ADALET CİNGÖZ

Yabancı basının gözüyle 2010

Alman-Fransız ortak kültür kanalı Arte televizyonu, günde iki kere verdiği dünyadan kültür haberlerinde Avrupa Kültür Başkenti, İstanbul'u konu edinmez mi? Gazeteci Moritz Wulf, Kültür Başkenti İstanbul'da çağdaş sanat alanında hangi projelere yer verilmediğiyle ilgili bir haber hazırlamış. Yanlış okumadınız, çağdaş sanat alanında ajansın destek vermediği projelerle ilgili haberinde, bağımsız sanat mekânı 5533'ten Volkan Aslan ve Nancy Atakan'ın görüşlerine yer vermiş mesela...
5533'ten Aslan, gazeteciye 2010 kültür başkenti ajansının hiçbir şekilde 5533 gibi hazır, varolan bağımsız sanat gruplarını, mekanlarını ve sanatçıları desteklemediğini açıkyüreklilikle anlatmış.
Bağımsız dans topluluklarıyla da görüşen Wulf'a, en sağlam açıklamalar Çıplak Ayaklar Kumpanyasın'dan gelmiş. Mihran Tomasyon güzel söylemiş: "Bizim onlara ihtiyacımız yok, onların da anlaşılan bize yokmuş. Uzun zamandır bunu biliyorduk" demiş. Haber, Moritz'in şu sözleriyle bitiyor:"Kültür başkenti için şu ana kadar 250 milyon euro harcandı ama öyle görünyor ki bu projelerde yer almayan çağdaş sanat gösterileri ve sergileri, İstanbul'un asıl sanat dünyasını sürükleyen ve farklı perspektifler getirenleri ve bunu kendi yağlarıyla kavurmayı bilerek yapanları..."
Birtakım sanatçı ve bağımsız grupların bir araya gelerek alternatif bir 2010 çağdaş sanat projesi girişimi planlasa? Hazır bütün dünya gözünü dikmiş İstanbul'a bakarken gözükmenin değil, kayıtsız ve şartsız bağımsız görünmenin tam sırası değil mi?
Haluk Akakçe'nin 10 Kadın programında didik didik rezil, güya psikanalize edilmesinden, içinden anne çıkan özgür ruhlu sanatçının dramı ve taktığı yüzüklerin pazarlamacı öyküsünden nasıl rahatsız oldum anlatamam...
Kasada saklanan onca milli piyango bileti, elitize edilen Mustafa Amca'nın çektiği bilete varsın bir ikramiye çıkmasın. Onun bir koleksiyoneri var durumu... O bileti bir sanat eseri gibi satın alan koleksiyonere Allah razı olsun bakışı Akakçe'nin. Bütün bunların televizyonda olması tuhaf geldi doğrusunu isterseniz. 1980'lerle birlikte yıkılan bir bohem ressam imajı vardı. Pipolu, sarhoş muhafazakarların sever gibi yaptığı ama için için anormal yani sanatçı bulduğu...
Bunu yıkmak epey zor olmuştu. Anormalliğin yüzeysel, klişe sanatçıya yüklenen kodlarını değiştirmek... İşte Akakçe'nin bunu yeniden dirilttiğini düşünüyorum. O halkın acıyarak sever gibi yaptığı sanatçıyı dirilttiğini... Böylece muhafazakarlığı beslediğini...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN