Kerbela faciası

Hür, Kerbela denilen yerde Hz. Hüseyin'i kuşatarak erzak temin etmesini engelledi. Ömer b. Sa'd da su yolunu kesince kadın ve çocuklar 'su' diye inlemeye başladı

  1. Haberler
  2. Yaşam
Cuma 17.12.2010 ABONE OL
Kerbela faciası İslam tarihi kaynaklarında genişçe yer almıştır. Ancak facia her tarihi olay gibi detayda yer yer kapalılıklar, yer yer de farklılıklar içinde anlatılmıştır. Kimi zaman ise, özellikle geç dönem kaynaklarında, olayın fazlasıyla dramatik olan karakteri yazarların kalemini kontrolden çıkarmış, facia uzun diyaloglar, hayalî ve gerçek dışı sahnelerle aktarılmıştır. Öyle ki konuyu temel kaynaklar çerçevesinde araştıran bir yazar şöyle demek zorunda kalmıştır: "Tarihi Kerbela olayı uydurma sahnelerle doludur. Eğer Muharrem ayının onunda Hüseyin için göz yaşı dökülecekse, aynı zamanda Kerbela olayının böylesine tahrifat ve değişikliklerle anlatılmasına da göz yaşı dökmek gerekir!" Burada, kaynak kritiği yapmaksızın ve ayrıntılara girmeksizin olayın önemli aşamalarına ortak anlatımlar çerçevesinde temas edilecektir.

Yezid hilafete getiriliyor

Muaviye b. Ebî Süfyan Hz. Hasan'la anlaşma yapıp Şam'da Emevi devletini kurduktan sonra 20 yıldan fazla hilafette kaldı (661- 680), hayatının sonlarına doğru, devletin ileri gelenleriyle bazı görüşmeler yaparak oğlu Yezid'i veliaht tayin etti. Bu suretle Muaviye hilafetten saltanata giden yolu açmış oldu, öldükten sonra da Yezid hilafet makamına oturdu. Yezid'in hilafete getirilmesi, gerçekte, Kerbela faciasını fitilleyen ilk olay oldu. Kaynaklarda dinî duyarlılıktan uzak, sevimsiz ve olumsuz kişiliği ile tasvir edilen Yezid iktidara gelir gelmez, Medine valisine mektup yazarak ashabın bazı büyükleri gibi kendisine biat etmeyen Hz. Hüseyin'in biatını sağlamasını emretti. Gelişmeleri yakından takip eden Hz. Hüseyin, Yezid gibi bir şahsiyete biatının mümkün olmadığını belirtti ve talebe olumlu cevap vermedi. Ardından başta üvey kardeşi Muhammed b. Hanefiyye olmak üzere bazı kişilerle görüşmeler yapıp yakınlarını yanına aldı ve değerlendirmelerde bulunmak üzere Medine'den ayrılarak Mekke'ye intikal etti.

Kufeliler Hz. Hüseyin'e davet mektubu gönderiyor

Hz. Hüseyin Mekke'de kaldığı dört aylık süre zarfında Kabe'yi tavaf edip umre yaptı, ayrıca çeşitli görüşmeler gerçekleştirdi. Bu arada Kufe'lilerden üç defa ısrarlı davet mektubu aldı. Hz. Hüseyin'in Yezid'e biat etmeyerek Mekke'ye geldiğini öğrenen Kufeliler Süleyman b. Surad'ın önderliğinde toplanarak onu Kufe'ye çağırmaya karar verdiler. Bu vesile ile yazdıkları ilk mektupta Yezid'in Kufe valisinin arkasında namaz kılmadıklarını, ikinci mektupta ilaveten vergi vermediklerini ifade ederek zeminin elverişli olduğunu, Kufe'ye geldiğinde kendisine biat edeceklerini belirttiler. Üçüncü mektupta ise ona şöyle seslendiler: "Ey Ümmetin göz bebeği! Biz ne kadar günahkâr kimseleriz ki baban Ali ve ağabeyin Hasan'a itaatte kusur ettik, kıymetlerini bilemedik. Şimdi de Yezid'in mihnet yükü altında eziliyoruz! Kusurlarımızı itiraf ediyoruz! Lütfen bizi bağışla ve bizi ümitsiz bırakma!" Ayrıca bu müşterek mektuplardan başka Hz. Hüseyin Kufe'nin ileri gelenlerinden de birçok mektup aldı. Bütün mektuplarda talep ortaktı: "Kufe'ye gel, sana biat edelim!" Bu ısrarlı ve samimi görünen mektuplar karşısında Hz. Hüseyin yerinde incelemeler yapmak üzere amcasının oğlu Müslim'i Kufe'ye göndermeye karar verdi.

Müslim b. Akil Kufe'ye gidiyor

Hz. Hüseyin tarafından Kufe'ye gidip durumu tespit etmekle görevlendirilen Müslim b. Akil önce Medine'ye gelip yakınlarıyla vedalaştı, ardından kılavuzlar tutarak yola çıktı. Müslim güçlüklerle dolu bir yolculuğun ardından 9 Temmuz 680 tarihinde şehre ulaşmayı başardı Şehirde büyük bir ihtişamla karşılanan Müslim, Muhtar b. Ebî Ubeyd'in evine misafir oldu, Hz. Hüseyin adına biat almaya başladı. 12.000 veya 18.000 kişi kendisine biat etti. Müslim gözlediği bu olumlu havayı Hz. Hüseyin'e yazdığı mektupta detaylıca beyan etti. Bu açıklamalar bir taraftan Hz. Hüseyin'i memnun ederken bir taraftan sefer hazırlıklarına hız vermesine vesile oldu. Bu arada Müslim'in Hüseyin lehine faaliyetlerinden haberdar olan Kufe valisi Numan b. Beşir halkı bu tür işlerden uzak durmaları gerektiğine yönelik uyarılarda bulundu, aksi halde güç durumda kalacaklarını belirtti. Ancak Emevi yanlısı olan Abdullah b. Müslim valinin nasihat ve uyarılarını yeterli görmedi, olayları önlemede zayıf kaldığını ifade ederek itirazda bulundu, bununla da yetinmeyerek yazdığı mektupla olup bitenleri Yezid'e bildirdi.

Yezid, Kufe Valisini değiştiriyor

Yezid, Kufe'de iktidarı aleyhine gelişen olaylardan haberdar olur olmaz valiyi azletti, yerine Ubeydullah b. Ziyâd'ı atadı. Daha doğrusu sertlik yanlısı olan ve Basra valiliğini yürüten İbn Ziyad'a Kufe'nin de idaresini verdi, ondan olaylara müdahale etmesini istedi. Ubeydullah Kufe'ye gelir gelmez sert bir konuşma yaptı ve halkı sindirdi. Şöyle dedi, yaptığı konuşmada: "Halife beni şehrinize vali tayin etti. Bana mazlum olanlara iyilik etmeyi, asi ve fitnecilere karşı katı davranmayı emretti. İyi davrananlarınıza iyi, fitneye yol açanlara ve fitnecilere yardım edenlere de kılıçla karşılık vereceğim". Ubeydullah'ın asi ve fitneci dediği Müslim ve ona yardım edenlerdi. Nitekim o böyle konuşmakla kalmadı, Müslim'e yardım ettiği bilinen bazı kimselerin başını vurmakta tereddüt göstermedi, ayrıca Müslim'in bulunduğu yeri bildirenleri mükafatlandıracağını söyledi.

Müslim b. Akil şehit ediliyor

Vali Ubeydullah tehditkar konuşmalarının ardından Müslim'i yakalamanın peşine düştü. Onu bulan yahut bulunduğu yeri haber vereni ödüllendireceğini, evinde saklayanı ise başını evinin önünde astıracağını tekrarladı. Bu konuşmalardan haberdar olan Müslim güvenilir bulduğu Hânî b. Urve'nin evine sığındı. Bazı kimselerin ihbarıyla durumu öğrenen vali derhal harekete geçerek Hânî'yi yakalatıp sorgulattı, Müslim'i teslim etmesini istedi. Bunu kabule yanaşmadığı için de Hânî'yi sarayında hapsetti. Vahametin giderek arttığını gören Müslim, adamlarıyla birlikte saraya yürümeye karar verdi. Bu arada vali bir taraftan Kufe eşrafını yanına alarak, bir taraftan askeri birlikler çıkartarak, bir taraftan da kendisine itaat edenlerin kurtulacağını belirterek harekete geçti. Hareket çok geçmeden başarıya ulaştı, Müslim'in etrafındakiler birer birer dağılmaya başladı. Binlerce kişiden sadece otuz kadar samimi taraftarıyla baş başa kalan Müslim, gizlenmek zorunda kaldı. Ancak gizlendiği yeri öğrenen vali, Müslim'i yakalatıp öldürttü, ayrıca Hânî'nin de başını vurdurdu.

Hz. Hüseyin yola çıkıyor

Kufe'deki yeni gelişmelerden haberdar olmayan Hz. Hüseyin sefer hazırlıklarını sürdürdü. Bu arada onun Irak'a gitmekte ısrarlı olduğunu gören Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Ömer gibi önemli isimler kendisiyle görüşerek bu fikirden vazgeçmesini teklif ettiler. O ise her defasında farklı düşündüğünü belirtti. Bu hususta büyük gayret sarf edenlerden İbn Abbas, bir keresinde, kendisine şöyle söyledi: "Amcamın oğlu! Kendimi sabretmeye zorluyorum ama sabredemiyorum. Eğer düşündüğünü yaparsan başına bir felaket geleceğinden korkuyorum. Iraklılar sözünde durmayan insanlardır. Onlara sakın güvenip yaklaşma. Burada kal. Sen Hicazlıların efendisisin. Eğer onlar sana yazdıkları gibi gerçekten seni istiyorlarsa sen de onlara yaz. Önce beldelerindeki valilerini ve düşmanlarını çıkarsınlar. Ondan sonra git." Hz. Hüseyin bu ve benzeri sözleri kabule yaklaşmadı. Çünkü o neyi amaçladığını, kime karşı çıktığını, niçin karşı çıktığını iyi biliyordu. Nihayet Hz. Hüseyin sefer hazırlıklarını tamamladıktan sonra başta yakınları olmak üzere küçük bir askeri birlik olarak Kufe'ye gitmek üzere Zilhicce'nin sekizinci günü (9 Eylül 680) yola çıktı. Kaynakların yansıttığı bilgilere göre, yolda birçok kimse Hz. Hüseyin'e sevgi ve bağlılığını dile getirdi, bazıları da kendisine refakat etti. Yolda karşılaştığı ilginç isimlerden birisi de şair Ferazdak oldu. Hz. Hüseyin'in Iraklıların durumunu sorması üzerine Ferazdak şöyle dedi: "İnsanların kalpleri seninle, fakat kılıçları Emeviler iledir. Bununla birlikte kaza gökten iner ve Allah dilediğini yapar". Hz. Hüseyin ise, "Evet, iş Allah'ındır. Kaza isteğimize uygun olursa Allah'a hamd ederiz, farklı olursa da iyi niyetli ve takva sahibi kimseler buna gam yemez" deyip yoluna devam etti.

Hz. Hüseyin Kufe'deki gelişmeleri öğreniyor

Hz. Hüseyin yolculuğunu sürdürürken Medine valisi Amr b. Said'den bir mektup aldı. Vali mektubunda geri dönmesini, Medine'ye teşrif etmesi halinde kendisini himaye edeceğini beyan ediyordu. Peşinden Abdullah b. Cafer de bir mektup yollayarak Allah adına ant verdi ve yola devam etmemesini istediğini tekrarladı. Ne var ki yola çıkmadan önceki talepler gibi bu talepler de Hz. Hüseyin'in kararlılığına gölge düşürmedi, onu yolundan alıkoymadı. Nihayet Sa'lebiyye denilen yere geldiklerinde Hz. Hüseyin Kufe'deki son gelişmelerden haberdar olma imkanı buldu. Olay mahallinden gelen haberciler Kufe'deki olayların çok olumsuz seyrettiğini, Müslim b. Akil'in şehit edildiğini, valinin şehirde dehşet havası estirdiğini, insanların korkup valinin yanında yer aldıklarını anlattılar. Hüseyin beraberinde bulunanlara aldığı yeni haberleri aktardı, ardından dileyenlerin kendisiyle gelebileceğini, dileyenlerin ise dönebileceğini ifade eden bir konuşma yaptı. Bu konuşma üzerine başta yakınları ve Müslim'in çocukları olmak üzere samimi taraftarları kendisiyle geleceklerini bildirdi, diğerleri artık Kufe'nin tehlikeli olduğunu düşünerek kafileyi terk etti. Hz. Hüseyin bir taraftan Müslim'in şehit edilmesinden duyduğu üzüntü, bir taraftan dileyenlere geri dönme imkanı tanımış olmanın huzuru içinde yolculuğuna devam etti.

Hz. Hüseyin Kerbela'da kuşatılıyor

Kufe Valisi Ubeydullah, Müslim'i ve sadık taraftarlarını devre dışı bırakmış olmakla her şeyin bitmediğini düşündü, Hz. Hüseyin'in kafilesiyle Kufe'ye doğru gelmekte olduğunu öğrenince tedbirler almaya başladı. Bunun için ilk iş olarak Hür b. Yezid komutasında bin kişilik süvari birliği hazırlayarak Hz. Hüseyin'in üzerine gönderdi. Hür, Kerbela denilen yere kadar ulaşmış olan Hüseyin'i burada kuşattı, aldığı emirler doğrultusunda onun ve adamlarının su ve erzak teminini engelledi. Hz. Hüseyin yaptığı konuşmada kimliğini ve amaçlarını dile getirip kuşatmayı kaldırmaları talebinde bulunmuşsa da Hür, "Bize seni Vali Ubeydullah'a götürme emri verildi" diyerek bunu reddetti. Bunun üzerine Hz. Hüseyin, "ölüm bundan daha iyidir" diyerek ölmekten ve öldürülmekten çekinmediğini haykırdı.

Hz. Hüseyin Kerbela'da susuz bırakılıyor

Hz. Hüseyin sadece kendisine değil, yakınlarına özellikle kadınlara ve çocuklara karşı reva görülen zulümden ve yaptığı tekliflerin reddedilmesinden büyük üzüntü duydu. Ertesi gün etrafına baktığında, çevresinin Ubeydullah'ın talimatıyla gönderilmiş olan Ömer b. Sa'd komutasında 4000 kişilik yeni ve zinde bir kuvvetle tekrar sarıldığını gördü. Ömer komutayı Hür'den devraldı. Aslında Deylemliler'in isyanını bastırmak üzere hazırlanan ve karşılığında Ömer b. Sa'd'a Rey valiliği vaat edilen bu birlik, valinin talimatı ile Hz. Hüseyin'in üzerine gönderilmişti. Ömer b. Sa'd birkaç defa Hz. Hüseyin'le görüştü, Ömer, Hz. Hüseyin'in makul ve masum isteklerini İbn Ziyad'a yazdı. Ancak Vali İbn Ziyad Hz. Hüseyin'in Yezid'e biat şartını ısrarla gündemde tuttu, biatın gerçekleşmemesi halinde isteklerinin dikkate alınmamasını istedi, ayrıca Hüseyin'in yumuşamaması durumunda su yollarını tutarak susuz bırakılmasını bildirdi. Kalbi tasvip etmese bile Rey valiliğini kaçırmak istemeyen Ömer b. Sa'd, valinin talimatlarına uyup 500 kadar askeriyle su yollarını tuttu, Hz. Hüseyin'in ve adamlarının nehirden su almalarını önledi. Böylece uzun ve yorucu günler geçirerek Kerbela'ya gelmiş olan Hüseyin'in kafilesi ciddi sıkıntılara maruz kaldı, susuzluk had safhaya ulaştı. Kırbalardaki su tükendi, her geçen saat kadınlar ve özellikle çocuklar "su" diye inlemeye başladı. Ne var ki taşlaşmış kalplerde en küçük bir yumuşama gözlenmedi. Meselenin giderek daha da karmaşık bir hal aldığını gören Hz. Hüseyin Ömer b. Sa'd ile son bir görüşme yaparak Hicaz'a geri dönmeye izin verilmesi yahut Şam'da bizzat Yezid'le görüşmesinin sağlanması veya bir sınır şehrine gönderilmesi gibi seçenekler sundu. Ömer b. Sa'd bu teklifleri Vali Ubeydullah'a iletti. Ancak ileri gelenlerden biri olan Şemir b. Zilcevşen, valiye Hüseyin'i bu halde iken elinden kaçırmaması gerektiğini, aksi halde ileride sıkıntılara girebileceğini söyledi, onu tahrik etti. Vali de İbn Sa'd'a Hüseyin'i biata mecbur etmesini, aksi halde gerekeni yapmasını, yapmaması halinde komutanlığın Şemir'e devredileceğini, başının da alınacağını ifade eden bir mektup yazdı. Bunun üzerine Ömer b. Sa'd Hz. Hüseyin'in konumunu bilmesine rağmen gerek Rey valiliğini kaçırmamak gerekse başından olmamak için Hüseyin'in üzerine gitmeye karar verdi.

BUGÜN NELER OLDU