ENGİN ARDIÇ ENGİN ARDIÇ

Yepyeni bir hayat filizlenir çemişliğin doruklarında

İstanbul'da "denizle hiç tanışmamış" yüz elli bin çocuk olduğu ortaya çıkmış... Bunlar çocuklar. İlköğretim çağında olanlar. Liselerde henüz araştırma yapılmamış. O zaman bu sayının daha da artacağından korkuluyor.
Korkuluyor, çünkü korkutucu bir durum bu.
Televizyonda görmemiş olabilirler mi? Olamazlar. Fakat gerçeğini görmemişler. Denize taş çatlasa birkaç kilometre uzaklıkta oturdukları halde...
Birkaç kilometre, çünkü bunların hepsi gecekondu çocukları.
Anaları babaları arasında da deniz görmemiş olanlar var.
Toplam sayılarının iki, belki üç milyona ulaşması bekleniyormuş... Deniz görmemiş "çakma İstanbullular"...
Çocuklar kendi başlarına kalkıp deniz kıyısına gidemezler diyelim, çünkü yaşları küçük... Su satarlar, kâğıt mendil satarlar, ama deniz kıyısına gidemezler... Anaları babaları da mı gidemezler? Çocuklarını götüremezler?
Hayır, gitmiyorlar. Merak etmiyorlar. Umurlarında değil. Sorarsan, iş güç...
Masraf gerekmez: Güngören, Sarıgazi, Atışalanı, Bağcılar gibi biryerlerden belediye otobüsüne Akbil'inle bineceksin, bulunduğun yakaya göre Kadıköy'de, ya da Sirkeci'de, ya da Bakırköy'de ineceksin! İstersen simit alacaksın, istersen içine peynir ya da zeytin ezmesi koyduracaksın, istersen çay içeceksin, istemezsen hiçbir şey, denizi görüp döneceksin. Bu kadar. Bir pazar günü yap bunu.
O denize paçalı donunla ve "şambrelle" girip ağzına su doldurarak garip sesler çıkar ve boğulma tehlikesi geçir demedik, mayolu karılara kızlara parmak at da demedik, yalnızca "görmekten" sözediyoruz.
I ıh... Görmüyor herif, merak etmiyor. Çoluğuna çocuğuna da göstermiyor.
Sorarsan "İstanbul'da oturuyorum" diyor.
Sonra da bir çocukla konuştu diye kızını öldürüyor ya da öldürtüyor...
Devrim yapacaklar. Yepyeni bir hayat filizlenecek.
Çözüm olarak "belediyeler tur düzenlesinler, çocukları alıp gezdirsinler, denizi göstersinler" diyenler çıktı.
İşte bu da böyle bir "yeni İstanbul"... Adı İstanbul...
O yeni İstanbul'da "lakerda" nedir bilmeyen mezeciler de var, "tarator" kelimesini hiç duymamış olan meze tüketicileri de... "Tek duble" ve "dabıl duble" içki veren meyhaneciler de...
Fener Rum Patriği'ni aynı zamanda Fenerbahçe Kulübü Başkanı sananlar da!
Daha da kötüsü, bu dehşet verici patrik konusunu gırgır olsun diye anlattığım zaman aval aval yüzüme bakanlar da...
Onlar varoş çocuğu falan değiller, oto galericisi, kundura mağazası sahibi falan gibi esnaf takımı, onlar da kendilerini "burjuva" sayıyorlar. Onlar da "sivil toplumu" kuracaklar.
Tabii suçlu aranıyor.
Vallahi bana sorarsanız hükümet!
Herşeyin suçlusu o değil mi canım?
BİZE ULAŞIN