Türkiye'nin en iyi haber sitesi
EMRE AKÖZ

İmkânsızı başarmak

Doğru; her şey bir hayalle başlıyor. Ama hayalden hayale fark var. Fabrika kurmak isteyen girişimcinin hayali başka... Dağ başında müze kurma hayali başka...
İşadamı bir çıkar ağının içinde çalışıyor: Kendisi kâr, banka faiz, çalışanı ücret, devlet vergi peşinde.
Ressam, heykeltıraş ve eğitmen Prof. Hüsamettin Koçan ise Baksı Müzesi'ni 'almak' için değil, 'vermek' için kurdu. Baksı'ya omuz verenlerin amacı para veya şanşöhret kazanmak değildi. Sadece gerçekleştiğini görmek istedikleri bir hayali destekliyorlardı.
Size kendimden örnek vereyim:
2004'ün eylül ayıydı. Hüsamettin Hoca'nın bir müze kurmakta olduğunu duymuştuk ama neye benzediğini bilmiyorduk.
Uçakla Erzurum'a, aradan da karayoluyla Bayburt'a gittik. Nihayet müze inşaatına vardığımızda hava kararmıştı. Bir karmaşa içinde köylü kadınların hazırladığı akşam yemeğini yiyip yattık. Sabah erkenden kalktığımda, olağanüstü bir manzarayla karşılaştım. Karşıda dağlar, tepede masmavi bir gök, birkaç beyaz bulut, tertemiz bir hava ve aşağıda Çoruh nehri...
Bayburt il merkezinden 45 kilometre uzaktaydık. Çevrede 80 haneli bir köyden başka yerleşim yeri yoktu. Yani Hüsamettin Hoca kelimenin gerçek anlamıyla dağ başında müze kuruyordu.
İşte o manzaraya bakarak kahvaltı ettik. Hoca bize hayallerini anlatırken iki özelliği çok çarpıcıydı: Fevkalade içtendi ve bu fikre kendini adamıştı.
İleride görünen köyde doğmuştu Hoca. Eski adı Baksı (Kırgız Türkçesinde "Şaman" demek) olan Bayraktar köyünde... Göçler zaten küçük bir il olan Bayburt'u toplumsal erozyona uğratıyordu.
Hoca ise hem yerel kültürü yaşatan, hem de onu evrensel kültürle buluşturan bir müze ve uygulama merkezi kurarak, bu süreci tersine çevirmek istiyordu.
Devletten beş kuruş yardım almadan bu işe girişmişti. Almamaya da kararlıydı. Peki, nasıl olacaktı? "Dostların desteğiyle..."
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanlığı da yapmış olan Hüsamettin Hoca'nın seveni ve güveneni çoktu.
Mesela Baksı'ya yardım amacıyla sanatçı arkadaşlarından eserlerini bağışlamasını rica etmiş, onlar da ikiletmemişti. Söylemesi ayıp, biz de açılan sergiden Gülveli Kaya'nın bir resmini satın almıştık. Hâlâ salonumuzda asılı duruyor...
Hoca'nın işadamı dostları da vardı. Mesela bizim de tanıştığımız; tekstilci ve turizmci, Devlet Üstün Hizmet Madalyası sahibi Ali Akkanat... Şahane bir insandı; Baksı ne zaman zora düşse Ali Bey yardıma koşuyordu.
Çoğu İstanbul'da faaliyet gösteren sanatçılar, işadamları, tasarımcılar, reklamcılar, halkla ilişkilerciler, medyacılar Baksı'ya omuz verirken... Bayburt ve havalisinden gelen destek gelgitliydi:
Başbakan Erdoğan'ın "kolaylık gösterin" talimatına rağmen... Bir kamu görevlisi Baksı'nın önemini kavrayarak yardım ederken, bir başkası yokmuş gibi davranabiliyordu...
Halk de bir âlemdi: Kimi Baksı sayesinde kentin gördüğü ilgiden memnunken, kimi bu tuhaf yapının müze olduğuna inanmıyor, "Rusya'yı dinlemek için İsrail yaptı" diyordu!
Sonuçta... Bin bir engeli aşarak 2010'da faaliyete geçen Baksı... Avrupa Konseyi 2014 Müze Ödülü'nü aldı.
İyi olan kazanmıştı!
Yarın: Ödülü almak üzere Strasbourg yollarına düşen Hüsamettin Hoca ve dostları nelerle karşılaştı?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA