EMRE AKÖZ EMRE AKÖZ

Karl Marx'tan Lucescu'ya çarpık düşünce

Dün Bilgi Üniversitesi'nin, Karşı Sanat ile birlikte düzenlediği 'Görsel İdeoloji Sempozyumu'nun dördüncü oturumunu izledim. Görsellik ve ideoloji deyince ilk akla gelen temalardan biri mizah oluyor.
Hangi karikatürlere ve fotoğraflara gülüyoruz? Mizah ile sınıf (ve zümre) arasında nasıl bir ilişki var?
Özgür Taburoğlu, Ali Şimşek, Göksel Aymaz, Mehmet Öztürk ve Levent Cantek'in sunumları zihin açıcıydı.
Bu araştırmacılar çeşitli dönemlerde kimlerin kimlere güldüğünü örneklerle anlattılar.
Sözü geçenler arasında; Cem Yılmaz, Kemal Sunal, Mehmet Çağçağ, Necdet Şen, Halil Altındere'nin karikatürden etkilenen sanat çalışmaları, 'Avrupa Yakası' dizisi, Gırgır, Leman ve eskilerden Papağan ile Akbaba dergileri, 'Recep İvedik' tiplemesi vardı.

***
Tartışmalar sırasında Karl Marx'ın önemli bir uyarısına değinildi:
Bir konu üzerinde düşünürken, mantığın nesneleri ile nesnelerin mantığını birbirinden ayırmalıyız.
Birçok durumda, bir 'gerçek' ile 'o gerçeğin imajını' birbirine karıştırıyoruz.
Yani nesnelere bazı anlamlar yüklüyoruz, sonra da gerçek sanki o anlamlardan ibaretmiş gibi davranıyoruz.
Şimdi bunun bir örneğini vereceğim.
Geçen çarşamba gecesi Fenerbahçe'nin stadında UEFA Kupası Finali oynandı.
Futbol uzmanı olamayanlar dahi sahada kapışan takımları tanıyordu:
Alman Takımı Werder Bremen'de Türk futbolcu Mesut Özil oynuyordu.
Ukrayna Takımı Shakhtar Donetsk'in başında ise hem Beşiktaş'ı, hem de Galatasaray'ı çalıştırmış ve şampiyon yapmış olan Ruman hoca Lucescu vardı.
Shakhtar, Bremen'i 2-1 yenerek UEFA Kupası'nı kazandı.
Bu tip durumlarda hep olduğu gibi ertesi gün tartışma başladı: Acaba Lucescu, başarısız Aragones'ten sonra Fenerbahçe'ye gelir mi? Ya da hoca arayışında olan Galatasaray'a döner mi?
Lucescu adını duyar duymaz, hem F.Bahçelilerden, hem G.Saraylılardan yüzlerini ekşitenler olduğuna bizzat şahidim.
Sebebini sorduğumda konu hep aynı noktaya geldi:
"Lucescu sevimsiz bir 'savunma futbolu' oynatıyor. Bu yüzden takımı onun yönetmesini istemiyoruz." G.Saraylılar ise onu hep Fatih Terim ile karşılaştırdılar ve özetle, "Terim hücum futbolu oynatırdı, takım bol gol atardı, Lucescu ise savunma oynattığı için takım az gol atarak da olsa galip gelirdi" dediler.

***
Yanılıyorlar!
İşte imajlarla düşünmeye çalışmak ve sonuçta, mantığın nesnesi ile nesnenin mantığını birbirine karıştırmak tam da budur!
İspatı 2002-2003 sezonudur:
O sezonu Lucescu'nun çalıştırdığı BJK, birinci bitirdi. Yani kupayı Lucescu aldı! Terim'in eli boş kaldı.
Asıl önemli olay ise 25 Mayıs 2003 günü oynanan BJK-GS derbisiydi. O derbiye çıkarken BJK 58 gol atmış, 18 gol yemişti. GS ise 59 gol atmış ve 25 gol yemişti.
Yani hücum futbolu oynadığı söylenen GS, savunma oynadığı söylenen BJK'den sadece bir gol fazla atabilmişti.
25 Mayıs günü o fark da bitti:
BJK maçı Sergen'in golüyle 1-0 kazanarak yalnızca şampiyonluğu garantilemedi, aynı zamanda golcü (!) GS'yi de yakaladı. Bu tip örneklere karşın hâlâ "Lucescu savunma, Terim hücum oynatıyor" diyenler, düşünürken, gerçeği değil imajları tercih edenlerdir.
Hele bunlar arasında, Rumen hocaya karşı tamamen kişisel garezle konuşanlar vardır ki artık o kadarına pes denir.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN