ENGİN ARDIÇ ENGİN ARDIÇ

Tecahül-ü arifane

Bendeniz gerici, şeriatçı, liboş, dönek, liberal faşist, iktidar yalakası, hükümet yandaşı, cumhuriyet düşmanı, emperyalizmin ajanı olduğum için ara sıra böyle Osmanlıca başlıklar atmayı severim efendim... ("Ramazan geldi, herif Arapça konuşmaya başladı, birilerine yaranmaya çalışıyor" diye düşünecek ahmaklar da çıkacaktır.)
Osmanlıca diye burun kıvıracakları deyimin anlamını bilmeyen öğrenci ortaokulun ikinci sınıfında Türkçe dersinden kırık not alırdı ama artık köşe yazarı bile yapıyorlar.
"Bilip de bilmezden gelmek" demek... Söz sanatlarından biridir.
"İroni" de hani nasıl "bir şeyi, söylemek istediğinin tam tersiyle anlatmak" demekse... Yani, "ben gericiyim" dersem ironi, "zafer çığlıklarına bakıyorum da, belediye seçimlerini CHP mi kazandı acaba" diye sorarsam tecahül-ü arifane yapmış oluyorum.
Terimi dün sabah aklıma sevgili kardeşim Emre Aköz getirdi.
"Niçin eski Ramazanlar bizim medyamızda hep 'geçmişe ilişkin' bir etkinlikmiş gibi algılanır?" diye soruyordu...
Öyle ya, son yıllarda furyası azıcık dinmiş olsa bile, Ramazan deyince dön dolaş birtakım fesli, eli bastonlu, redingotlu adamlar, yaşmaklı feraceli hanımlar, kantolar, düetolar, Hacivat, Karagöz, ortaoyunu, Direklerarası...
Sevgili Emre Aköz, bunun nedenini tam olarak anlayamadığını belirtmiş.
Nedenini bal gibi biliyor ama söylemiyor, bizim bulmamızı istiyor, bizi düşünmeye yöneltiyor. Yani, tecahül-ü arifane yapıyor.
Ama Gülten Akın'ın dediği gibi, herkesin vakti olmayabilir durup ince şeyleri anlamaya...
Biz yardımcı olalım.
Çünkü cumhuriyet yönetimi, halkın "dinle minle fazla uğraşmasını" istemedi de ondan!
Din görünürde özgür bırakılmış, aslında demirden kasnaklarla sımsıkı bağlanmıştı. Diyanet İşleri Başkanı da (İslam'da mevcut bulunmayan bir makam!), müftüler de, imamlar da alt tarafı devlet memuru yapılmışlardı. Dine, emir komuta zinciri içinde "bir miktar" izin verilmişti.
"Gericilik" olarak algılandığı için de, örneğin Ramazan ayı "köhne Osmanlı'ya özgü bir şey" olarak tanıtıldı. Bu tür etkinlikler artık geride bırakılmış, aşılmış, "depase" şeylerdi. Büsbütün yok edilemiyorsa, olay "dini" içeriğinden boşaltılacak, iş getirilip kantoya düetoya bağlanacak, sahur ile iftar "aralığı" değil, iftar "sonrası" öne çıkarılacaktı...
Oruç tutanlar, namaz kılanlar, ama asıl iftardan sonra teravihe kadar da eğlenceye dalanlar ancak fes giyerlerdi... Oysa yeni Türkiye'nin yeni çocuğu şapka giyer, saat beşte "daireden" çıkınca da doğruca evine giderdi... Bir kere, adam gibi adam zaten İstanbul'da değil Ankara'da otururdu, ya da vatanın her köşesi bir olduğuna göre, "tayin edildiği" vilayette...
Bu yaklaşım, beyinleri yıkanan yeni kuşaklarca da benimsendi. Babıali'nin cici çocukları da durup düşünmeye gerek görmeden, ya da tam tersine, halka "özellikle" böyle sattılar meseleyi.
Ramazan, esas olarak artık geçmişte kalmış, ama "cahil halkın" ne yazık ki "hâlâ" vazgeçmemekte direndiği köhne bir etkinlikti... Çağdaş ve ilerici etkinlik, Mussolini İtalyası, Hitler Almanyası ve Stalin Rusyası gibi ülkelerden esinlenilmiş ve "askeri" bir disiplinle sergilenen spor gösterileriydi...
Nitekim bayram da Ramazan Bayramı değil, "Şeker Bayramı" olabilirdi ancak... Şeker Bayramı, çocukların el öperek para ve mendil topladıkları "şirin" bir kalıntı sayılmalıydı, o kadar.
Bir kısım cahil halk şimdilik camiye gitmekte direniyordu ama "cumhuriyet kızları" sayesinde bilinçlenecek, Ülkü dergisi okuyacak, Halkevi'ne de gelecekti yavaş yavaş. Oyunu Serbest Fırka gibi "kaka" partilere yağdırmıştı ama bilinçlenince elbette tek doğru adresin CHP olduğunu da idrak edecekti.
Cahil halk bir hata daha yaptı, Demokrat Parti'yi iktidara getirdi. Nankörlük etti.
Ama hatasını anlayacak, ilk fırsatta, örneğin 1954 seçimlerinde gene CHP'ye dönecekti. Olmadı, 1957 seçimlerinde. Olmadı, 1961 seçimlerinde.
Böyle düşünenler, altmış yıldır bekliyorlar.
Şimdi önlerinde 2011 seçimleri var, belki halk bilinçlenir, gericileri alaşağı eder.
Soru: İroni mi yaptım, tecahül-ü arifane mi? Hadi bakalım.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN