ENGİN ARDIÇ ENGİN ARDIÇ

Sigara yasağı öldürür

Viyana'ya ilk gittiğimde, imparatorluk devrinin dumanlı, tıkış tıkış, sabahtan akşama kadar satranç ve domino oynanan, politika yapılan kahvehanelerini bulacağımı sanmıştım: Cafe Central'da Troçki karşıma çıkacaktı, Cafe Griensteidl'da Karl Kraus, Cafe Landtmann'da, hemen yakındaki hastaneden yürüye yürüye gelmiş, gene hemen yakındaki evine ve muayenehanesine gitmeden önce soluklanan Doktor Freud... Ben Cafe Museum'da otururken kapıdan kolkola Gustav Klimt ile Egon Schiele gireceklerdi...
Bir de baktık, masaların arası ikişer metre, müşteri niyetine üç Nazi artığı moruk, beş de Japon turisti... Havası da Erenköy Sanatoryumu'na parmak ısırtır, pırıl pırıl.
Paris kahvehaneleri de böyle öldüler. Artık kimse oralarda "uzun boylu" takılmıyor. Bir kere, biz yirminci yüzyıl insanlarının aklına geldiği şekilde politika yok, çünkü "sol" yok. Kimse oralarda yeni çıkan şarkıları para atıp dinlemek için "müzik dolaplarına" da ihtiyaç duymuyor, müzik ya evde ya cepte... Kimsenin, bodrum katına inip telefon etmeye de ihtiyacı kalmadı, o da cepte. Sinemaya gitmek için de orada buluşulmuyor, çünkü sinemaya gidilmiyor.
Birşeyler içilip fazla uzatmadan kalkılıyor... Çoğu da kapandı gitti, müşteri yokluğundan.
Bizde de eskiden "cafe" yoktu, "kahve" vardı.
Bu kahvelere kadın giremezdi.
Yalnız köylülerin değil, İstanbullu alt tabakanın da gün boyu "tepişme" yeriydi bu kadınsız kahveler.
Çay ve ıhlamur içilir, kâğıt oynanırdı, maça kızı, prafa, pişbirik... Esas olarak da tavla. Emekliler de gazete okurlardı. Televizyon yoktu, akşamüstü saat beşten önce radyo bile yoktu.
Sonra İstanbullu erkekler, yerlerini lumpenlere bıraktılar. "Sıcak Oralet" diye bir iğrençlik ve kuşburnu gibi bilinmedik bitki çayları çıktı piyasaya, oyun da "okeye" ve atyarışına döndü. Kadın gene yoktu.
"Cafe", buna tepkidir. Üst sınıf cafe'yi çok sevdi. Kadınlı erkekli gidiliyor, "elegan" şeyler yiyilip içiliyor. "Cappucino" ve "espresso" vermeyen, "Caesar salata" ve "penne all'arabiata" yapmayan yerin tutunma şansı pek kalmadı artık...
Şimdi sigara yasağının da eli kulağındadır.
Elbette, delinebildiği kadar delinecek. Bir süre "terasta" içilecek. Asıl kış gelince sıkıntı başlayacak. Ya çıkıp dışarıda içip gene gireceksiniz, ya da fazla oturmayacak, bir an önce defolmaya bakacaksınız.
Peki, lumpenler ne yapacaklar?
Adam "kızıyla buluşacak" değil ki, okeye dördüncü arıyor, Puanlı Dündar okuyacak, "ders çalışıp" altılı kuponu dolduracak... İş? İş yok.
Sigara içemezlerse, onlar da fazla oturamayacaklar. Lumpen kahvehaneleri yavaş yavaş ölecekler...
Eskiden her İstanbullu'nun başlıca "kendini gösterme ve başkalarını görme mekânı" olan "sinema lobileri" de böyle ölmediler mi?
Bizim kuşak, Emek, Konak, Saray, Atlas, Yeni Melek ve Site sinemalarının "on dakika ara" molalarında frigo yiyerek ve etrafı keserek büyümüş bir kuşak değil midir?
Köylünün şehirliye dönüşme süreci böylece bir adım daha ilerlemiş olacak.
Yasak ciddi tutulur, düzenli denetim olursa tabii...
Yoksa "Osmanlı'nın yasağı üç gündür" ilkesi mi uygulanacak? Herkes kendi bildiğini okuyacak, "Avrupa'ya özenip" bu yasağı çıkaranlar da madara mı olacaklar? Göreceğiz.
BİZE ULAŞIN