'Yoğun bakım servisinde Azrail'in kokusu var'

Doktor Kadir Doğruer, 18 yıldır yaşam ile ölüm arasındaki hastalarla iç içe. Doğruer, yoğun bakımdaki ölümü, "Azrail'in kokusu güzeldir, rahatsız etmez" diye anlatıyor

Medical Park Bahçelievler Hastanesi Yoğun Bakımlar Direktörü Kadir Doğruer, 18 yıldır her gün yaşam ile ölüm çizgisi arasındaki hastalara el uzatıyor. Kimini kaybediyor, kimini kurtarıyor. Doğruer, ölüm dakikalarını bir yoğun bakım doktorunun ağzından şöyle anlatıyor: "Ölüm sanıldığı gibi kötü değil. Azrail'in kokusu var. Çok güzel bir koku bu. Rahatsız etmeyen, çeken. Sanki rüzgar eşliğinde bir başak tarlasının içinde koşarken hissettiğiniz koku" diyor. Anestezi ve Yoğun Bakım Uzmanı Dr. Kadir Doğruer'in, yoğun bakımda ortalama 30 hastası oluyor. Bunların yüzde 80'inin şuuru kapalı. Doğruer, "Burası tedavi yeri değil. Yaşamda kalma yeri. Bir hastanın yaşama daha çok tutunması için hastayla, hasta yakınıyla paylaşım içindeyiz. Bir yoğun bakım ünitesinin iyi olması buradaki cihazların iyi olmasına, sağlık ekibinin bilgisine bağlı ama asıl önemli olan sevgi. Yakını ya da doktor eksik sevgiyle yaklaşırsa hasta iyileşmez" diye konuşuyor. "Yoğun bakım ünitesine girilmez" kuralını kaldıran Doğruer'in kendine göre yöntemleri var. "Hastamıza '5 numaralı yataktaki' diye yaklaşmıyoruz. Şuuru kapalı da olsa her gün gidip elini tutuyorum. 'Ahmet amca yanındayım, bak elini tutuyorum' diyorum. Onlarla konuşuyorum. En çok sevdiği şarkıyı öğrenip, mırıldanıyorum. Beni duyduklarını hissediyorum. Sadece ben değil ekibimiz de hastalara öyle yaklaşıyor. Hasta yakınları da" diyor.

YOĞUN BAKIMDA PARTİ

Müziğin yoğun bakımlarda önemli bir rolü olduğuna inandığını da belirten Kadir Doğruer, "Kalp ameliyatı olduğumda yoğun bakımda kaldım. Arkadaşlarım bana ney ve ud eşliğinde mini konser verdi. Çok daha çabuk iyileştim. Ben de hastalarıma mini konserler veriyorum. Geçen hafta doğum günü partisi yaptık. Şuuru açık olan ancak makinelere bağlı olan bir hastamızın doğum günüydü. Hiçbir yerde iyileşemediği için hastanemize gelmişti. Buradaki sevgi ortamı ona çok iyi geldi. Hastamız yaşama döndü" diyor. "Sürekli ölümle iç içe olmak sizi etkilemiyor mu?" sorusuna Doğruer, "Etkileniyorum tabii ki. 'Etkilenmiyorum' dediğim gün istifa ederim. Ardında bir felsefe var. Ölüm vedadır. Vedayı gerçekleştirecek kişi siz ne yaparsanız yapın, gidecektir. Hastanın kalmayı tercih etmesi lazım" yanıtını veriyor. Ölüm dakikalarını da anlatan Doğruer, "Hissediyorsunuz. Hipokrat yüzü vardır. Bu yüzü gördüğünüzde hastanın ölümcül olduğunu anlıyorsunuz. Hastanın kulakları uzamış, avutları çökmüş, burnu uzamış, gözünün feri yok olmuş, çenesi arkaya kaymıştır. İşte bu anda Azrail'in kokusunu hissedersiniz. Sanki rüzgarlı bir havada başak tarlasında koşuyormuşsunuz gibi. Nefes dolduran bir koku. Yoğun bakımda başak tarlası kokusunu hissediyorum. Ölüm sanılanın aksine güzeldir. Ölümün rahatsız etmeyen, çeken bir yanı vardır" diye ekliyor.

HEPSİYLE DUYGU BAĞIMIZ VAR
Hastalarıyla kurduğu bağı da anlatan Doğruer, şu örnekleri veriyor: "Bir bebek geldi yoğun bakımımıza. Bağırsaklarının bir bölümünde doku ölümü var. Aile bırakıp gitti. Bir daha sormadı. Bebek 4 aylık oldu. Ben ve hemşire arkadaşlarım sahiplendik bebeği. İyileşti ama aile almıyor. 'Biz ona nasıl bakarız' diyorlar. Bebeği yaşama döndürüyoruz ama çevresinde bizden başka kimsenin olmadığını görüyoruz. Ne acı. Bir hastam vardı. Solunum cihazına bağlı olduğu için konuşamıyordu. Onunla her gün yazışıyorduk. Bana mektup yazıyordu. 'Biliyorum beni yaşatacaksınız, evime göndereceksiniz' diyordu. Vefat etti. Mektuplar ondan anı olarak kaldı. Bir daha hiç okuyamayacağım mektuplarım oldu. Bir hastamız dünyada nadir görülen bir hastalığa yakalanmıştı. Alerjik reaksiyon geliştiren bu hastalık bu aşamada ölümcül risk taşıyordu. Yine bir gün alerjik reaksiyon gelişti. Yoğun bakıma getirildi. Bütün sistemi çökmüştü. Kan yetiştiremiyorduk. Çaresiz, ekibimiz hastamızı kurtarmak için kendi kanlarını veriyordu. Ne yaptıysak yaşatamadık. Ağladık."

BİZE ULAŞIN