Çık dışarı!

  1. Haberler
  2. Yaşam
Pazar 19.12.2010 11:59 ABONE OL
Benimki, meydan okumak ya da kavga etmek için yapılan bir çağrı değil. Bireysel silahlanmayı savunanların ekmeğine yağ sürecek bir destek hiç değil.

Benimki, eğlenmek, iyi vakit geçirmek, anı yaşamaktan keyif almak, yalnızlıktan kurtulmak, kalabalıklara karışmak için içimden gelen bir haykırış.

Malum, haftasonu. Dışarı çıkmanın planları yapılıyor, arkadaşlarla, aileyle, sevenler ve sevilenlerle. İstanbul kazan, biz kepçe. Meyhanesinden gece kulübüne, türkü barından klasik müzik konserine, sinemasından müzikholüne, restoranından aile çay bahçesine, binlerce seçenek var dileyen dilediği neyse onu yapabilsin diye.

Ben, içinde hep dışarı çıkma, dışarıda bir yerlerde yaşanan hayatı kaçırmama duygusuyla yaşayanlardanım. Yalnız kalmayı çok severim, yalnızlığı asla. Hafta içi, hafta sonu hiç fark etmez. Kendimi, herhangi bir anda sokaklara atmışlığım, arkadaşlarla sohbet ederken bulmuşluğum çok vardır. Konu sosyalleşme olduğunda herkesi kendim gibi sanırım. Daha doğrusu sanırdım, düne kadar...

"Future Agenda: 2020 Yılında Dünya" (www.futureagenda.org) isimli yeni çıkan bir kitapta dün okudum. 2020'de insanlığı bekleyen önemli sorunlardan biri; Yalnızlık. Yapılan bir araştırma, daha şimdiden İngiltere'de 22-44 yaş aralığındaki nüfusun %10'unun yalnız yaşadığını ortaya çıkarmış. Bu oran 1973'te %3 imiş. 2020'de ise İngiltere'de bütün hanelerin %37'sinin 'solo' yani tek kişilik olacağı öngörülüyormuş. Bu oranı 17 milyon hane mevcudu olan Türkiye'ye uyarlarsanız, 6.3 milyon haneye, yani bir o kadar yalnız insana denk geliyor ki, düşüncesi bile ürkütücü.

Kitaba göre (sadece kitaba değil ortak akla göre de) yalnızlığın panzehiri olarak görülen trend ise "Canlı Performanslar". Yine İngiltere verisi olacak ama çarpıcı olduğu için vereceğim; 2009 yılında bu ülkede tüm zamanlarında canlı konser performansı rekoru kırılmış. 2009'un sadece Temmuz ayında İngiltere'de düzenlenen müzik festivallerinin sayısı 70'i bulmuş.

İnternet salgını nedeniyle yalnızlaşan insanların yine internet aracılığıyla ürettiği ve yaygınlaştırdığı bir başka canlı performans türü ise "Flash Mob" adı verilen ve giderek yaygınlaşan bir eylem. Bir Flash Mob eylemi, alışageldiğimiz planlı organizasyonların aksine, hiç planlanmadan e-mail, SMS, bloglar aracılığıyla ağızdan ağıza yayılarak herhangi bir yerde, herhangi bir anda, dileyen herkesin toplanmasıyla gerçekleşiyor. İlki 2003 yılında New York'ta gerçekleşen Flash Mob eyleminin virüsü dünyayı öylesine hızlı sarmış ki, bu eylemlerden en büyüğü olarak, geçtiğimiz yıl aynı anda 25 farklı şehirde gerçekleşen Dünya Yastık Savaşı Günü doğmuş.

Buraya nereden geldiğimi sorarsanız; geçen perşembe www.radyobabylon.com 'un açılış partisi vardı, ancak başka bir davette olmam gerektiği için gidemedim. Babylon, bence Hayal Kahvesi'nden sonra Beyoğlu'ndaki dönüşümü tetikleyen en önemli canlı performans mekanlarından birisi ve bana göre hala en iyisi. Eve döndükten sonra Twitter'dan (twitter.com/@radyobabylon) sanki katılmışım gibi açılış partisini izleme fırsatı buldum. Bu yazıyı da internetten dinlemeye başladığım ve hemen müptelası olduğum Radyo Babylon'dan yükselen The Doors şarkısı "Riders on The Storm" şarkısının ruhuma sunduğu sabah kahvaltısı eşliğinde kaleme alıyorum. İnternet beni yalnızlaştırmadı, aksine dışarılarda bir yerde kaçırdığım hayatı yakalama fırsatı sundu bana. Adeta yeni ufuklara açılmak için bana dışarı çıkma komutu verdi. Ben bu haftasonu dışarı çıkacağım. Ya sen...Haydi hemen şimdi kapat bilgisayarı, interneti, ÇIK DIŞARI!

Kızım sana söylüyorum...
Oğlum sen anla

Sabah.com.tr'deki ilk yazıma oğlumun can dostumla yaptığı bir sohbet ilham vermiş, oğlumdan bahsetmiş, hatta daha da ileri giderek konuyla ilgili olan bir fotoğrafını koymuştum yazıya.
Takdir edersiniz ki, bir de kız babası olarak evde minik çaplı bir krize yol açtım. Kızım -doğal olarak- neden kendisinden de bahsetmediğimi sorguladı ve benden hesap sordu. Kızımın en beğendiğim özelliklerinden biridir benden hesap sorması. Bu şekilde hayatta kendine duyduğu güveni hatırlatır bana her seferinde. Sorgular, soruşturur, öğrenir, öğrendiğini eksiksiz uygular, tane tane anlatır, anlamazsam bir daha anlatır.
İşte bu kez karşınızda Zeynep Şener. Elinde tuttuğu (artık) efsanevi Metallica bagetiyle, boynuzun kulağı geçeceğinin canlı kanıtı.

Geleceğin ajandası
Bu 'hastalığın' ismini taşıyan bir kitabın Türkçe üretim ve tanıtım sürecinde yer aldım hasbelkader. Kitap, 2020 yılında insanlığı bekleyen sorunlara ortak akıl üretmenin yollarını arayan bir çalışma sunuyor. Kitabın en ilgi çeken bölümü ise bana göre "Mutluluğun Geleceği"
Geçen perşembe gecesi de aynı moddaydım. Aynı anda aynı yerde görevli ya da davetli olduğum, bulunmak istediğim ya da zorunda olduğum en az 3 etkinlik vardı. Tabii ki önce görev aşkı geldiği için, gerçekten bulunmak istediğim etkinliğe katılamadım.

BUGÜN NELER OLDU