TURKCELL İMSAKİYE
TURKCELL İLE RAMAZAN
EMRE AKÖZ EMRE AKÖZ

'Taraflı' yargıyı kim başlatmıştı?

Geçen gün size Ertuğrul Günay'ın bir sözünü hatırlatmıştım. Yargıtay Başsavcısı, AKP'ye kapatma davası açtığında, Kültür ve Turizm Bakanı Günay, 'Birileri Yargıtay'a kadar sızmış' demişti.
Gelişigüzel ortaya atılmış bir söz değildi bu. Günay'ın "bir bildiği" vardı elbette. Ancak daha sonra, "siyaset gereği" lafı çevirdi.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkında Sincan Ağır Ceza Mahkemesi'nin verdiği tuhaf kararı duyar duymaz, bu işte bir bit yeniği olduğunu sezmiştik.
Anayasa'daki açık hükme rağmen Cumhurbaşkanını yargılamaya kalkışan zihniyet 'masum' olamazdı. Adaleti sağlamanın ötesinde bir amacın olduğu belliydi.
Ve bağlantılar kısa sürede ortaya çıktı: Sincan kararına imza atan Yargıç Osman Kaçmaz'ın Birinci Ergenekon İddianamesi'nde adı geçiyordu.
İddianamede adı geçmek, elbette başlı başına bir kabahat değildir. Herhangi bir insan bilmeden, istemeden, tesadüfen bir Ergenekoncu ile temas kurmuş olabilir.
Peki, Kaçmaz'ın durumu böyle miydi?
Bunu söylemek mümkün gözükmüyor.
İddianameye göre Yargıç Osman Kaçmaz ile Ergenekon davasının önemli simalarından, tutuklu sanık Kemal Kerinçsiz arasında gayet sıcak bir ilişki var.
Birbirlerini ağırlıyorlar, öpüşüyorlar. Hayata aynı pencereden bakıyorlar. Yargıç, Başbakan Erdoğan aleyhine karar vermekle övünüyor, diğeri de onu göklere çıkarıyor.

***

Ben şu soruyu önemsiyorum:
Mesele sadece Ergenekonculuk mu?
Bu şebeke tasfiye edilip yöneticileri cezalandırıldıktan sonra 'yargıdaki siyasallaşma' ortadan kalkacak mı?
Maalesef hayır.
Çünkü karşımızda 'yapısal' bir mesele var. Yapılar da bugünden yarına değişmez. Dönüşüm on yıllar sürer.

***

Türk yargısı siyasallaştıran, 'Devrimci Adalet Bakanı' olarak lanse edilen ama bence bir 'Kanun İthalatçısı' olarak gördüğüm, 'hukuk katili' Mahmut Esad Bozkurt'tur.
Stalin Rusya'sında, Mussolini İtalya'sında yargı, baştan aşağı siyasallaştırılarak, rejimin bekçisi haline getirilmişti.
1924 ile 1930 yılları arasında adalet bakanı olan Bozkurt da, aynı şeyi Türkiye'de gerçekleştirmeye çalışmıştır.
Konuşma ve yazılarında apaçık 'ırkçılık' yapan Bozkurt, yargıçları 'taraflı' olmaya çağırıyordu.

***

Mahmut Esad Bozkurt'u yine de mazur görebiliriz. Çünkü onun döneminde Türkiye'de büyük bir rejim değişikliği yaşanıyordu ve Avrupa'da diktatörlükler çağı yaşanmaktaydı.
Asıl mesele, o zihniyetin hâlâ devam etmesi ya da övülmesi, yüceltilmesidir.
İstanbul Barosu, Bozkurt adına ne zamandan beri ödül veriyor, biliyor musunuz? 2005'ten beri! (Yani 1930'lardan beri böyle bir ödül verilse, hiç olmazsa 'gelenek' deyip geçeceğiz.)
Peki ödülün verildiği kişiler kim? Sabih Kanadoğlu ve Ömer Faruk Eminağaoğlu gibi 'çizgisi malum' adliyeciler. (Bu 'adliyeciler' tabirini Mahmut Esad Bozkurt'un yazılarından öğrenmiştim. Hukukçu kelimesinin uygun düşmediği durumlarda imdada yetişiyor.)
Peki, "Yargı bağımsız olmalı" yaygarasının ne zaman ve niye başladığını biliyor musunuz? Bir aksilik olmazsa, ona da yarın değiniriz.
BİZE ULAŞIN