ERSOY DEDE ERSOY DEDE

Muhasebeci Kenan’ın Maceraları

Bugün CHP'de siyaset yapan Öztürk Yılmaz, DEAŞ tarafından kaçırıldığında yaşananlar ortaya çıktıkça kimyası bozuldu.. Bağlı olduğu Bakana gidip, 'bu bakanlıkta tek bir AK Partili varsa o da benim' dediği.. DEAŞ namluyu gösterince, 'konsolos ben değilim' deyip kıvırdığı çıkınca ortaya, öfkeden deliye döndü.. Neymiş peki 'konsolos' değil miş de?.. Eh işte o da çıktı şimdi ortaya.. Meğer bizi konsolos Yılmaz, DEAŞ'ın namlusunu görğnce olmuş sana 'Muhasebeci Kenan'..

Bakın biz bugüne kadar o 101 günün hikayesini, hep Yılmaz Öztürk'ün anlattıklarından dinledik.. Gelin bir de onunla birlikte ı günleri yaşayan diğer isimlere kulak verelim.. Mesela, Musul Başkonsolosluğunda görevli güvenlik amiri S.C'nin, Diyarbakır Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'ne verdiği ifadeden anlıyoruz ki, bizim konsolos, baskın sırasında kendisini gizliyor ve konsoloslukta polis memuru olan Abdusettar Yaşar'ın başkonsolos olduğunu söylüyor teröristlere..

Haydi bakalım.. Başka detaylar da anlatıyor S.C… "… Öztürk Yılmaz, kendisine 'Muhasebeci Kenan' olarak hitap edilmesini istedi. Konsolos görevlilerine 'Bana beyefendi demeyin. Başkonsolos olduğum bilinmesin' diyordu…."

**
Ne oldu Musul Kahramanı, alnı öpülesi konsolos..

Yaldızlar döküldü bakıyorum..

Gazeteci Çetiner Çetin, Habertürk'te gözünün içine baka baka, 'anlattırma bana o 101 gün neler yaşandığını' dediğinde gözlerine yansıyan korkunun sebebi, mağdur ifadeleriyle birlikte ortaya çıkmaya başladı..

Öyle ya, o esaret bittikten sonra bütün kameralar, Öztürk Yılmaz'a çevrilmişti..

Kimse o gün Yılmaz'la birlikte konsoloslukta rehin alınanların, gittikleri yerde Yılmaz'la aynı yerde tutulanların neler yaşadığını sormadı..

Ama işte ah gerçekler.. O gerçekler yok mu?..

Ne kadar zorlarsan zorla saklanmıyor..

Şu rezalete, kepazeliğe bakar mısın?..

Sen gel burada 80 milyona kahramanlık tasla, orada DEAŞ'a 'konsolos ben değilim' deyip yan çiz..

Fakat ben asıl genel başkanını merak ediyorum..
Hariciyedeki tek AK Partiliyi alıp da genel başkan yardımcısı yaptığı için memnun mudur acaba?.. Ne diyordu Erdoğan böyle durumlarda; ".. Gene çaktın Kılıçdaroğlu.."
Düşünsen.. Sen CHP'li diye partiye alıyorsun..
Fakat o da ne?.. Meğer adam işini sağlama almak için, sana gelmeden önce AK Parti koridorlarında turlamış..
AK Parti'den yüz bulamayınca, attan düşünce 'zaten inecektim' diyen Hoca gibi, 'ben zaten CHP'liyim ki' demiş… Sen de bu numarayı yemişsin..
Ya da sahiden CHP'li, başka bir nedenle '.. Bu bakanlıktaki tek AK Partili benim..' deme ihtiyacı hissediyor..
Onu da anlarız günü geldiğinde.. Şimdi gelelim asıl meseleye..

Konsolosluk baskınından bir hafta önce, FETÖ'nün kurmay kadrosuyla birlikte, FETÖ'nün bölgedeki karargahı önünde çıkan resmini hatırlıyorsunuz sanırım..

Rehin alınmadan sadece 7 gün önce, ABD'nin Kuzey Irak'taki askeri üs alanı içerisinde yer alan FETÖ'ye ait üniversitede ne işi vardı?..
Yanındaki FETÖ'nün Kuzey Irak imamı Talip Büyük, örgütün eğitim imamı Cemal Bulut ve medya imamı Doğan Ertuğrul ile neden buluştu?..
Bu buluşmanın, kaçırılma hadisesiyle ilgisi var mı?..
Çünkü ifadesinde, konsolosluğun kuşatma altında olduğunu, boşaltmak için Ankara'ya 16 kripto telgraf çektiğini anlatan Konsolos, bu fotoğrafta çok da risk altındaymış gibi görünmüyor..
Ama bugün sorduğunuzda, kaçırılmadan evvelki son bir kaç haftayı çok tedirgin geçirdiğini söylüyordu.. Şimdi hangi Öztürk Yılmaz'a inanalım?.. Yoksa bu kaçırma hadisesi de bir FETÖ tertibi, tezgahı mı?..
...
Bir de bu var.. 17 Aralık geçmiş.. FETÖ denilen aşağılık yapının devlete kastettiği çıkmış ortaya. Gülen denilen örgüt elebaşı devletin kırmızı kitabına girmiş. Ulusal güvenlik sorunu olarak devletin her kademesinde kabullenilmiş.. Gel gelelim kaçırılmadan bir hafta evvel örgütün kurmay kadrosuyla resim veren Muhasebeci Kenan, evine döndüğünde bir de Gülen'in geçmiş olsun temennisine mazhar olmuş.. Bay eski konsolos!.. Ne bu? Evine sağ salim dönüşüne yazılmış olan bu geçmiş olsun ilanı, nasıl bir hukukun sonucu acaba?..
Cevap bekleyen sorularımızın sayısı artıyor.. Sadece Fetö meselesi de değil...
.......

Acaba, (kendi ifadesinden naklediyorum) Türk bayrağı önünde alnına silah dayalı halde Türkiye'yi suçlayan beyanat vermesi için zorlanan Öztürk Yılmaz, bunu yapmadığı halde, neden hiç zarar görmedi?.. Ve dahası, bu kadar acımasız vahşi bir terör örgütü, 101 gün boyunca Öztürk Yılmaz'ın şarj edip edip kullanmaya devam ettiği cep telefonunu nasıl oldu da fark etmedi?.. Öztürk Yılmaz konuşacağı kadar konuştu.. Bence artık onunla birlikte 101 gün esareti yaşayan konsolosluk çalışanları ve özel harekatçıların ne dediğine bakmak lazım biraz.. Ama önce eski konsolosun sakinleşmesi lazım. Biraz sakin ol ya hu.. Az sakin ol da anlayalım işin aslını esasını..

BİZE ULAŞIN