Festivaller cenneti olduk

Yayıncılığımız da canlıdır. Basılan kitap sayısı geçmişe göre çok artmıştır. Ancak genel okur kitlesi o ölçüde artmadığından, basım adetleri gerilemektedir. Edebiyatımız da enerjiktir. Her tür kitap vardır. Tarih konusunun başlı başına bir ilgi zirvesine ulaşması ilginçtir: Kitaplardan gazete köşelerine... Son çeyrek yüzyılda toplumumuzun hızla yükselen ulusal kimlik arayışı içinde, tarihin böylesine ilgi görmesi doğal gözükmektedir. Ve son dönemin Atatürk filmleri furyasını da bunun bir uzantısı olarak görmek gerekir. Öte yandan, Türklerin bir büyük hayali olan Nobel ödülü bile gerçekleşmiş, Orhan Pamuk bu onura kavuşmuştur. Tıpkı sinemada Cannes veya Berlin ödüllerinin (sırada herhalde Oscar var!) veya müzikte, yıllanmış Eurovision birinciliği hayalinin Sertab Erener sayesinde nihayet gerçekleşmesi gibi... Resim ise büyük atılım yapan bir diğer sanatımızdır. Resme çok geç başladıkları için hep kompleks duyan Türkler, sonunda eserleri dünya fiyatlarının gerisinde kalmayan özgün ve çağdaş sanatçılar yaratmayı başardı: Burhan Doğançay, Ömer Uluç, Erol Akyavaş, Adnan Çoker, Mehmet Güleryüz, Komet, Nuri İyem, Alaadin Aksoy, Balkan Naci İslimyeli, Kezban Arca Batıbeki vs. Heykelde henüz o düzeye gelemediğimiz söylenebilir: Kentlerimizde hâlâ görkemli bir heykel eksikliği ve dikilenlerde de estetik yoksunluğu var. Yine de bu alanda ünlü isimler çıktı. Aynı şey, mimarlığımız için de söylenebilir. Dünya çapında işler yapan bir avuç mimarımızı hatırlayarak...

*SERTAB ERENER FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ...

İKSV'NİN GİRİŞİMLERİ
Pop müziğimiz de gelişen alanlardan biri. Her ne kadar 70'lerin parçaları hâlâ büyük özlemle anılsa da... Üstelik ülkenin dışa açılmasıyla birlikte gerçek dünya sanatçılarını izlemek, son 20-25 yılın eseridir. Öyle ki, özellikle festivallerin katkısıyla bize dek gelmeyen ünlü sanatçı kalmadı gibi. Festival deyince, özellikle İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın (İKSV), önce müzik festivaliyle başlayıp 1982'de sinemaya da eğilen, sonraki yıllarda ise tiyatro ve Bienal'i de kapsayan etkinlikleri hatırlanabilir: Nejat ve Şakir Eczacıbaşı kardeşleri de anarak... Bugün artık Türkiye bir festivaller cenneti. Tüm bu gelişme içinde, medya da büyük atılım yaptı. Yazılı basınımız görkemli bir teknolojik atılım yaparken, görsel medyamız da altyapısı iyi kurulmadan başlamasına karşın çabuk gelişti. Bu tablo içinde, 1985'te yayına başlayan SABAH ve 90'larda ona katılan görsel kardeşi atv'nin elbette büyük yeri var. İki kuruluş da alanlarında çok başarılı oldu ve yeni bir okur/izleyici kitlesi yarattı. Başlarda popüler bir halk gazetesi olarak düşünülen SABAH, önceleri kültür-sanata pek yer vermediyse de, 90'lardan başlayarak bu açığı kapadı. Atilla Özkırımlı ve sonra Refik Durbaş'ın kitap, Ali Hakan'ın sinema, Tufan Aksoy'un sanat sayfaları, sonraları başka isimlerle sürdü. 98'den itibaren benim de katılmamla, sinema olayı bugün SABAH'ta, gündelik basında en geniş biçimde sürdürülüyor. SABAH aynı zamanda, çok satan basın içinde her gün düzenli olarak tam bir sayfasını kültüre ayıran tek gazete olmayı da sürdürüyor. Ayrıca alanlarında uzman Ahmet Örs, Refik Durbaş vb. kültür yazarları olduğu gibi, sık sık kültür ve sanat konularına da eğilen Hıncal Uluç, Erdal Şafak, Nazlı Ilıcak, Hasan Bülent Kahraman, Refik Erduran veya Haşmet Babaoğlu gibi köşe yazarlarıyla, bu konuları insanımızın gündelik yaşamına sokuyor.

BİZE ULAŞIN