Halkı anlamayan merkez medya!

Türkiye'deki değişime ayak uyduramayan merkez medyanın halktan uzaklaştığını belirten gazeteci ve akademisyenler, "Fikren marjinalleştiler" yorumunda bulundu

Perşembe 23.09.2010
Son Güncelleme: Perşembe 23.09.2010
ABONE OL
Türkiye bir süredir önemli bir değişim sürecinden geçiyor. Sermaye dağılımı, nüfus ve siyasi dengelerin değişimi, kuşkusuz gündeme yön veren medyayı da etkiliyor. Sabah Başyazarı Mehmet Barlas'ın kaleme aldığı merkez medyanın bu değişim sürecinde geldiği nokta Sabah Genel Yayın Yönetmeni Erdal Şafak'ın da köşesine konu oldu. Her iki yazar da merkez medyanın artık tanımının içini doldurmadığı ve halktan uzaklaştığı konusunda hem fikir. Özellikle referandum dönemecinden sonra daha da belirgin hale gelen medyadaki değişim tablosunu ve merkez medyanın durumunu Türkiye'nin önde gelen akademisyenlerine ve yazarlarına sorduk. Kimi en baştan merkez medya tanımını yaptı, kimiyse merkez medyanın zaten hiçbir zaman halka yakın olmadığını savundu. Ancak hemen hemen hepsi en önemli unsurun temel gazetecilik ilkelerinin yerine getirilip demokrasiden uzaklaşmamak olduğunu vurguladı. İşte sosyolog, iletişimci ve yazarların ağzından merkez medya tablosu.

Meşruiyetini 28 Şubat sürecinde yitirdi
Prof. Dr. Eser Karakaş (Ekonomist, Star gazetesi yazarı): Medya işlevini iki sınır içinde yapacak. Bir kere anayasanın meşhur demokrasi, laiklik, hukuk devleti ilkesine saygılı olarak yayın yapacak. Ama bir parantez içinde yayın yapacak o parantezin bir tarafında askeri darbelere karşı olmak var, parantezin öbür ucunda da devletin dini kurallara göre işlemesine karşı olmak var. Bu iki parantez içinde köşe yazarlığı yapılacak. Eğer askeri darbeleri destekliyor ve onaylıyorsanız, arkasından gidiyorsanız meşruiyetinizi yitiriyorsunuz. Aynı şekilde din temelli bir devleti savunuyorsanız yine meşruiyetinizi yitiriyorsunuz. Bir kere medya bunun içine girmeli. Yani siz askeri darbeleri savunuyorsanız bırakın merkez medya olmayı medya olmaktan çıkarsınız, hiçbir meşruiyetiniz kalmaz. Aynı şey din kurallarıyla işleyen bir devleti savunmak için de geçerlidir. Adını koyalım Hürriyet gazetesi bırakın merkez medya olmayı, medya olma niteliğini çoktan yitirmiş vaziyette. Çünkü açın bakın 29-29-30 Nisan günleri neler yazmış köşe yazarları. Bir köşe yazarı şiddeti savunursa köşe yazarlığı yapma meşruiyetini yitirir. Bir muhtırayı savunmak ifade özgürlüğü değildir. Normal bir ülkede köşe yazarlığı yaptırmazlar. Merkez medya ne demektir? Bir ortalama okur vardır, onun etrafında nitelikli bir biçimde dolaşır. Ortanca okur tabirini kullandığım medya okurun değer yargılarının etrafında dolaşır. Tam üstüne çakışmak zorunda değildir ama etrafında dolaşır. Kendisine merkez medya diyen Hürriyet'in 29 Nisan 2007 günkü köşe yazarlarını okuyun. Çok büyük bir bölümü "Aslında askeri darbe iyi değildir ama onlar da kaşındı" gibi çok iğrenç yazılar yazdılar. O gün merkez medya olarak yapılması gereken 28 Nisan günü "Bugün hepimiz AK Partiliyiz, hepimiz Tayyip Erdoğanız" başlığı atacaktı. 29 Nisan günü kaldıkları yerden AK Parti'ye muhalefete devam edecekti. Merkez medya bu demekti. Muhtırayı mahkum edeceklerdi.

SABAH yeni amiral gemisine en güçlü aday
Salih Memecan (Sabah çizeri, Medya Derneği Başkanı): Son yıllarda Türk halkı o kadar değişti ki haliyle gazete okuyucu profili de beraberinde değişti. Artık çok farklı ve geniş kesimler gazete okuyor, gazetelere ilan veren şirketlerin mallarını tüketiyor, hizmetlerinden faydalanıyor. Ama eskinin medyası bu değişimin farkına varmakta geç kaldı, o okuyucusunu hâlâ o eski kısıtlı zümre varsaydı. Yeni okuyucu kitlesinin değerlerine ve tercihlerine yabancı kaldı. Merkez medyanın 28 Şubat sürecindeki tavrı bunun en iyi göstergesidir. Şimdi durum daha farklı. Medya çeşitlendi, çok sesli oldu. Değişen okuyucu profili de bu Merkez medyanın merkezini kaydırdı. Bu yeni merkez devletin ve bürokrasinin değerlerinden ziyade halkın değerlerine daha yakın bir yerde duruyor ve de durmak zorunda. Sabah Gazetesi genelde devletten ziyade halkın gazetesi olmuştur. Aksi tavır aldığında da çok ağır bedel ödemek zorunda kalmış, batma noktasına kadar gelmiştir. Halkın değerlerine yakın duran popüler bir gazete olarak bence de Sabah merkez medyanın amiral gemisi olmaya en güçlü adaydır.

