Türkiye, Iraklı Kürtler için 'nefes borusu' gibi

Erbil'de çok dikkat çekici bir değişim var. Türk firmaları yatırım üstüne yatırım yapıyor. Barzani ve Talabani, Kürt bölgesine hâkim gibi ancak her an yeni olaylar patlayabilir

SUNUŞ
Amerikan uçaklarının Kuveyt bombardımanına başlamasının artık an meselesiydi. Küçük bir jetle Bağdat'a uçtuk. Giriş holünün zeminindeki Bush'un mozaikten portresine basmadan girilemeyen El Reşit Oteli'nde geceyi geçirip ertesi sabah ise Erdal İnönü'yle birlikte görüştük Saddam'la! Bağdat sokaklarına diktirdiği heykelleri ve televizyonunda yayımlattığı bitmez tükenmez konuşmalarıyla kendi yarattığı dünyanın esiri olmuştu adeta. 1994'te ise Amman'dan Bağdat'a çölün ortasında ip gibi uzanan otobanı hiç durmadan 12 saatte aşıp Tarık Aziz'le görüşmeye gittiğim zaman Irak nefes alamıyordu artık! Hala Bağdat ışıl ışıldı. Fıskiyeli havuzlar ve Saddam'ın dev portreleri ve heykelleri de yerindeydi ama halk perişandı. Ne gıda! Ne ilaç! Saddam'ın sağ kolu olan Tarık Aziz ise trajik kaderine teslim olmuş gibiydi. Geçen yıl Başbakan Erdoğan'la Bağdat'a gittiğim zaman ise Irak'ın kaderi yeniden çizilmeye başlanıyordu artık. Irak kan gölü gibiydi ve güvenlik öylesine sıkıydı ki, 5 metrelik beton duvarların arasındaki yoldan 200 kilometre hızla şehre girdik ve yine kalın duvarların arasından geçerek havaalanına geri döndük. Bağdat'ı ise göremedim. Kuzey Irak'ın kaderi ise Amerikan uçakları Kuveyt'i bombalamaya başladığı gün çizilmeye başladı aslında. Aradan geçen 21 yılda da Kürtler hayal dahi edemeyecekleri bir noktaya geldiler. Bilkent Erbil'in açılışı için Erbil'e uçarken artık Obama son Amerikan askerlerini de Irak'tan çekiyordu. Hem de Irak'ın parçalanması tehlikesini bile bile! Irak aslında 21 yıldır Şii İran'la Sünni Suudi Arabistan arasındaki iktidar kavgasının arenası haline geldi. Türkiye ise bölgedeki sert bilek güreşinde kendisine yol açmayı başardı. Peki, bundan sonra ne olacak derseniz... Erbil'de gördüğüm tabloyu aktarıp 2012'ye projeksiyon yaparak izlenimlerimi noktalayayım. NB

Erbil'e ilk gidişim Turgut Özal'ın Saddam'a karşı Kürtleri korumak için İncirlik'ten koruma şemsiyesi izni verişinden 19 yıl sonra oldu. Aslında önce Süleymaniye'ye gidip Talabani'yle görüştüm. 3 ay sonra da Erbil'de Barzani'yle! Erbil yeni gelişmeye başlayan bir Anadolu şehri gibiydi. O günlerde ABD'nin Ortadoğu'yu ve petrol yataklarını kontrol altında tutmak için Kuzey Irak'da üs kurduğu söylentileri devam ediyordu ama ABD bölge güvenliğini yavaş yavaş peşmergelere bırakmaya başlamıştı bile. 2 yıl sonra yeniden Erbil'e uçarken Irak Sünni Cumhurbaşkan Yardımcısı El Haşimi'nin tutuklanma kararının çıktığı saatlerdi ama Erbil'deki atmosfer çok ilginçti doğrusu. Kürt bölgesinin Başkenti, Bağdat, Musul ya da Basra'daki kargaşadan öylesine uzaktı ki... Gerçi 10 gün önce Zaho'da camiden çıkan İslami gruplar, fuhuş yapıldığı iddiasıyla bazı otelleri, masaj salonu ve içki satan dükkânlarla birahaneleri yakıp yıktılar ve olaylar birkaç gün Süleymaniye ile Dohuk'a da sıçradı ama Kürt yönetimi olayları öylesine sert tedbirlerle bastırdı ki, yüzlerce kişi derhal gözaltına alındı.

