EMRE AKÖZ EMRE AKÖZ

Saf demokratlık doğru bir tavır mı?

Hatırlayalım: 2004 sonbaharında askeriye içinde bir çalışma yapılmıştı. Amaç, sivil toplum kuruluşlarıyla irtibat kurarak, bunları ordu destekçisi hale getirmekti.
Buna karşı olan STK yönetimleri ise ordu dostlarıyla değiştirilecekti.
(Not 1: Planın gerçekleştirilmiş olduğunu cumhuriyet mitingleri döneminde gördük.)
Bugün böyle bir belge medyaya sızsa neler olur? Tahmin etmek zor değil: Bazı arkadaşlarımız hemen Genelkurmay Başkanı'nın istifasını ister.
(Not 2: "Kullanılacak" olanların neler diyeceğini de tahmin edebiliriz: Bir kısmı "Bu belge sahte" derken, bir kısmı da "Ne var bunda, TSK elbette toplumun çeşitli kesimleriyle işbirliği yapar" diyecektir.)

***

Şimdi bir değişkeni devreye sokalım: 2004 sonbaharında GK koltuğunda Org. Hilmi Özkök oturuyordu.
Özkök bugüne kadar görev yapmış GK başkanları içinde herhalde demokrasiye en çok bağlı olanıdır.
Sarıkızların, Balyozların onun sayesinde engellendiğini biliyoruz.
O halde tekrar soralım:
Yine de Org. Özkök'ün istifasını ister miydiniz?
Kendi cevabımı vereyim: Ben o çalışmanın varlığını Nisan 2007'de Nokta dergisinden öğrenmiş ve çok kızmıştım.
"STK yönetimlerine kendi adamlarını getirmek içini çabalayan bir ordu" bana çok ters gelmişti.
İkide bir aktüel siyasete müdahale etmesi yetmiyormuş gibi, toplumu da yönetmek için uğraşıyordu.
Eğer o çalışmaları 2004 sonbaharında, yani sıcağı sıcağına öğrenmiş olsaydım, GK Başkanı'nı istifaya davet ederdim.
Ama bugün farklı düşünüyorum: Hilmi Özkök'ün gerçekten de istifa ettiğini düşünebiliyor musunuz?
Paramparça etmeleri için demokrasiyi altın tepsi içinde darbecilere sunmak değil mi bu?
***

Gelelim bugüne... Ben saf yani katışıksız bir demokratlığın olabileceğini, ancak bunun "doğru bir tavır" olmadığını düşünüyorum.
Çünkü o zaman kullanılır ve yukarıdaki örnekten hareket edersek, Org. Özkök'ün istifasını istersiniz ki bu da bindiğiniz dalı kesmek olur.
(Not 3: Minik kuş fıkrası gibi. Hani tam donacakken inek üstüne dışkısını yapar. Dışkının sıcaklığıyla kuş kendine gelir, cıvıldamaya başlar. Böylece kuşu fark eden kedi onu yer! Kıssadan hisse: 1) Sizi boka sokan herkes düşmanınız olmadığı gibi, 2) Boktan kurtaran herkes de dostunuz değildir! Fıkranın, "Bokun içine düştüyseniz çenenizi kapalı tutun" diye üçüncü bir hissesi daha var ama o konumuza dahil değil.)
***

Ben GK Başkanı Org. İlker Başbuğ'a da aynı şekilde yaklaşılması gerektiğini düşünüyorum.
Çok sorunlu bir dönemde görev yapıyor. Alt kademelerde onu başlarından defetmek isteyen Ergenekoncular olduğu belli.
Biz demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi ölçütlerden hareketle onu eleştiriyoruz.
Ancak o konuşmaların önemli bir bölümü, sivilleri değil, kendi kurumsal kitlesini hedef alıyor.
Bu yüzden de ben, "esnek ve gerçekçi" bir demokratlıkla, Başbuğ'a yardımcı olunması gerektiğini düşünüyorum.
Not 4: Şu "kullanılma" meselesi çarpıtılıyor. İşin içinde ordu olunca, olay 'emir ve komuta'ya indirgeniyor. Halbuki bu nadir bir durumdur.
Apoletli medya genellikle daha darbeciler talep etmeden gerekeni yapar. Çünkü zihniyeti öyledir.
Örneğin bir müdahale olduğunda... 'Siyah' kod adıyla, askerin etkin olduğu dönemde MİT için çalışmış bir yayın yönetmeni... Çamur atma, yalan söyleme, çirkeflik etme gibi yöntemlerle darbeyi destekleyeceğinden, ayrıca kullanmaya gerek kalmaz ki!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN