı korusu içindeki ŞamSA, Günay Tuncel'in Harbiye'de 'Terzi Mualla'nın altında açtığı Günay Restaurant ve İstanbul'un ilk kapalı 3 bin kişilik diskosu Stüdyo 54 gibi yerlerde dönüyordu. Peki o günden bugüne neler değişti ve nasıl bir gelişme oldu? Çok şey değişti, eğlence hayatı resmen çağ atladı. Özellikle son 10 yılda hem gastronomi açasından hem de eğlence hayatı olarak dünya ile yarışır hale geldik. Hatta bizden daha gelişmiş bazı ülkelerden çok daha iyi durumdayız... 85 yılında Stüdyo 54'ün havası bambaşkaydı; İstanbul Gelişim Orkestrası, MFÖ ve Zerrin Özer'li programlarıyla konuşuluyordu. Hatta ABBA'yı Türkiye'ye getirerek herkesi büyüleyen bir mekân olmuştu. O dönem gece kulübünün VIP bölümüne bırakın rezervasyon yaptırmayı, işadamlarının ve sosyetenin haftalar öncesinden paralarını peşin ödediği bir mekân olmuştu burası. Günay Tuncel hareketlilik getirmek için, 1986 yılında Ece Aksoy ile anlaşıp üst katını Ece Bar yaptı. Ece'yi anlatmaya gerek yok sanırım, o gün bugündür nereye giderse gitsin, müdavimlerini peşinden koşturan biri o... 1986'nın sonunda da Günay Restaurant bugünkü yerine taşındı, Şişli Beytem Han'a...

DISCORIUM UNUTULMAZ
Stüdyo 54'ün başarısını görenler, Zincirlikuyu'da Airport Disco'yu açtı. Bu durum, İstanbul gece hayatında dönüm noktası olmaya başladı. Birçok Türk filminde disko sahnelerinin çekildiği, cumartesi- pazar gençlik matinelerinin yapıldığı ve İstanbul'un, gece hayatında çağ atlamaya başladığı yıllara doğru gidildi. Esas büyük olay da 1986'nın ekiminde patladı. Ahmet-Celal Çapa kardeşler, İstanbul'a fenomen bir disko kazandırdı: Discorium. Gayrettepe Sinan Pasajı'nın alt katında açılan bu mekân dört yıl İstanbul'un en gözde yeri oldu. Kulübün bir ritueli vardı, önce soul ve hip hop çalınır, belli bir zaman sonra açılış yapılırdı. Müzik kesilip, DJ Aydın'ın (Katırcıoğlu) alttan alta verdiği Carmina Burana ile önce ekranlarda diskonun üçgenli logosu görünür, sonra da coşanların görüntüleri ekrana yansırdı. Özetle her şeyin ilkinin yaşandığı bir mekândı burası. Burada konser vermek için kimler gelmedi ki... Mori Kante (Yeke Yeke), Snap (I've Got the Power), Technotronics (Pump up the Jam), Kaoma (Lambada)...

TAKLİT EDİLDİ
1991'de bu şaşaalı mekânı görenler, dünyanın parasını harcayarak Andromeda diye bir mekân açtılar Talimhane'de... Swissotel'in altında da Juliana's adında bir disco açıldı. Ancak her ikisi de bir-iki yıl ilgi gördü, sonra İstanbul gece hayatı küçük butik barlara bıraktı kendini. Diğer tarafta yazları, Sabancı Korusu'ndaki ŞamSA sosyetenin en büyük eğlence yeriydi. Bugünün Reina'sı gibiydi. Korunun kapısının önüne arabayla gelindiğinde, kulüp kapısına kadar sadece bazı müşteriler gidebiliyordu. Herkes arabasını korunun kapısında bırakıp, kulübe yürümek zorunda kalıyordu. Kapıda duran güvenlik şefi Nizam Eren, bugün Etiler Günaydın Et Lokantası'nın ortağı. Tekrar 80'li yılların ortalarına dönmek gerekirse gazinoların da ön planda olduğu yıllar olmuştu o yıllar. Özellikle Bahar Öztan, Serpil Çakmaklı, Oya Aydoğan, Ahu Tuğba gibi isimlerin neon ışıklarında büyük harflerle yazıldığı yıllardı... Tabii Muazzez Abacı, İbrahim Tatlıses gibi isimleri unutmamak gerek.

BİZE ULAŞIN