Peygamber'in Kerbela'da koparılan çiçeği: Hz. Hüseyin

Hz. Muhammed, torunları olan Hz. Hüseyin ile kardeşi Hasan'a "cennet gençlerinin efendisi" ve "benim çiçeklerim" diye hitap ederdi. "Güzel, güzelcik" anlamına gelen "Hüseyin" ismini de bizzat dedesi Hz. Muhammed kulağına ezan okuyarak verdi

  1. Haberler
  2. Yaşam
Perşembe 16.12.2010 ABONE OL
ÖNSÖZ
Toplumumuzda en çok rastladığımız isimlerden birisi 'Hüseyin'dir. Ailemizde, yakınlarımızda veya çevremizde mutlaka Hüseyin ismini taşıyan birisi vardır. Tıpkı Peygamber'in ismi Muhammed'in kültürümüze uyarlanmış şekli olan Mehmet, yine Peygamber'in isimlerinden biri olan ve seçilmişliğini ifade eden Mustafa isimleri gibi. Tıpkı Peygamber'in himayesinde büyüyen ilim şehrinin kapısı Ali ismi gibi. İnsanımız Yüce Yaratıcı'nın değerli elçisi Hz. Muhammed'e yürekten iman edip candan sevdiği gibi, onun âlini yani ehli beytini de içtenlikle sevmiş, çocuklarına Fatıma, Ali, Hasan, Hüseyin gibi isimler koyarak bunu somutlaştırmıştır. Ancak, belirtilmelidir ki, Hüseyin'in yeri biraz daha ayrıcalıklı olmuştur. O'nun uğradığı haksızlık, çöllerde maruz bırakıldığı susuzluk, vahşice akıtılan kanı hep gözleri yaşartmış, ciğerleri sızlatmış, gönülleri kanatmıştır. Evet, abartısız ifade etmek gerekir ki, Hüseyin bütün Müslümanların içtenlikle sevdiği bir kişiliktir. Çünkü Peygamber onu sevmiş, ümmetinin onu sevmesini istemiştir. Hüseyin de imanı, Hak'ka bağlılığı ve cesareti ile buna layık olduğunu göstermiştir. Kerbela... Kutlu elçinin göz bebeği, müminlerin sevgilisi Hz. Hüseyin'in temiz kanının aktığı yer. Acının, matemin, hüznün adı. Hz. Hüseyin'i seven bütün Müslümanların ortak acısının, ortak hüznünün, ortak gamının adı. Kalp dağlayan, yürek yakan bir acının. Bu kısa yazı dizisinde ortak sevgi Hz. Hüseyin'in tarihi kişiliği ve erdemlerine, ortak acı Kerbela olayının seyri ve sonuçlarına değinilecektir. Yararlı olması dileğiyle...
Doç Dr. İlyas Üzüm
***
Kan dökme, zulüm ve katliam insanlık tarihi kadar eskidir. İnsan bir taraftan doğasında "kan dökme" özelliği bulunan, bir taraftan da vicdanı olan ve her çeşit haksızlıktan rahatsızlık duyan bir varlıktır. Vicdanına yahut vahiyle üflenen onunla paralel gerçekliklere kulak vermeyenler bir şekilde haksızlıkların, cinayetlerin içinde olabilmişlerdir. Bu bağlamda tarih, adalet timsalleri ve merhamet abideleriyle dolu olduğu gibi cinayetler ve katliamlarla da doludur. Aslında tarihin her döneminde ve yeryüzünün belki de her bölgesinde Kerbelalar yaşanmıştır ve yaşanmaktadır. Ancak Kerbela'yı Kerbela kılan, orada yaşanan dram değil yalnızca, aynı zamanda bu dramı yaşayan başkahramanın sevgili Peygamberimiz'in torunu Hz. Hüseyin olmasıdır. Hz. Hüseyin Hz. Peygamber'in kutlu kızı, cennet kadınlarının gözdesi, müminlerin annesi Hz. Fatıma'nın oğludur. Hz. Hüseyin Hz. Peygamber'in damadı, ilim şehrinin kapısı ve evliyalar şâhı Hz. Ali'nin oğludur. Hz. Hüseyin Kur'an'da her türlü kirden arındığı belirtilen, bütün Müslümanların "âl-i Muhammed" diye dua ettiği ehl-i beytin değerli bir üyesidir. Hz. Hüseyin, nihayet, peygamberler zincirinin son halkası, iki cihan güneşi, Allah'ın habibi Hz. Muhammed'in güzide torunudur. Onun kokladığı, sevip okşadığı, kardeşi Hasan'la birlikte "cennet gençlerinin efendisi" dediği ve yine ikisini birden kast ederek "benim çiçeklerim" buyurduğu şahsiyettir. Allah resulünün bu çiçeğinin Kerbela'da acımasızca kopartılması, onun ve yakın arkadaşlarının siyasi ihtiraslar uğruna hunharca katliama maruz kalması bu olayın duygulara kazınmasına yol açmış, müminler asırlar boyu göz yaşı dökmüşlerdir. Peygamber'in bu güzide torunu, Müslümanların ortak sevgi pınarlarından biri olan Hz. Hüseyin'in kısaca biyografisine bakalım önce.

