EMRE AKÖZ EMRE AKÖZ

Yüksek topukların üstünde Arapça göbek atan kadınlar

Küresel ekonomi bazı kentleri bağlantı noktası haline getiriyor. Koordinatör kentler eskiden kısıtlı bir hinterlandın (Ege bölgesine kıyasla İzmir'in durumu) ya da ulusal ekonominin (Fransa'yı yönlendiren Paris) düzenlemesini yapardı.
Artık bu kentler, çok daha geniş bir coğrafyaya hitap ediyor:
Örneğin İstanbul giderek bu rolü üstlendi: Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu'da iş yapan küresel şirketler, bölge merkezi olarak İstanbul'u tercih ediyor.
Çünkü bu şirketlerin ihtiyaç duyduğu altyapı İstanbul'da var: Modern, büyük binalar... İletişim ve ulaşım sistemi (internet, havalimanı, vs.)... Küresel şirket bürokratlarının yaşayacağı (güvenli villa) ve eğleneceği (uluslararası zevke ve damağa uygun bar, kafe, restoran) mekânlar...
Ayrıca eşler için alışveriş ('marka' satan AVM'ler), çocuklar için eğitim ve spor (özel okullar, vs.) imkânları... Bunlara ek olarak uluslararası kalitede sanat etkinlikleri...
İstanbul'un bu açıdan en temel eksiği ise konferans salonları: Şirket yöneticisinden doktoruna, uluslararası uzmanları İstanbul'da bir araya getirecek büyüklükte ve kalitede konferans salonumuz pek az.
(Atatürk Kültür Merkezi'nin modernleştirilmesine taş koyanlar yaptığı kötülüğü görüyor musunuz?)

***
İnsanların ve şirketlerin olduğu gibi, kentlerin de rakipleri var. İstanbul'un en önemli rakiplerinden biri Beyrut...
1975'e dek Beyrut için "Ortadoğu'nun Paris'i" denirdi. Çünkü kent, Ortadoğu ekonomisinin Batı'ya açılan kapısıydı. Büyük paralar döndüğü için dönemin modasını ya da iletişim ve ulaşım teknolojisini burada görmek mümkündü.
Derken Lübnan'da iç savaş çıktı. 1990'a dek süren çatışmalar yüzünden kent yandı, yıkıldı. 200 bin civarında insan öldü. İmkânı olanlar ülke dışına kaçtı.

***
Ama artık toparlanıyorlar: Beyrut'ta modern binalar yükselmiş ve yenileri yapılıyor. Birbirinden güzel kafeler, barlar, lokantalar açılmış.
Yurtdışına kaçanların bir kısmı geri dönüyor. Sanatsal faaliyetler destekleniyor.
Sırtını tepelere dayamış Beyrut, İzmir'i andırıyor. Paranın dini imanı yok ancak parayı kullananların var:
Toplamda Müslümanlar fazla ama Kordon'a, Alsancak'a tekabül eden kıyı kesiminde Hıristiyanlar çoğunlukta. Belli ki sermayeyi yöneten Batılılar, öncelikle dindaşlarıyla işbirliği yapmış.
İzmir'in arka kesimlerinde nasıl gecekondular ya da eskimiş binalar varsa... Beyrut'ta da böyle bölgeler var ve oralarda daha çok Müslümanlar (Şiiler ve Sünniler) yaşıyor.

***
Beyrut iş âlemi, İstanbul karşısında bazı üstünlüklere sahip: Bunların başında, sadece Batı ile değil, Ortadoğu ülkelerindeki üretici ve tüccarlarıyla kurdukları tarihsel bağlar geliyor.
Beyrut'un beyaz yakalıları en az iki, genellikle üç dilli: Ana dilleri Arapça ama Fransızca ve İngilizce de konuşuyorlar.
Fevkalade yüksek topuklu ayakkabıları ve göz alıcı giysileriyle müzikli mekânları dolduran esmer kadınlar... Fransızca ve İngilizce parçalara eşlik ettikten sonra, gecenin ilerleyen saatlerinde Arapça söyleyip göbek atmaya başlıyor.
Beyrut'u görünce, Türkiye'nin bölgede yaptığı hamlelerin (Suriye, Kürdistan, vb.) önemi daha iyi ortaya çıkıyor.
Kemalizm'in, Arap ve Arapça düşmanlığının yol açtığı hasarı kavramak da cabası!
Karşılaştırmalara sonra devam ederiz.
BİZE ULAŞIN