EMRE AKÖZ EMRE AKÖZ

Türk-Cep ile bağlan savaşa

Taraf gazetesindeki gazetecilik tartışmasını, Alper Görmüş'ün dünkü yazısından öğrendik. Meselenin "beni ilgilendiren" bölümünü özetleyeyim:
Taraf'ın 7 Ekimdeki manşeti, "Hür Ordu'ya Jandarma servisi" şeklindeydi.
Koç Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden Yrd. Doç. Şenay Özden, Suriye'den kaçanlar için oluşturulan kampları ve özellikle Antakya'daki ayrımcılığı anlatmıştı.
Şimdi gelelim kritik soru ve cevaba...

Söylenti mi, haber mi?

Tuğba Tekerek soruyor: "Ben şöyle bir şey duydum: Jandarma aracı savaşmak için Suriye'ye gitmek isteyenleri Apaydın kampından alıyor, sınıra götürüyor. Dönerken de muhalifler sınırda silahlarını bırakıyor, yine Jandarma aracıyla kampa götürülüyorlar.
Sizin böyle bir tanıklığınız oldu mu?"
Şenay Özden'in cevabı: "Görmedim ama evet ben de duydum bunu."
Alper Görmüş, bu konuşmanın, "Hür Ordu'ya Jandarma servisi" şeklinde manşete yansıtılmasını... "Yrd. Doç. Şenay Özden, Esed'e karşı savaşan Suriyeli muhaliflerin Apaydın kampından jandarma araçlarıyla sınıra götürüldüğünü doğruladı" denmesini eleştiriyordu.
Hakikaten de o söyleşiden, bu başlık ve spot çıkmaz. Ciddi bir çarpıtma var. Söylentiler, gerçekmiş gibi sunulmuş. Gazetecilik etiğine uygun davranılmamış.

Hikâyenin devamı müthiş

Peki, bitti mi? Hayır bitmedi.
Taraf'ın ertesi gün yayınladığı bir başka söyleşi... Önceki söyleşiye ve onun çarpıtılmış sunumuna, bambaşka bir gözle bakmamıza yol açıyor.
Neşe Düzel, 8 Ekim pazartesi günü Şii sosyolojisi ve siyaseti uzmanı... Ortadoğu Barış Araştırmaları Merkezi (IMPA) direktörü Dr. Kaan Dilek ile konuşmuş.
Dr. Kaan Dilek de sınır bölgelerimizi (Hatay, Kilis, Urfa) gezmiş. İzlenimleri şöyle:
"Suriye'den gelen, sınırdan rahatça geçen birtakım silahlı, cihadçı, İslamcı muhalif gruplar (halkı) çok rahatsız etmişti. Hatay'da ikamet ediyor, dinleniyor, tedavi görüyor ve sonra gidip Suriye'de savaşıyorlardı. Ve tekrar geri geliyorlardı. Türk plakalı arabaları ve Turkcell hatlı telefonları vardı. Biz bu yabancı uyruklu insanlarla mülakatlar yaptık. Bize nerenin komutanı olduklarını da söylüyorlardı."
Yani Hür Suriye Ordusu'nda çarpışanları sınıra götürüp getiren Jandarma mekiğinin ötesinde... Plakasıyla, sim kartıyla, dinlenme ve tedavi imkânlarıyla... Çok daha kapsamlı bir "servis" veriliyordu!

Savaşmayı bilen adamlar

Nereden nereye geldik! Sunumu gayet problemli olsa da... Meğer bir gün önceki söyleşide gerçeğin pek azı söylenmiş.
Mesela Şenay Özden, Hataylıların, "Bu insanlar cihadçı, El Kaideli..." dediğini belirtiyor ve bu sözleri, Suriyeli sığınmacılara karşı "mezhep üzerinden ayrımcılık" olarak yorumluyor.
Halbuki Kaan Dilek'in söylediklerinde net ve sert bir gerçeklikle karşılaşıyoruz. Devam edelim:
"Silahlı muhalefetin içinde Kafkasya, Afganistan, Yemen, Libya, Ürdün ve Mısır'dan gelmiş, El Kaide ağıyla ilişkisi olan cihatçı gruplar da var. Biz (Türkiye) bunlara destek verdik."
"Sayıca çok değiller ama güç olarak çok baskınlar. Çünkü savaşmayı çok iyi biliyorlar. (...) Şu anda sahayı bu cihadçı ve El Kaide bağlantılı gruplar yönetiyor."
Bindik bir alamete, gidiyoruz gündüz gece...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN