EMRE AKÖZ EMRE AKÖZ

Başkanlık sistemi Kemalistlere hangi sultanı hatırlatıyor?

Başbakan Erdoğan pazar günü ATV'de "başkanlık sistemi" istediğini söyleyince. Türkiye'nin gündemi bir anda değişti. Siyasetçisinden yorumcusuna, herkes bunu tartışır oldu.
Şimdi birkaç noktaya dikkatinizi çekeyim:
Anayasa önerisindeki parti kapatmanın zorlaştırılmasına ve yüksek yargının çok sesli hale getirilmesine karşı çıkanlar... Başkanlık sistemine de esastan karşı çıkıyor.
Bu bir tesadüf mü?
Elbette değil.
"Tamam başkanlık sistemine geçelim ama ABD'deki gibi değil, örneğin Fransa'daki gibi olsun" demiyorlar.
"Başkanlık sistemi Türkiye'nin siyasi kültürüne uymaz, şöyle böyle sorunlar çıkar, o yüzden geçmeyelim" demiyorlar.
Ya ne yapıyorlar?
Amiyane tabirle "kafadan" karşı çıkıyorlar. Peki, niye? 'Niye'sini söylemiyorlar.
Ben size anlatmaya çalışayım:
Türkiye'de en çok laf edilen padişah kimdir?
Hiç kuşkusuz II. Abdülhamit...
Peki, bir asır önce ölmüş bir padişahla ne alıp veremedikleri var?

***

Olayın esası şu: Osmanlı bürokrasisi modernleştikçe, sultanı başından atmak istedi.
Bu emeline yardımcı olan III. Selim ve II. Mahmut gibi padişahları göklere çıkardı.
Ama bürokrasiyi zapturapt altına alarak, sultanlık otoritesini hâkim kılan II. Abdülhamit'ten nefret etti.
Halbuki o da modernleşmeden yanaydı ve cumhuriyeti ilan edecek olan bürokratlar, onun kurduğu okullardan yetişmişti.
Teşekkür etmek, minnet duymak yerine Abdülhamit'e kızmalarının sebebi işte budur: Hamit, saltanatı boyunca bürokrasiye göz açtırmayarak, bağımsızlaşmasını engellemiştir.
Bizim Kemalistler başkanlık sistemini hiç sevmez. Onların hayalindeki düzende son sözü bürokrasi söyler.
Bu da ancak "çok başlı yürütme" (Cumhurbaşkanı, Başbakan, GK Başkanı) ve "bağımsız ama taraflı yargı" ile mümkündür.
Başkanlık sistemini duydukları anda akıllarına, birer "kul" oldukları padişahlık rejimi gelir.
"Adamı başımızdan attık, yüz yıl sonra başka bir kılıkla tekrar dönüyor" derler.
Başkanlık sistemi konusunda "teknik tartışma" yapmak yerine, "olmaz" diye yaygara koparmalarının tarihsel nedeni budur.
***

Gelin olaya güncel açıdan da bakalım:
Ana muhalefet partisi CHP'nin Başkanı Deniz Baykal'ı iyi izleyin...
Neler yapıyor? Siyaseten ne üretiyor? Hiç!
Baykal'ın ortaya özgün bir fikir atarak, hükümeti zor durumda bıraktığını gördünüz mü?
Deniz Beyin tüm yaptığı, Başbakan Erdoğan ne diyorsa tersini söylemekten ibaret değil mi?
(Hakkını yemeyeyim, bir de sık sık Anayasa Mahkemesi'ne başvuruyor.)
Fiyakası ve rahatı yerinde: Sabah sporları, gece erken uyumalar... Makam arabaları, VIP salonları.
Hazine yardımı emrine amade...
***

Başkanlık sistemi işte bu saltanata son verir. Baykal artık "bürokrasinin siyasetteki temsilcisi" rolünü oynayamaz.
Çünkü başkanlık sistemi başarısız siyasetleri eler, siler, gömer. Bugünkü sistem ise başarısızlığı ödüllendiriyor. Partilerini barajın altına düşürmüş siyasetçiler, koltuklarında oturmaya devam ediyor.
Türkiye'de çok güçlü bir tek adam kültürü var. Siyasi partiler pratikte başkanlık sistemiyle yönetiliyor. Spor kulüpleri, şirketler, sendikalar da öyle.
Peki, biz niye ısrarla kendimizi kandırıyoruz?
Geçelim başkanlık sistemine... En az yüzde 51 ile seçilecek Başkan 4 yıl yönetsin... Beğenirsek 4 yıl daha kalır. Sonra güle güle! Fena mı yani?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN