Ağlama sine dövme zincirleme

  1. Haberler
  2. Yaşam
Pazar 19.12.2010 ABONE OL
Ağlanması gereken durum ve hallerde ağlamak insanî bir özelliktir kuşkusuz. Üzülmek kalbin ağlaması ise göz yaşı kalbin ağlamasına gözlerin katılmasıdır. Kerbela dramı kalpleri ağlatır, göz yaşlarını harekete geçirir her Ehl-i Beyt sevgisine sahip yürekte. Oranı, derecesi ne olursa olsun Kerbela'yı okuyan, dinleyen, hatırlayan her insan ağlamıştır; az veya çok, sessiz veya sesli. Masumiyete. Hüseyin ve yârânının çöllerde susuz bırakılıp vahşice kıyılmasına. Ehl-i sünnet diye anılan genel çoğunluk, diğer topluluklar gibi Hüseyin'i samimiyetle bağrına basmış, Kerbela'da onun "baş"ına gelenlere üzülmüş, için için ağlamıştır. Hz. Peygamber'in "bedene eziyet ederek ağlamayı yasaklayan" hadislerini (meselâ Buharî, "Cenâiz", 40, 46)) göz önünde bulundurarak hüzün ve ağlamasını kalp ve duygularıyla sınırlı tutmuştur. Elbette bu hüzün ve ağlama bazı kalplerde daha yoğun olmuş, bazılarında daha sınırlı kalmıştır. Alevi ve Bektaşi toplulukları "Muharrem erkân"ında Hüseyin için göz yaşlarını akıtırken o yaşların titrettiği sinelerine vurmuşlardır hafif hafif. Başka bir ifadeyle "sine döverek" ağlamışlardır onlar Hüseyin'e. Mersiyeler eşliğinde. Şii-Caferi topluluklar ise daha çok odaklanmışlardır Hüseyin'in dramına. Sine dövüp göğüslerine vurarak, kimi zaman sırtlarını kanatırcasına "zincir"leyerek. Kimi zaman ise bazı yerlerde "baş yararak", Hüseyin için "alnında yara açıp kan akıtarak". Tarih kaynaklarına göre Şii dünyada matemin kurumsallaşması, Büveyhîler döneminde, 963 yılında Muızzu'ddevle'nin girişimleriyle başlamış ve günümüze kadar gelmiştir. Her geleneğe saygı duymak gerekir elbette.

BUGÜN NELER OLDU