İDRİS KARDAŞ İDRİS KARDAŞ

Türkiye’nin İddiası Avrupa İçin Bir Fırsat

Biz, Avrupa'nın almamak için botlarını batırdığı milyonlarca Suriyeli kardeşimizle birlikte "bir arada yaşamın" en büyük pratiğini sergiliyoruz.

Batı'nın görmezden geldiği hatta sivillere karşı desteklediği dünyadaki tüm askeri darbelere karşı en yüksek sesi biz çıkarıyoruz, "demokrasiyi", milli iradeyi savunuyoruz.

Dünya 5'ten büyüktür diyoruz "küresel adaletin" önemini her platformda vurguluyoruz.

Küresel güçlerin vekalet savaşları yürüttükleri Suriye'de, Irak'ta ve dünyadaki diğer ülkelerde biz, "barış" için çalışıyoruz.

Batı'nın birçok bölgesinde Müslümanların her gün farklı bir ayrımcılığa maruz kaldığı bir dönemde, "farklılıklara saygı" konusunda yüzyıllık tabuları yıkıyor, bu ülkenin evladı olan her dinden insanın daha rahat etmesi için birçok adımlar atıyoruz.

Afrika'da açlığın karşısında dünyaya çağrılar yapıyor, Batı'nın sömürdüğü o bölgeleri ziyaret ediyor ve "insanlık onuru" için çalışıyoruz.

Daha önce de yazmıştım bu satırları. Konu ne zaman Avrupa'nın Türkiye'ye ders vermek için hizalanmasına gelse, bunları hatırlıyorum.

Türkiye'nin Avrupa'dan şu günlerde alacağı ders pek yok açıkçası. Çok mu iyiyiz, değiliz muhtemelen. Eksiklerimiz var elbette. Peki kim çok iyi? Kimse değil aslında. Kendisi için demokrasi, insan hakları, barış ve adalet isteyen Avrupa'nın en "iyi" ülkeleri bile Irak'ta, Suriye'de, Afganistan'da ve daha nice yerlerde yaşanan insanlık dramlarına karşı en ufak bir itirazı dile getirmiyorlar. Sadece kendileri için istiyorlar çünkü. Kendileri derken, ülkesine iltica etmiş Afrikalılar, Ortadoğulu Müslümanlar da değil, gerçek anlamda etnik ve dini kimlikleriyle kendileriyle aynı olanlar için istiyorlar iyi olanı. Türkiye'nin farkı da işte tam da burada.

Türkiye'nin bu değerlere nasıl sahip çıktığı, nasıl çoğalttığı, nasıl daha derinlere işlediği ve pratikte nasıl uyguladığı son yıllarda çok daha net görülüyor. Dün Varna'da yapılan Türkiye-AB Zirvesi'nde Cumhurbaşkanı Erdoğan işte bu noktada bir çağrıda bulundu. Türkiye'nin aday olma meselesi sadece basit bir üyelik konusu değil. Bu mesele Avrupa'nın da geleceğini ilgilendiren, hangi yöne gitmek istediğini ortaya koyan bir meseledir. Avrupa'ya toptan düşman olmak, yok olmasını, hata yapmasını istemek mümkün değil. Doğrusu; Avrupa'daki vicdanlı ve demokrat dostlarımız ile birlikte Müslüman coğrafyadaki vicdanlı ve demokrat dostlarımızı yanımıza alarak yeni bir dünya inşa etmenin kapılarını aralamak. İnsanlık onurunun yaşatıldığı, küresel adaletin sağlandığı, barış için gerçekten çaba harcandığı, sömürmek için değil yaşatmak, destek olmak için siyasetlerin üretildiği bir dünyanın inşasında Türkiye'nin öncülük edebileceği fikrini abartı olarak görebilirsiniz bugün. Ancak kendimize, kültürümüze, devraldığımız mirasımıza güvenmemiz gerekiyor. Son yıllarda yarattığımız farklılığı kör muhalif gözlerle değil, elimiz vicdanımızda okursak iddiamızın ne kadar büyük, ne kadar değerli ve insani olduğunu görebilirsiniz. Zira bu iddianın büyüklüğünü karşılaştığımız sorunların büyüklüğünden de anlayabilirsiniz. Darbe, terör, işgal girişimi, suikast girişimleri gibi onlarca devasa tehdit ve tehlike, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ve onun arkasından bu ideallerle yürüyenlerin iddiasının büyüklüğünü de ortaya koyuyor.

Bu iddianın önemini Cumhurbaşkanı Erdoğan Varna Zirvesi'nde bir kez daha ortaya koydu. Kendisinden dinleyelim:

"Ben Varna'dan Avrupa Birliği ülkelerine bir kez de seslenmek istiyorum, gelin ortak coğrafyamız olan Balkanlarda istikrar ve refahın sağlanması yönünde birlikte çalışalım. Gelin Suriye, Irak, Filistin, Kudüs, Yemen, Rohingya, Afrika gibi uluslararası konularda işbirliğimizi derinleştirelim. Gelin güçlü, müreffeh ve istikrar abidesi Avrupa'yı hep birlikte inşa edelim. Biz bu çağrılarımızda dün olduğu gibi bugün de samimiyiz."

BİZE ULAŞIN