Emine Erdoğan: Anadolu toprakları eşsiz bir kıymete sahip

Emine Erdoğan: Anadolu toprakları eşsiz bir kıymete sahip

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan, Türk Tarım Dergisi'ne röportaj verdi. Erdoğan röportajında, Bir anne olarak gelecek nesillerimizin sağlığını her şeyden önemli buluyorum. Zira bir toplumun medeniyetler üstü seviyelere ulaşabilmesi, ruh ve beden sağlığı güçlü nesiller yetiştirmekten geçiyor. Peygamber Efendimiz (sav)’in bir hadis-i şerifi var; “Yiyip içtikleriniz helal ve temiz olsun. Çocuklarınız bunlardan hasıl olur.” Bu sözün üzerine çokça düşünülmesi ve beslenme alışkanlıklarımızın, gıda anlayışımızın tekrar gözden geçirilmesi gerekiyor dedi.

  • Yaşam
  • Perşembe 28.09.2017 15:43

EMİNE ERDOĞAN'IN TÜRK TARIM DERGİSİNE VERDİĞİ RÖPORTAJDAN ÖNEMLİ NOTLAR:

Sayın Hanımefendi, öncelikle bunca yoğunluğunuz arasında bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Eğitimden sağlığa çeşitli alanlarda sosyal projeleri himaye ediyor, toplumu ilgilendiren meselelerle yakından ilgileniyorsunuz. Bunların içinde dikkatimizi çeken bir konu, Bakanlığımızı da ilgilendiren, doğal yaşam, sağlıklı beslenme, gıda gibi hususlarla özel olarak ilgilenmeniz. Bu ilginin kaynağı nedir acaba?

Öncelikle, bir anne olarak gelecek nesillerimizin sağlığını her şeyden önemli buluyorum. Zira bir toplumun medeniyetler üstü seviyelere ulaşabilmesi, ruh ve beden sağlığı güçlü nesiller yetiştirmekten geçiyor. Peygamber Efendimiz (sav)'in bir hadis-i şerifi var; "Yiyip içtikleriniz helal ve temiz olsun. Çocuklarınız bunlardan hasıl olur." Bu sözün üzerine çokça düşünülmesi ve beslenme alışkanlıklarımızın, gıda anlayışımızın tekrar gözden geçirilmesi gerekiyor.

Nesillerin sağlığı söz konusu olunca, gıda ve tarım politikalarına duyarsız kalmak mümkün değil. Gıda, beslenme, ev ekonomisi gibi konularla gençliğimden bu yana ilgileniyorum. Şimdi de, bu konular hakkında okuyor, gelişmeleri takip ediyorum.

Ülkemizde tarım sektöründe uzun süredir önemli atılımlar yapılıyor. Milli tarım projesi de, planlı ve yerli üretim modelini benimseyen; yerli tohumları ve gen kaynaklarını korumayı ve geliştirmeyi hedefleyen; tarım arazilerinden azami istifade sağlayıp hem kaliteli yerli gıda üretimini arttırmayı, hem de gıda fiyatlarını düşürmeyi benimseyen kapsamlı bir proje.

Bereketli topraklara sahip olmamıza rağmen tarım alanlarından yeterince faydalanamıyoruz. Bu proje ile, bu sorunun üstesinden gelineceğine inanıyorum. Aynı zamanda yerli tohumların koruma altına alınması, kendi ekolojik sisteminde geliştirilmesi ve çoğaltılması konusunda yapılan çalışmalar da oldukça önemli. Çünkü gıdanın temelini tohumlar oluşturuyor. Öte yandan tohum konusu aynı zamanda ekonomik bir güç. Bu sebeple uygulanacak milli bir politikanın hayati önem arzettiğini düşünüyorum.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız, milli tarım politikası ile, tarlasının başındaki üreticiyi doğru tarım uygulamaları konusunda bilinçlendirmeye yönelik çalışmalar yürütürken, bir yandan da tüketicinin bütçesini zorlamadan doğal ve güvenilir gıdaya ulaşmasını sağlamaya gayret ediyor. Bu çalışmaları takip ediyor, görüşlerimi ilgililere iletiyorum. Umuyorum kısa zamanda gıda ve tarım sektöründe üreticiyi de, tüketiciyi de memnun edecek somut sonuçlar görürüz.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde "Bu Toprağın Kadınları Milli Tarım Ruhuyla Buluşuyor" etkinliği sizin de iştirakinizle gerçekleşti. Milli tarım hedeflerine ulaşmada, kadın çiftçilerin nasıl bir rolü olabilir? Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Şahsen ben, kadın elinin değdiği her işin bereketlendiğini ve güzelleştiğini düşünüyorum. Tarım gibi ülkemizin kritik konularından birinde, kadın duyarlılığına ve çalışkanlığına ihtiyacımız var. Türk kadını fedakârdır, yaptığı işe tüm yüreğini verir, onu besler ve büyütür. Vatanımız için, toprağımız için, evlatlarımız ve gelecek nesiller için bu adanmışlığa ihtiyacımız var. Anadolu toprakları eşsiz bir kıymete, berekete ve şifa verici özelliğe sahip. Bu toprakların, kadın çiftçilerimizin özverili elleriyle işlenmesi mutlaka milli tarım politikalarına katma değer sağlayacaktır.

Ülkemizde tarım sektöründe istihdamın yarıya yakın kısmını kadınlar oluşturuyor. Özellikle kırsal kesimlerde yaşayan kadın çiftçilerimizin ev ve aile içi sorumluluklarını düşündüğümüz zaman, böyle zorlu bir alana emek vermeleri daha bir anlam ve değer kazanıyor. Onların sorumluluklarını paylaşmak ve işlerini kolaylaştırmak için ise, devletimize düşen görev artıyor.

Tarım Sektöründe üretim faaliyetlerinin yanı sıra, kadın girişimciliğinin desteklenmesi gerekiyor. Küçük ölçekli girişimlerin bölge kadınlarına güvenceli istihdam imkânı sağlayacağını, toprağın ve üretimin canlanacağını düşünüyorum. Kırsalda yaşayan halkımız, bu tür imkânlarla bulunduğu yeri terk edip büyük şehirlere yerleşmekten de vazgeçebiliyorlar. Yani aslında emektar kadınlarımız tarafından atılan çok küçük bir adımın, kadını, aileyi ve toplumu dönüştürdüğüne şahit oluyoruz. Bu nedenle tarım sektöründe kadın çiftçilerimizin emeğini ve kadın girişimciliğini önemsiyorum.

Birincisi İzmir'de gerçekleştirilen "Yerel Tohum Buluşmaları" Milli Tarım politikasının bir adımı olarak değerlendirilebilir. Böyle bir etkinliğe öncülük etme kararınızda, sizi etkileyen nedenleri bizimle paylaşır mısınız?

Yerli tohumların doğal ortamlarında yani toprakta korunması, çoğaltılması ve halka ulaştırılması milli tarım politikasının olmazsa olmazıdır. Tohum, gıdanın başladığı noktadır. Bu sebeple eğer güvenilir ve kaliteli tohumunuz yoksa güvenilir gıdadan da mahrumsunuz demektir.

Sağlık açısından yerli tohumun önemi hakkında şüphe duymuyorum. Ancak sadece sağlık açısından değil, ayrıca stratejik bir konu olarak yerli tohumların korunmasının önemli olduğunu unutmamak gerekiyor.

Bir milletin geleceğe dönük en önemli sermayesidir su, toprak ve tohum. Bu stratejik değere yaratılıştan sahip olan ülkemizde zengin gen kaynaklarımızı korumak, gelecek nesillere toprağı ve tohumu bozulmamış bir Türkiye bırakmak boynumuzun borcudur. Gıdanın küresel kapitalizmin elinde adeta bir silaha dönüştüğü bu dönemde ata tohumlarımızı koruyamaz ve çoğaltamaz isek birçok ulusa karşı üstünlüğümüzü yitirmiş oluruz. Şunu unutmamamız gerekiyor; tohumu kontrol eden gıdayı, gıdayı kontrol eden de ulusları kontrol eder.

Tabii tohumların korunması konusunda sadece gen bankalarında muhafaza etmenin de yeterli olmadığı kanaatindeyim. Bu sebeple ülkemizde belirli bölgelerde tahsis edilecek organik tarım arazilerinde yerli tohumlarımızın kendi ekolojik ortamında, ikliminde, canlı ekimler yapılarak yaşatılması ve çoğaltılması gerektiğini düşünüyorum. Ancak bu şekilde tohumlar değişen iklim şartlarına ve toprak florasına uyum sağlayabilirler. Bu da tohum sermayemizi teminat altına almamız için hayati bir tedbirdir.

Elbette ülkemizin kalkınması ve gelişmiş ülkelerle eşit standartlarda ticari faaliyetlerini sürdürebilmesi için yerli, kaliteli hibrit tohumlar da üretilmeye devam edecektir. Ancak devlet kendi topraklarımızda, ata tohuma ulaşmak isteyen halkımızın da bu beklentisine kayıtsız kalmamalıdır. Doğal ve yerli tohum belki tüm dünyayı beslemek için yeterli değil, ancak hızla gelişen teknolojiler karşısında kendi değerlerimizi korumak ve yaşatmakla yükümlüyüz.

Her geçen gün tarımın önemi artıyor. Bu noktada, ülkemizin tarım potansiyelini daha iyi değerlendirmek için sizce neler yapılabilir?

Tarımın iyileşmesi, toprağın ve tohumun kalitesinin korunmasıyla doğrudan orantılı. Maalesef kimyasal devrimle beraber her alanda olduğu gibi tarımsal faaliyetlerde de kimyevi ilaçlar fazlasıyla kullanılmaya başlandı. Böylece toprak kirlendi ve yoruldu. Toprağı tekrar canlandırmak ve bereketlendirmek için kimyasal gübrelerden vazgeçmeli, alternatifler araştırmalıyız. Ancak bunu yaparken de dikkatli olmak gerekiyor. Çünkü eski teknolojilerin yerini yenileri alıyor ve önümüzdeki 20 yıl içinde bu teknolojilerin toprağımıza zarar verip vermeyeceğinden emin olamıyoruz.

Doğanın kendi içinde bir dengesi var. Doğaya ait olmayan her şey bu dengeyi geri dönüşü zor biçimde bozuyor. Bir Avrupa ülkesine yaptığımız ziyaret sırasında, bölge halkının doğal ve ilaçsız tarıma geçiş öyküsü beni oldukça etkilemişti. Tarımla uğraşan çiftçiler hasta olmaya başladıklarını fark edince kimyasal gübre ve ilaç kullanımını bırakıp doğal tarıma geçiyorlar. Ve şuan Avrupa'nın önemli organik tarım yapan bölgelerinden biri oluyorlar. Yani hiçbir emek karşılıksız kalmıyor.

Bu nedenle kimyasal ürünler yerine, doğanın kendi içinde ürettiği ve geri döndürebildiği materyallerden faydalanmanın önemli olduğuna inanıyorum. Belli gıda atıklarının işlenmesiyle elde edilen kompost gübre, yine organik yöntemlerle üretilen solucan gübresi gibi biyolojik alternatiflerin daha fazla teşvik edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Dünyada ve ülkemizde doğal gıdalara ulaşma konusunda artan bir ilgi var. Gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dünyada tarım sektörü, genetik müdahalelerin arttığı bir döneme girdi. Pek çok insanı olduğu gibi bu durum beni de endişelendiriyor. Uzmanlar artan dünya nüfusunu doyuracak kadar gıdanın üretilmesinin mümkün olmayacağını söylüyor ve genetiği değiştirilmiş gıdalara fırsat vermemiz gerektiğini savunuyorlar. Biraz tarih okuması yaptığınızda, günümüzde insan sağlığına ve doğaya verdiği kalıcı zararlar bir bir ortaya çıkan kimyasal devrimin, ortaya çıktığı dönemler coşku ile karşılandığına şahit oluyorsunuz. İşte bu durum insanlarda yeni teknolojileri daha fazla sorgulamaya zemin hazırladı.

Nisa Suresi 119-120. ayetlerde Allah (c.c) bize şeytanın yaratılış üzerindeki bozgunculuğunu gösteriyor ve inananları bu duruma karşı uyarıyor. Bu ayet-i kerime genetiği değiştirilmiş, yapısı ve fıtratı bozulmuş her şeyin, şer kaynaklı olduğunu biz müslümanlara gösteriyor.

Aslında günümüzde en büyük problem, yetersiz gıda üretimi değil, üretilen gıdaların adil paylaşılmıyor olması. Dünya Sağlık Örgütü'nün ölüm sebebi istatistiklerine baktığınız zaman, aşırı beslenme sebebiyle gerçekleşen ölümlerin, açlıktan ölümlerden daha fazla olduğunu görüyorsunuz. Gıdayı israf etmek, Allah'a karşı nankörlük, tabiata da hürmetsizliktir. Gıda politikaları belirlenirken, ilk hedefin eldeki kaynakları değerlendirmek ve bu kaynakları israf etmemek olması gerektiğini düşünüyorum. Bunu yapmadan mevcut gıdanın artan nüfusu doyurmayacağını ileri sürerek, genetiği değiştirilmiş gıdaları hayatımıza sokmayı oldukça tehlikeli buluyorum.

Yine, Bakara Suresi 205. ayette şeytanın tohumu ve nesli bozmaya çalışarak yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak istediğinden bahsedilir. Bu ayet-i kerime tohumun ve neslin birbiri ile ne kadar yakından ilişkili olduğunu ve nesli korumak için tohumu, yani yaratılışı korumak gerektiğini bize gösteriyor. Bugün din alimlerimizin, Kuran-ı Kerim ve hadis-i şerifleri tarım, gıda ve sağlık konularını göz önüne alarak incelemeleri gerektiğine inanıyorum.

Doğal gıda ve tarım konusunda sizin özel hayatınızda uyguladığınız yöntemler var mıdır?

Ziyaret ettiğim her ülkede, o toplumun doğal yaşam tercihlerini öğrenmeye çalışıyorum. Bu imkânlara erişebilmek için ürettikleri formülleri araştırıyorum, hatta bazen yerinde inceliyorum. Edindiğim bilgileri mutlaka ülkemizde konu ile alakalı uzmanlara iletiyorum. Uygulanabilir ve faydalı olduğuna inandığım birçok yöntemi özel yaşam alanımda hayata geçirdiğimi söyleyebilirim. Anadolu kültüründe gıdayı israf etmemek, sebzelerin kabuklarından, içlerinden başka formlarda faydalanmak, her kadın için önemli bir mutfak becerisidir. Yıllar evvel bir dergide, mutfaklarımızdaki bazı gıda atıklarıyla oldukça zengin ve besleyici bir gübre türü olan kompost yapımı hakkında bir yazı okudum. Maalesef Anadolumuz'da yaygın olan bu kadim yöntemden o güne kadar haberdar değildim. O günden sonra kompost gübre hakkında daha detaylı araştırmaya başladım ve tecrübeli köylülerimizden, uzmanlardan bilgiler edindim. Bu yöntemde, normalde çöpe atacağınız azot içerikli bir çok gıda atığını, toprakta kazdığınız çukurlarda, meyve kabukları kağıt gibi karbon içeren atıklarla doğru bir oran ile dengeleyerek fermente ediyorsunuz ve ortaya müthiş zengin bir toprak çıkıyor. Elde ettiğiniz bu toprağı evinizin bahçesinde, hatta balkonunuzda saksılarda yetiştirdiğiniz sebzelere, yeşilliklere kullanabilirsiniz. Daha profesyonel üretim içinse, artık kompost gübre üreten endüstriyel kompost makinalarından da faydalanılabilir.

Ayrıca bahçemize ekilen hiçbir üründe kimyasal ot ve böcek ilaçları kullanmıyoruz. Böylece hem gıdamızı hem de yaşadığımız ekosistemdeki toprağı, havayı hatta hayvanları korumaya çalışıyoruz. Ben toprağı kirletmeyi bireysel bir zarar olmaktan ziyade, tüm insanlığı ve gelecek nesilleri etkileyen bir vebal olarak görüyorum. Bu, basit bir çöpü toprağa atmak da olabilir, üretim amaçlı toprağa kimyasal kullanmak da. Evlatlarımızı da bu hassasiyetler ile yetiştirmeye özen göstermemiz gerektiğine inanıyorum.

Bunların yanı sıra bahçemde yerli tohum kullanmaya özen gösteriyorum. Yurdumuzun çeşitli bölgelerinden, ziyaretlerim esnasında edindiğim tohumları ekiyoruz. Okurlarımıza tavsiyem siz de her yaz memleketlerinize gittiğinizde bölgenizdeki yerli tohumların peşine düşün. Onları ekin ve çoğaltın. Köy halkına bu tohumların değerini anlatın. Toprakla, ekim dikimle uğraşan herkese, mutlaka yerli tohum kullanmasını öneririm. Çünkü kendi tohumumuz en kıymetli hazinelerimizden. Kendi bahçemizde ekemediğimiz ürünler olursa da köylü pazarlarından veya organik pazarlardan, iyi tarım etiketli ürünlerden kullanıyoruz.

Toprağı ve suyu koruma konusunda bir hususa daha dikkat çekmek istiyorum. Kimyasallar sadece tarım ilaçları veya pestisitler değil malumunuz. Deterjanlar da suyu ve toprağı kirleten, ekosistemi bozan ağır petrokimyasallar içeriyor. Bu noktada da bireysel yaşantımda kimyasal deterjan kullanmıyorum. Ayrıca cumhurbaşkanlığı yerleşkelerinde de çevreye zararsız deterjan kullanımına geçilmesi için bir çalışma başlattık. Ülkemizin kıymetli bir madeni olan ve dünya üretiminde %90lık bir paya sahip olduğumuz bor kaynaklı, yerli üretim etimatik temizleyici kullanıyoruz. Çamaşır, bulaşık ve genel ev temizliği gibi alanlarda doğal temizleyicileri tercih ediyoruz.

BİZE ULAŞIN