Halkı yönlendirmek gazetecilik etiğine ters
Suat Gezgin (İst. Üniv. İletişim Fak. Dekanı): Benim gazetecilik yaptığım dönemlerde gazetecilik mesleği çerçevesinde yapılan görevler çok ciddi bir biçimde ele alınıyordu. Büyük bir saygınlığı vardı. Bu bağlamda da halka inilmesi, halkın sorunlarını gündeme taşımak ve bunun takipçiliği söz konusu idi. Ancak şu anda bunun yapıldığını görmüyorum. Sebebi ise havuzda oluşturulan haberlerin aynı gazetelere dağılımı ve yayılması. Bir çeşit kandırmaca mı oynanıyor bilemiyorum. Her ilde, ilçede muhabir ve ajanslar vardı. Haber akışı detaylı bir biçimde sağlanır ve bu ayrıntılı haberlerle kamuoyu oluşturulurdu. Gazetecilik mesleğini yapan da köşe yazarı da objektif düşüncelerini yansıtmalıdır. Kamuoyu bu şekilde yönlendirilmelidir. Eğer politikacılık yapmak düşünülüyorsa, halkı evet ya da hayır'a yönlendirecek şekilde reklam kampanyasına dönüştürülürse bu gazetecilik etiğine de ters düşer. Her düşünceye saygı şart, referandum olgusu çerçevesinde yönlendirme yapmak, karşıt görüşlere aşırı tepki göstermek meslek etiğine aykırı.

Yakında tavır almayan gazete olmayacak
Serdar Turgut (Habertürk gazetesi Yazarı): Her kitlenin, her grubun görüşünü yansıtmak yolunda bir amaç koyarsanız, merkez tanımını yapamazsınız. Çünkü o gazeteden çok süpermarkete benzer. Çeşitli fikirler içinde olur. Eğer bir merkez olacaksanız gerçek bir merkezi tayin etmek için hangi kesimden yana olacağınızı açıkça ortaya koymak lazım ve neden ondan yana olduğunuzu söylemek lazım. Ancak böyle gerçekten merkez olunabilir. Bugün o tür kitle gazeteleri yok olmaya doğru gitmektedir. Tavır almayan gazeteler olamayacaktır yakında. Çünkü artık bu tür gazeteler okuyucuya bir şey verememektedir. Yani her fikrin içinde bulunduğu, bütün görüşleri yansıtan haberler olsun, yorumlar olsun diye çıkmak ne aradığını bilen okuyucuyu tatmin etmez.

Şimdiye kadar merkez olanlar marjinalleşiyor
Doç. Dr. Ferhat Kentel (İstanbul Şehir Üniversitesi Öğretim Görevlisi, Taraf yazarı): Merkez medya, liberal demokrasilerde yerleşik düzenin "kabul edildiği", "meşrulaştığı" ortalama kamuoyu yaratma aracıdır. Yani esas olarak iktidar aracıdır. Hegemonik bir işlevi vardır yani bir yandan temel olarak toplumda varolan egemenlik ve iktidar ilişkilerini yeniden üretmek için egemen sınıfların ideolojisini zamana adapte edip iletirken, diğer yandan egemen sınıfla alakası olmayan alt sınıfların duygularına tercüman olur gibi yaparak onları düzene çeker, düzenin onlar tarafından kabulünü kolaylaştırır. Borsayla, hür teşebbüsle alakası olmayan insanlar bu kavramları savunur hale gelir. Türkiye'deki 'merkez medya'da varolan Kemalist-laikçi soslu kapitalist düzenin medyasıydı ve ürettiği ana mesaj esas olarak bu bileşenler etrafındaydı. Diğer yandan da popülist temalarla, iç gıcıklayıcı haberlerle, arka sayfa güzelleriyle, futbol fanatizmiyle ve her şeyden önemlisi milliyetçi gaza getirmelerle "makbul" ortalama insanın "rızasını" sağlıyordu. Ve tabii ki düzen -radikal değil- tedrici bir şekilde değiştikçe, egemen kapitalist sınıflar içindeki ilişkiler değiştikçe, şimdiye kadar "merkez" olan medya "merkez" olmaktan çıkıyor, fikren marjinalleşiyor. Yani aslında merkez medya zaten hiçbir zaman "halka yakın" olmadı; belki hegemonyanın altındaki halkın o medyadan başka çaresi yoktu. Ama bir zamandır, o halkın içinden çıkan hareket düzeni değiştirdikçe, hegemonya ilişkileri ve merkez de değişiyor. Bu durumda eski merkez medya, ya eskisi de tipik bir iktidar organı olarak -her iktidar gibi- yeni zamanlara adapte olacak... Ya da "eski rejimin" "gerici" organları (mesela "kralcılar" gibi) olarak bir müddet daha eksantrik, anakronik varlıklar olarak varlıklarını sürdürecekler.