21’inci yüzyıla damga vuran 10 bilim olayı

21’inci yüzyıla damga vuran 10 bilim olayı

Bilim ve teknolojinin hayatımızda oynadığı rolün gittikçe arttığı bir çağda yaşıyoruz. 21. yüzyılda bu etkinin daha hissedi

Bu yazımızda 21. yüzyılda bize göre yaşanan en önemli 10 bilimsel gelişmeyi ve bu gelişmeler sonucunda önümüzdeki 15 yılda teknolojide yaşanması beklenen beş devrimi yazdık. Önce 2000'den bu yana yapılmış, bilim dünyasına damgasını vuran ve gazete manşetlerini süsleyen o 10 önemli gelişmeyi kronolojik sırayla aktarmakla başlayalım.

1 Beyin tarafından kontrol edilebilen robotik uzuvlar
2000 yılında Duke Üniversitesi'nde, bir maymunun beynine takılan elektrotlar yardımı ile maymunun robotik bir kol kullanarak yemek yemesi sağlandı ve beyin tarafından kontrol edilen robotik uzuvlar üstünde ciddi çalışmalar başladı. Bu alanda yürütülen çalışmalar neticesinde 2009 yılında, engelli Pierpaolo Petruzziello kendisine takılan robotik eli sadece düşünceleri ile kontrol etmiş, cisimleri kavramak, parmaklarını oynatmak, yumruk yapmak gibi karmaşık fonksiyonları yerine getirmişti. 2014 yılından itibaren bu uzuvlar dünyada kullanıma girdi, gelecekte bu teknolojinin çok daha ileri gitmesi bekleniyor

2 İnsan genetiği haritalandı
26 Haziran 2000'de, yüzlerce bilim insanının 10 yıllık yorucu çalışması sonucunda, "tüm çağların en güzel günü" ifadesi ile insan genom projesi çerçevesinde insan genom haritasının kabataslağının hazırladığı açıklandı. 2003 yılında haritalanma tamamen tamamlandı. Bu harita, insanı insan yapan bütün genetik faktörlerin bilgisini içeriyor. Bu bilgiler hem kendimizi daha iyi anlamamızı sağlayacak hem de fiziksel ve zihinsel hastalıkların erken teşhis ve tedavisinde devrim yaratacak. Hatta belki yaşlılığı geciktirmemizi bile sağlayacak



3 Tanrı Parçacığı keşfedildi
Maddenin yapısını açıklayan en gelişmiş teorimiz olan Standart Model, temel parçacıkların kütlelerini Higgs bozonu (medyatik ismi ile Tanrı Parçacığı) isimli bir parçacık tarafından aldığını öngörmektedir. 1960'larda öngörülen bu parçacık, nihayet 2012 yılında CERN'de, 2008'de çalışmaya başlayan dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcısında keşfedildi. Parçacık, tam teorinin öngördüğü şekilde davranarak, Standart Modeli doğruladı. Genç bilim insanlarının yeni teori umutları böylece şimdilik suya düştü.

4 Nano-boyut mikroskop geliştirildi
Standart bir mikroskop 200 nanometrenin (saç telinin 500'de 1'i) altını gösteremez. Daha küçük cisimleri "görmek" için bilim adamları elektron mikroskobu kullanır. Ancak bu mikroskobun önemli sorunları vardır, mesela elektron mikroskobu ile sadece ölü hareketsiz cisimler gözlemlenebilir. Stefan Hell ve Eric Betzig ile William Moerner ışık mikroskobunun 200 kat daha küçük cisimleri görmesini sağlayan metotlar geliştirdi. Artık ışık mikroskobunun, virüsler ve proteinler gibi küçük cisimleri ve hücre içindeki DNA'nın açılması ve protein etkileşimi gibi süreçlerin gözlemlemesi sağlandı



5 Plüton'u yerinden eden Eris
2005 yılında Mike Brown ve çalışma arkadaşları Eris ismini verdikleri, Plüton'dan yüzde 27 daha büyük bir cüce gezegen keşfettiklerini açıkladılar. Daha sonra Eris'in hemen hemen Plüton boyutunda olduğu anlaşıldı. Bu buluş sonucunda, bu boyutta başka cisimler olacağı tahmininden dolayı gezegen tanımı değiştirildi ve Plüton gezegen statüsünden, yeni oluşturulan cüce gezegen statüsüne düşürüldü. Güneş sistemimizin dış kısmında 200 kadar cüce gezegen olduğu tahmin ediliyor.

6 Marsta su anlaşıldı
Mars'ın yüzeyini inceleyen bilim adamları, muhtemelen geçmişte burada akan nehirler hatta belki de gezegenin üçte birini kaplayan okyanuslar olabileceği fikrini geçtiğimiz yüzyılda savunmuşlardı. Ancak herkesin merak ettiği soru, kardeş gezegenimiz Mars'ta şu anda su olup olmadığıydı. Bu soruya cevap aramak için 2008 yılında NASA Phoenix uydusunu Mars'a indirdi. Aynı yıl Phoenix Mars'ın kuzey kutbunda buz halinde su olduğunu tespit etti. Bu buluş bilim insanlarını heyecanlandırdı ve Mars'ta bakteri yaşamı arayışları başladı



7 Ötegezegenler görüldü
Yüzyıllardır insanlığın bildiği tüm gezegenler, güneş sistemimizdekiler ile sınırlıydı. 1992 yılında bilim insanları dolaylı yoldan ilk dış gezegenlerin varlığını keşfetti. Ancak ötegezegen olarak isimlendirilen gezegenlerin ilk direkt kanıtı, 2004 yılında bir Jüpiter'in beş katı büyüklüğündeki bir ötegezegenin infrared ışık resmi çekildiği zaman elde edildi. Böylece dış gezegenlerin varlığı herkes tarafından kabul edildi. Görülebilir ışıkla ilk ötegezegen resmi 2008 yılında çekildi, bu seferki gezegen Jüpiter'in sekiz katı büyüklükteydi. Bugüne kadar toplam 3607 dış gezegen bilinmektedir, bunlardan bir kısmı dünyamıza benzemektedir.



8 Yetişkin deri hücrelerinden üretilen kök hücreler
Pluripotent kök hücreler, herhangi bir başka hücreye dönüşmeye programlanabilme özelliğine sahiptir. Bu özellikleri sayesinde bu hücreler çeşitli rahatsızlıklara sahip hastaların zarar görmüş dokularını iyileştirmekte kullanılabilir. Bu hücreler ilk olarak insan embriyosundan elde edilebiliyordu ve bu nedenle etik açıdan eleştiriliyordu. Ancak 2007 yılında Kyoto Üniversitesi ile Wisconsin- Madison Üniversitesi'ndeki bilim insanları, yetişkin deri hücresinin "saatini geriye çevirerek", pluripotent kök hücresi elde etmeyi başardılar. Böylece kanserden diyabete birçok hastalığa çare bulma, hatta yapay organlar elde etme yönünde büyük bir önem taşıyan kök hücrelerle ilgili etik kaygılar aşılmış oldu. Üstelik bu hücrelerden üretilen organlar, nakledecekleri kişinin hücrelerinden elde edileceği için, onlar tarafından reddedilme ihtimali de ciddi oranda düşecek.



9 Yapay DNA 'lı canlı
40 milyon dolarlık yatırım ve 15 yıllık sabırlı çalışmanın sonucunda 2010 yılında ilk yapay DNA'lı organizma, Venter grubu tarafından üretildi. Mycoplasma Mycoides bakterisinin genetiğinin bilgisayar kopyasında yapay DNA üreten grup, bu DNA'yı DNA'sı çıkarılan Mycoplasma capricolum bakterisine koydu. Yapay DNA'lı bakteri, milyarlarca kere kendini kopyalamayı başarmıştı. Bu araştırma ileri aşamada DNA'yı bilgisayar yolu ile manipüle edip, canlıların özelliklerini kontrol etme imkânı sağlayabilir.

10 Kütle çekim dalgalarının keşfi
Einstein'in Genel Görelilik teorisine göre kütleler uzay-zamanı büker. Eğer cisimleri ivmelendirirsek, bu ivme uzay-zamanda, su yüzeyinde beliren dalgalara benzer kütle çekim dalgaları olarak bilinen uzay-zaman dalgalarına yol açar. Bu dalgalar çok zayıf olduğu için bunları gözlemlemek epey güçtür. 1916 yılında öngörülen bu dalgalar ancak bir asır sonra gözlemlendi. 11 Şubat 2016'da LIGO çalışma grubu 1.3 milyar yıl önce çarpışan iki karadeliğin oluşturduğu kütle çekim dalgalarını keşfettiğini açıkladı. Böylece Einstein'in bu müthiş öngörüsü doğrulandı, bu yılki fizik Nobel Ödülü'nün bu keşfe verilmesi bekleniyor.
BİZE ULAŞIN