İLAN EDİLMEYEN SINIR
Bilkent Senfoni Orkestrası'nın konseri sırasında Başbakan Salih'le Eğitim Bakanı Dizai'ye de "Neler oluyor" diye sordum. İkisi de olayları fazla önemsemeyen bir havadaydı. Ya da öyle göstermek istediler. Olayların ardında İslami Parti'nin olduğunu ama kontrolün sağlandığını söylemekle yetindiler. Erbil'deki güvenli atmosfer belki de buzdağının görünen kısmıydı ama yine de Erbil'de her an bombaların patlayacağı gibi bir hava yok. İlginçtir ama sokaklarda ne askerlerin nöbet tuttuğu kontrol noktaları var ne de makineli tüfekleriyle dolaşan peşmergeleri görüyorsunuz. Bu arada Kuzey Irak'la Sünni Arap bölgeleri arasında ilan edilmeyen bir sınır var gibi. Bunu ilk kez 2 yıl önce karayoluyla Erbil'den Musul'a geçtiğim zaman gördüm. Erbil'den sınıra kadar olan yaklaşık 2 saatlik yolu Barzani'nin korumalarıyla geçtim. Ama ilan edilmemiş sınırdaki askeri barikata geldiğimiz zaman peşmergeler daha fazla ileri gitmek istemediler ve beni Musul'dan gelen Türk özel timinin korumasına bıraktılar. Kısacası Barzani ve Talabani Kürt bölgesine hâkim gibi! Ama Suriye'deki Şii yönetimi sarsılırken İran'ın Irak'daki nüfus alanını iyice genişletmek isteyeceğini dikkate alırsak, her an yeni olaylar patlayabilir.

ERBİL'E HAVA KÖPRÜSÜ

2 yıl sonra Erbil'de olağanüstü bir gelişme olduğunu gördüm. Sanki bir inşaat patlaması olmuş Erbil'de. Öncelikle artık Erbil'de uluslararası standartlarda bir havaalanı var. Ve mimar ve mühendisi de bir Türk firması! Artık Erbil Havaalanı'yla Ankara ve İstanbul arasında hava köprüsü kurulmuş gibi. Hatırlıyorum, Kuzey Irak'a ilk açılım politikası başladığında Erbil'e Atlas Jet başlamıştı. Büyük olaydı. Son bir yılda ise sanki bir uçuş patlaması olduğunu gördüm. Hem de sessiz sedasız. Artık Pegasus ve Anadolu Jet de Erbil'e uçuyor. Böylece Ankara ve İstanbul'dan Erbil'e adeta bir hava köprüsü kurulmuş gibi. Aslında Türkiye, 1990'dan sonra Iraklı Kürtlerin dünyaya açılan tek kapısıydı. Hatta o kadar ki, Turgut Özal Talabani ve Barzani'ye sadece Türk milletvekillerinin ve diplomatların kullandığı kırmızı pasaport bile vermişti. Türkiye ne zaman kapıyı kapatsa Talabani ve Barzani adeta dünyadan tecrit oldular. Ama 2 yılda öyle güçlü ekonomik ve ticari bağlar kurulmuş ki; Türkiye, Irak Kürtlerin "Nefes borusu" olmasının da ötesinde varlığını sürdürebilmesinin de önemli anahtarı olmaya başlamış.

IRAKLI KÜRTLER'İN HAMİSİ, TÜRKİYE
Ankara'nın Celal Talabani'nin Irak Cumhurbaşkanlığını içine sindirmesi 3 yıl aldı. Ya Mesud Barzani'nin Irak Kürt Bölgesi Başkanlığını? Barzani de Ankara'da ağırlanmak için bir yıl daha beklemek zorunda kaldı. Ama 2008'de Talabani'nin 2009'da da Barzani'nin Ankara'ya resmi ziyaretlerinden bu yana öyle bir trafik başladı ki rakamlara bakınca insan şaşırıyor doğrusu. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu iki kez gitti Erbil'e! İçişleri Bakanı'yla Dış Ticaret Bakanları da ikişer kez! Kürt bakanların kaç kez Ankara ve İstanbul'a geldiklerini bilen var mı acaba?

HER KÖŞEDE TÜRKİYE DAMGASI

Yani iki yılda tam bir görüşme maratonu yaşandı. Artık sadece Erbil'de değil, tüm Kuzey Irak'ta her yerde "Türkiye" damgası var. Koç, Çalık, Genel Enerj, Enka gibi Türk iç dünyasının büyüklerinin yanı sıra Kuzey Irak'a giren 932 Türk firması var. İnşaattan tekstile, otel işletmeciliğinden, petrol ve doğalgaza ve elektriğe kadar her alanda Türk firmalarını görüyorsunuz. Üç büyük Türk şirketi, Kuzey Irak'ta 6.5 milyon dolarlık petrol ve gaz yataklarını işletmeye başladı. 2-3 yıl içinde Kuzey Irak'taki Türk yatırımları yüzde 51'e fırladı. Mersin adeta Irak Kürt bölgesinin de limanı olmaya başladı. Türkiye'yle Kuzey Irak'ı bağlayan Habur'dan her gün 1500 kamyon, 700 sivil araç geçiyor. Habur'un batısında yeni bir kapı daha açmak için çalışmalar çoktan başladı.

DEV ADIMLAR...

Kuzey Irak'ta 1990'ların ortasında açılmaya başlayan Işık Okulları'nın yanı sıra Bilkent'in girişiyle birlikte de eğitim alanında büyük bir adım atılmış oldu. Müdürü de İngiliz olan ilkokuldan sonra Doğramacı'nın büyük projesinde lise ve üniversite de var. Eğer Türkiye ile Kuzey Irak arasında vize de kalkarsa sınır sadece siyasi olarak kalacak. Davutoğlu'nun "Komşularla sıfır sorun" politikası Sanayi Bakanı Sinan Çelebi'nin deyimiyle, Kuzey Irak'ta başarıya ulaşmış görünüyor. Kısacası Irak çatırdarken Türkiye, Iraklı Kürtlerin de hamisi oluyor gibi! Türkler ve Kürtler "ortak bir gelecekte" buluşmak için dev adımlar atıyor. 1980'lerin ortasında Turgut Özal'ın hayal ettiği gibi!

ORTAK GELECEĞİN KİLİDİ PETROL MÜ?
Kürt Başbakanı Berham Salih'in Erbil'deki sohbetimizde dediği gibi, Türkler ve Kürtler ortak bir kaderi paylaşıyorlar ama "ortak geleceği" bozacak iki büyük sorun var. İlki PKK'nın Kuzey Irak'taki varlığı! İkincisi ise Kerkük sorunu! PKK'yı dağdan indirmek için kapalı kapılar ardında yeni bir çabanın başladığını gördüm. Türkiye askeri operasyonları bütün şiddetiyle sürdürse de son zamanlarda yeni açılımın da sinyallerini veriyor. "PKK" faktörünün ortadan kaldırılması için 2012 bir dönüm noktası olacak gibi. Kerkük sorununa gelince!

PETROLÜ KİM KORUYACAK?

Irak'ın en zengin petrol yatakları statüsü hâlâ saptanamayan Kerkük'de bulunuyor. Kürtler de hâlâ referandumla statünün belirlenmesini istiyorlar ama bu pek kolay olmayacak. Çünkü ne ABD ne de Türkiye Kerkük'ü tümüyle Kürtlerin kontrolüne bırakmak istemiyor. Aslında sorun çoktan Kerkük'ü açmış gibi! Sanki petrol ve doğalgazda da "ortak çıkarlara dayanan" bir sürece giriliyor. Kuzey Irak bölgesinden henüz bulunmamış petrol ve gaz rezervleri de var. Hatta petrol rezervinin Kuzey Denizi'ndekilere yakın, doğalgaz rezervinin ise Libya'dakinden daha fazla olduğu tahmin ediliyor. Kürt yönetimi 40 uluslararası şirketle yeni rezervlerin aranması için anlaşma yaptı. Bunlar arasında Norveç'ten DNO, İspanya'dan Repsol, ABD'den Exxon Mobil gibi şirketlerin yanı sıra 3 Türk şirketi de var. Petrol kaynaklarını kim mi koruyacak? Resmen doğrulanmıyor ama 2011'den sonra da Kerkük'teki konsolosluğu korumak için bir grup Amerikan askeri Kerkük Havaalanı'na yakın bölgede kalacak. Kürtlerle Araplar ya da Sünni ve Şiiler arasında bir iç savaşın patlaması halinde ise Amerika zaten Kuveyt'te çektiği askerlerini ve Somali açıklarında bekleyen uçak gemisini de her an devreye sokabilecek durumda. Kısacası ABD-Türk ve Kürt ittifakı bölgenin kalkınması açısından hayati önem taşıyor.

BUGÜN NELER OLDU