İdris Kardaş

İdris Kardaş

08 Ekim 2018, Pazartesi

Haydut düzeni

Dünya genelinde de ülkemizde de son zamanların favori tartışma konularından biri; küreselleşmenin bitip bitmediği, bittiyse yerine gelen şeyi nasıl tanımlamamız gerektiği ile ilgili. Herkesin kendi bulunduğu konumdan bakarak buna bir cevabı var elbette. Sadece jeopolitik olarak değil, ideolojik, sınıfsal, etnik, dini yada diğer kimlikler eksenli farklı cevaplar alabilirsiniz konuyla ilgili. Bu tartışmalar devam ederken karşılaştığımız bir gerçeği ortaya koymamız lazım. O da yeni düzenin kesinlikle bir "haydut düzeni" olmaya doğru ittirilmeye çalışıldığıdır.

Son zamanlarda özellikle Trump yönetiminin ve müttefiklerinin uygulamalarına, politikalarına kısaca göz atalım.

Mısır'a darbe, Katar'a ambargo, Suudi Arabistan taht darbesi, Hakan Atilla davası, Kudüs'ün başkent ilan edilmesi, ikili ticaret anlaşmaların iptal edilmesi, NAFTA gibi ekonomik yapıların sonlandırılması, ABD'nin BM İnsan Hakları Konseyi'nden çekilme kararı, Trump'ın, "Uluslararası Ceza Mahkemesi bizsiz bir hiçtir" açıklaması, Dünya Ticaret Örgütü'nün kurallarının hiçe sayılması, Çin, AB ülkeleri ve birçok ülkeye uygulanan ek vergiler, ABD'nin Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu'ndan çekilme kararı, Hariri'nin Suudi Arabistan'da rehin tutulması ve tokatlanması, 15 Temmuz darbe ve işgal girişimi, Türk lirasına yönelik saldırılar, Washington Post yazarı Suudi Arabistanlı gazetecinin Suudi Arabistan konsolosluğuna girdikten sonra ortadan kaybolması.

Bu olaylarla sınırlı değil elbette son birkaç yıldır yaşadıklarımız. Aklıma ilk gelenleri sıraladım. Çoğunun aktörleri belli. ABD, Suudi Arabistan, BAE, İsrail, Mısır ve benzer birkaç ülke. Bu yaşananların tamamı uluslararası hukuku, uluslararası teamülleri, diplomatik süreçleri yok sayan, değersizleştiren ve en sonunda da hiçleştiren olaylardır.

Tamamı uluslararası ceza ve yaptırımlar hiçe sayılarak yapılan eylemlerdir. Bunun altyapısı uzun zamandan beri var gerçi. Irak ve Afganistan'ın işgali elbette en önemlileriydi. Ancak bu süreçlerde bile hatırlarsanız BMGK gibi bir yapının ikna edilmesi gerektiği bir durum söz konusuydu. Elinde CIA tarafından hazırlanmış sahte belgelerle Afganistan ve özellikle Irak'ın işgalini sağlayan ABD yönetimi yine de bir küresel yapının onayını almak için çaba sarf ediyordu. Sonucunda milyonlarca insan öldü elbette ama bu boyutu BM ve diğer uluslararası kurumların varoluşsal sebebini ortadan kaldırmadı.

Trump'ın son BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmasını hatırlayalım. BM'nin ve tüm küresel yapıların gereksizliğinden, işlevsizliğinden bahsedip durdu. Hepsinden çekilecekleri tehdidinde bulunup, ABD'ye maddi külfet olduklarının altını çizdi. Evet, Trump için şu an paradan daha önemli bir şey yok. Ancak esas mesele, bu yapılara verilen aidatlar yada destekler ile ilgili değil.

Asıl konu ABD, İsrail ve onların körfezdeki müttefiklerinin dünyanın herhangi bir yanında yapacakları gayri insani, gayri hukuki, gayri diplomatik her eylemin meşru kabul edilebilmesi için bu küresel yapıların ayak bağı olduğu konusudur. BM, ABD ve diğerleri için ayak bağı. UCM de öyle. Diğer insan hakları kuruluşları da öyle. Kudüs konusunda BM Genel Kurulu'nda yapılan ve İsrail ile ABD'nin hezimete uğradığı oylamayı burada hatırlatmak isterim. Dolayısıyla bunların yapısal bir dönüşüm geçirip daha işlevsel bir hale gelmelerinden ziyade tamamen ortadan yok olmalarını istiyorlar.

İşte tam da bu noktada Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın küresel yapılar ile ilgili tavrı ve söylemleri çok değerli hale geliyor. BM Genel Kurulu konuşmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM'nin yapısının bu haliyle hiçbir işe yaramadığını ama toptan reddetmek yerine daha işlevsel daha faydalı hale gelmesi için reformların yapılması gerektiğini anlattı uzun uzun.

"Gelin, bu dünyada her şeyin yerli yerine konulmasını sağlamak için Birleşmiş Milletler'i insanlığın adalet beklentisinin sözcüsü ve uygulayıcısı haline getirelim. Gelin, ezilene kalkan olacak, aç ve açıkta kalana el uzatacak, gelecek nesillere umut aşılayacak bir küresel yönetim sistemi kuralım."

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, küresel yapıların reforma tabi tutularak daha çok adalet, sosyal eşitlik, insan hakları, barış üretmeleri gerektiğini vurgulaması, haydut düzeni için dünyayı hazırlayan Trump ve korsan müttefiklerine bir cevaptır.

Gündüz vakti konsolosluktan birini kaçırmak ile Kudüs'ü korsan bir zihniyetle başkent ilan etme arasında hiç fark yoktur. İkisi de haydut düzeninin bir sonucudur.

SON DAKİKA