İDRİS KARDAŞ İDRİS KARDAŞ

Kudüs kararı özgüven ve direniş hattı oluşturacak

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Uluslararası hukuka, hakkaniyete sahip çıkan ülkeleri, Kudüs'ü Filistin devletinin işgal altındaki başkenti olarak tanımaya davet ediyorum. Buradan bir kez daha ifade ediyorum ki Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir."

Bugün İstanbul'da gerçekleşen İslam İşbirliği Teşkilatı olağanüstü toplantısı açılış konuşmasında bu çağrıyı yapmıştı Cumhurbaşkanı Erdoğan. Gerçekten de çok anlamlı, önemli ve gerekli bir çağrıydı. Gecikmiş bir hakkın, yerini bulması çağrısıydı bu aslında. Tüm devletler üzerinde bağlayıcı kararlar alabilen Birleşmiş Milletler Konseyi'nin defalarca aldığı kararlara da paralellik gösteren bir çağrıydı. Ama bunların yanı sıra ABD ve bu kararın arkasındaki küresel vesayet odaklarına karşı onurlu bir duruşa davet eden bir çağrıydı. Ve nihayet umut edilen şey gerçekleşti. İslam İşbirliği Teşkilatı son derece tarihi bir karar aldı. Doğu Kudüs'ü Filistin'in başkenti ilan etti. Tüm ülkeleri de bu kararı almaya davet etti. Peki bundan sonra ne olacak?

Öncelikle İİT İstanbul toplantısının sonuç bildirgesine bakmakta fayda var. En sembolik ve en önemli madde, az önce söylediğim gibi Doğu Kudüs'ün Filistin'in başkent ilan edilmesidir. 57 üyeli İİT'nin bu kararını tüm üyeler derhal uygulayacaktır muhtemelen. Özellikle S.Arabistan, BAE ve Mısır gibi ülkeler bu konuda bir girişimde bulunmayacaklardır. Zira bu ülkeler, Trump'ın aldığı bu kararı hepimizden önce biliyorlardı ve onaylamışlardı.

Ancak bunun pek bir ehemmiyeti yok açıkçası. Zira toplantıya katılan 48 ülkenin aldığı ortak karar, siyasi ve psikolojik olarak bir bariyerin aşıldığı anlamına gelir. Sadece liderler katında değil, belki de bundan daha önemlisi bu liderlerin ülkelerindeki halklar katında böyle bir bariyerin aşılması çok değerlidir. Liderlerin Kudüs konusunda böyle bir karar almaları, Müslümanlarda da bir beklentinin oluşmasına yol açacaktır kuşkusuz. En baştan beri dillendirdiğim gibi Kudüs'ün geleceğinin emanet edileceği tek merci bölge halklarıdır. İİT'nin Kudüs kararı bir özgüven ortamı oluşturabilir.

Alınan bu karar, ABD ve İsrail için de uluslararası alanda bir mevzi kaybıdır elbette. Devletler arası ilişkilerde bu kararın tüm taraflar için bir sonucu olacaktır. Ancak ABD bir yerde masaya oturmak istediğinde artık karşısında eli daha güçlü bir koalisyon olacaktır. Bunun diplomaside Filistin lehine pazarlık gücünü artıracağı çok açık.

İİT İstanbul toplantısının sonuç bildirisinde bir diğer önemli nokta da ABD'nin aldığı kararı hükümsüz ve gayri meşru ilan etmeleridir. Bu yapılırken de BM'nin 1980 yılında aldığı 478 nolu ve 2016 yılında aldığı 2334 nolu kararlara atıf yapılmış. Bu da çok değerli bir çıkıştır. Zira her ne kadar ABD bir korsan devlet gibi davranıp uluslararası hukuku hiçe sayıyor olsa da, Müslüman ülkeler, eksikleri olduğunu düşünseler de BM ve kararlarına atıf yapıyorlar, ABD'yi hukuka uymaya çağırıyorlar. Bunun da sembolik açıdan değeri büyük. Uluslararası meşruiyet bugün İİT'nin elinde. ABD ise kendi imzaladığı kararları ve hukuk devleti ilkelerini ayaklar altına alan bir devlet konumunda. Sonuç bildirgesindeki bu çıkış, ABD'nin aldığı Kudüs kararını uluslararası mercilere taşınacağı anlamına geliyor. Zira buna yönelik önemli bir çağrısı var.

"Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne çağrıda bulunularak, derhal sorumluluklarını üstlenmesi, Kudüs-ü Şerif şehrinin yasal statüsünü teyit etmesi, Filistin Devleti topraklarındaki İsrail işgaline son vermesi, Filistin halkının uluslararası korunma altına alınmasını sağlaması, Filistin Davası'na ilişkin aldığı tüm kararları uygulaması ve bu kararlara uyması istendi."

ABD'nin BMGK daimi üyesi olduğu gerçeğine dayanarak da, BM Güvenlik Konseyi'nin harekete geçememesine durumunda, İİT üyesi ülkelerin bu ağır ihlali BM Genel Kurulu'nun 377A sayılı "Barış için Birleşme kararı" çerçevesinde BM Genel Kurulu'na götürmeye hazır olduğunu teyit ettiler. Yani burada da BMGK'nın sorunlu yapısı dolayısıyla eli kolu bağlı beklemektense BM Genel Kurulu aracılığıyla konuyu uluslararası gündeme taşıma yolunu seçtiklerini görüyoruz.

İstanbul toplantısının önemli sonuçlarından biri de, İslam Kalkınma Bankası'ndan Filistin projelerine öncelik vererek ve bu doğrultuda özel ve esnek mekanizmalar ve usuller geliştirerek "Kalkınma için İslami Dayanışma Fonu" aracılığıyla Kudüs'ü Şerif ve diğer işgal altındaki topraklarda ekonomik ve sosyal kalkınma çabalarına destek olması talep edildi.

Açıkçası bu konuda da çok geç kalınmıştı. Türkiye ve Katar'ın Filistin'e desteği olmasa bugün bambaşka şeyler konuşuyor olabilirdik. Gerçekten de ekonomik yatırımlar, alt yapı projeleri konusunda çok acil çalışmaların yapılması gerekiyor. Kudüs eğer başkent olacaksa Filistin'in de gerçekten ayağa kalkması artık elzem.

Kudüs konusu artık birinci gündem maddesi olmak durumunda. İslam İşbirliği Teşkilatı İstanbul toplantısında da bu konu sonuç bildirgesine yansımış. Bildirgede; tüm üye devletlere Filistin sorununa, özellikle dünyanın diğer taraflarından karşıtlarıyla günlük temaslarında ve dış siyasi gündemlerinde yüksek öncelik vermeleri çağrısında bulunulmuştur" ibaresi konunun üzerinde durma ısrarlarının sonuç getireceği kabulüne dayanıyor.

Çok açık konuşalım. Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün çok tarihi bir olaya liderlik etmiştir. Kimi ülkeler Türkiye gibi samimiyetle bu konunun üzerine gidiyorlar ve gitmeye devam edecekler; kimileri de dostlar alışverişte görsün babında hareket edecekler. Ancak tarih hepsini yazacak. ABD'nin aldığı bu tek taraflı ve gayri meşru karar, uluslararası bir koalisyona karşı direnemez. Bugünkü toplantıya katılan samimi liderler sağlam durabilirlerse ABD'nin Kudüs kararı bir söylemden ibaret olacaktır. Bu toplantıya ev sahipliği yaptığımız için ne kadar gururlansak azdır.
BİZE ULAŞIN