Adı bizzat Peygamber tarafından konuldu
Hz. Hüseyin 10 Ocak 626'da Peygamber şehri Medine'de doğdu. Babası Hz. Ali bir yıl önce doğan diğer oğlu Hz. Hasan'a olduğu gibi "Harb" yahut "Cafer" ismini vermeyi düşündü ise de durumu Peygamber'in tercihine bırakmayı daha doğru buldu. Dedesi Hz. Muhammed çocuğu kucağına alarak kulağına ezan okudu ve kendisine "güzel, güzelcik" anlamına gelen "Hüseyin" ismini verdi. Hz. Peygamber, Hüseyin'in yedinci gününde "akika kurbanı" kesilmesini emretti. Yine onun emriyle çocuğun saçları tıraş edildi ve Allah'a şükrün bir gereği olarak saçlarının ağırlığı adedince gümüş fakir ve yoksullara dağıtıldı. Ayrıca Hüseyin aynı gün sünnet oldu.

Altı yaşına kadar Peygamber'le yaşadı

Hz. Abbas'ın hanımı Ümmüfadl, gördüğü bir rüyayı Hz. Peygamber'in yorumlaması ve müjdesi çerçevesinde Hz. Hüseyin'in süt anneliğini yaptı. Hz. Hüseyin aile eğitimini annesi ve babasının yanında öncelikle ve özellikle dedesi Resulullah'tan aldı. Hz. Peygamber sadece dede-torun ilişkisine bağlı olarak değil, aynı zamanda onun ve soyundan gelecek olanların İslam'a yapacağı hizmeti hissederek, yahut Allah'ın ona bildirmesiyle bilerek onunla özel bir bağ geliştirdi. Zaman zaman onu ağabeyi Hasan'la birlikte mescide götürdü, onlara dualar öğretti. Sırtında taşıdı, derin bir şefkat gösterdi. Hz. Peygamber 630 yılında Necran'lı Hıristiyan heyetiyle yaptığı ahitleşme sırasında nazil olan Mübâhele ayetinin (Âli İmrân 3/61) gereğini yerine getirmeye hazırlanırken, yakın akrabası arasında Hz. Hüseyin'i de bulundurdu. Diğer taraftan Kur'an-ı Kerimde "Ey Ehl-i beyt! Allah sizden her türlü kiri gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister" (Ahzâb 33/33) ayeti üzerine Hz. Peygamber "ehl- beyt" arasına Hz. Hüseyin'i de katarak onlara dua etti. Hz. Peygamber vefat ettiğinde altı yaşında olan Hz. Hüseyin, yaşının küçüklüğü dolayısıyla, gerçekleştirilen seriyye ve gazvelere iştirak edememiş, ancak dedesi Hz. Muhammed vasıtasıyla gelen ilahi dinin güzelliği çocuk hissiyatının bütününü kaplamıştır.

Babasının yanında ve izinde

Hz. Hüseyin çocuk yaşta olması dolayısıyla, birinci halife döneminde gerçekleşen irtidât (dinden dönme) hareketlerinin bastırılmasında ve fetih faaliyetlerinde yer almadı. İkinci halife ve üçüncü halifenin hilafetinin ilk altı yılında ise babasının yolunu izledi. Siyasi faaliyetlerden genellikle uzak durdu. Kaynakların yansıttığı bilgilere göre Peygamber torunu olarak daima hürmet gördü, Divan'dan bu yakınlığına paralel kendisine "atiyye"ler (pay) verildi. Üçüncü halife döneminde ağabeyi Hz. Hasan ile birlikte 650 yılında Taberistan seferine katılan Hz. Hüseyin, halifenin hilafetinin ikinci yarısından sonra ortaya çıkan ihtilaflarda babasının verdiği görevler çerçevesinde diğer sahabî gençleriyle birlikte halifeyi koruma görevi aldı. İki aya yakın bu görevini başarıyla sürdüren Hz. Hüseyin halifenin şehadetinden büyük üzüntü duydu. 24 Haziran 656'da babası Hz. Ali'nin hilafete geçmesiyle birlikte kendini siyasi olayların içinde bulan Hz. Hüseyin, babasını takip ederek Kufe'ye geçti, bütün seferlere iştirak etti. Bu bağlamda Cemel, Sıffîn ve Nehrevân savaşlarına katılan Hz. Hüseyin büyük yararlılıklar ortaya koydu.

Ağabeyi Hz. Hasan'a itaat

Hz. Ali Haricî bir isyancı tarafından yaralandığında oğullarına daima hak ve adaleti gözetmeleri, inanç ve düşüncelerinden taviz vermemeleri yönünde öğütlerde bulunup, birkaç gün sonra da şehit edildiğinde (28 Ocak 661) Hz. Hüseyin başta olmak üzere taraftarları büyük oğlu Hz. Hasan'ın etrafında toplandı. Onun altı ay sonra Muaviye ile belli şartlar altında anlaşma yapıp hilafetten çekilmesini ise Hz. Hüseyin onaylamadı, ancak ona itaat etmekten de geri durmadı. Muaviye'nin Emevi devletini kurmasından sonra Hz. Hüseyin bilâhare Medine'ye intikal ederek vaktini ilim ve ibadetle geçirmeye başladı. Kufeliler'in başlarına geçmesi için davet nitelikli mektuplarına itibar etmedi. Ağabeyinin zehirlenerek şehit edilmesinin (28 Mart 670) ardından büyük rahatsızlık duydu, Ümeyye oğullarının ince ve sinsi faaliyetlerini çok iyi okudu, fakat siyasi etkinliklerden uzak kalmaya devam etti. Muaviye'nin, olumsuz kişiliği ile bilinen oğlu Yezid'i veliaht tayin etmesi bardağı taşıran son damla oldu. Müslümanların büyük çoğunluğu gibi Hz. Hüseyin buna şiddetle tepki gösterdi. Bu tepki onu Kufe yollarına düşürdü. Nihayet gelişen olaylar onun Kerbela'da şehit edilmesine kadar uzandı.

Hz. Peygamber'e Hüseyin'in 'baş'ına gelecekler haber verildi
Bazı hadis kaynaklarında, Hz. Peygamber'e torunu Hüseyin'in "baş"ına geleceklerin bildirildiği ifade olunmaktadır. Söz gelimi, bunlardan birisinde, Ümmü'l-Fadl binti Hâris'in bir gün Resulullah'ı göz yaşı içinde bulduğu, sebebini sorduğunda onun şöyle cevap verdiği belirtilmektedir: "Bugün bana Cebrail geldi ve ileride ümmetimden bir gurubun Hüseyin'i öldüreceğini bildirdi. Sonra da bana kızıl bir toprak getirdi" (İlgili rivayetler için bk. Fîrûzabâdî, Fedâilü'l-hamse, III, 336-342).

Hz. Hüseyin Peygamber'e benzerdi
HZ. Hüseyin, fiziki özellikleri bakımından dedesi Hz. Peygamber'e çok benzerdi. Bunu Hz. Ali şöyle ifade etmiştir: "Oğlum Hasan, göğsünden başına kadar olan kısmında, diğer oğlum Hüseyin de bundan aşağı olan kısmında Hz. Peygamber'e çok benzerdi" (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 108).

Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in bir adama abdest almayı öğretmesi
Bazı kaynaklarda şöyle nakledilmiştir: "Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin abdest almaya çalışan yaşlı bir adam gördüler. Adam abdest almayı bilmiyordu. İki kardeş adamı incitmemek üzere, abdest konusunda birbiriyle konuşmaya başladılar. Arkasından adama dönerek, "hangimizin doğru olduğuna siz karar verin" deyip ikisi de doğru abdesti aldılar. Bu sevimli ve kibar çocukları yakından izleyen erdemli adam, "İkiniz de güzel abdest aldınız, ama bu bilgisi az ve yaşlı kişi doğru abdest almadı" dedi. Ardından kendilerine teşekkür etti".

BUGÜN NELER OLDU