ENGİN ARDIÇ ENGİN ARDIÇ

Ölme bilim adamım ölme

Bravo! Herif iyi, arkadaş! Herif yaman! Herif büyük iş başarmış! "Sürmanşetten" yirmi santim verdiklerine, göbeğe dönüp tam sayfa gördüklerine göre, öyle yapmış olsa gerek... (Gazeteci jargonuyla konuştum ama sıradan vatandaş da anladı.)
Herif dediğim, Amerikalı bir bilim adamıymış, "gelecek bilimci", fütürolog... Adı, Ray Kurzweil.... Günümüzün "en büyük düşünce makinesiymiş"... Ben tanımıyorum, Türk basınındaki Amerikan çocukları herhalde tanırlar.
En az 120, en çok 150 yıl yaşayacağını söylüyormuş...
61 yaşındaymış ama "40'ında gibiymiş"...
Yok yahu, bana hiç de öyle görünmedi... Resmine baktım, saç baş kalmamış, avurtları çökmüş, kavruk, sinek siklet, "zekât keçisi" gibi bir herif... Ben 57 yaşımdayım, bu adam 40 gösteriyorsa bana da ferah ferah 30 deyiniz!
Kendine çok iyi baktığını söylüyor.
Çünkü efendim, günde 250 hap yutuyormuş, hapı erken yutmamak için.
Bunlar vitaminler ve yardımcı ilaçlar... Kendisiyle görüşebilmek için artık kabak tadı veren şu "paralı iş yemeklerine", yani "burjuva kerizleme" tezgâhlarından birine tam 500 dolar bastıran gazeteci arkadaş, "midesi ecza dolabına dönmüş" diyor... (Dolarlar şirketten. Masraf yazacaksın, muhasebeden alacaksın, aman makbuzunu unutma.)
Ayrıca günde 8-10 bardak "alkalinli" su (o nasıl oluyor yahu?), 10 bardak yeşil çay ve kırmızı şarap da içermiş. Kahve ve kolalı içeceklere elini sürmüyor (duydun mu hanım, hu?)...
Yediği de elbette sebze, meyve, balık, yağsız et. O kadarını biz de biliriz.
Zeytinyağı kullanıyor. Vakfıkebir yağı bulacak hali yok New York'ta.
Aksatmadan da spor yaparmış.
Elbette ağzına sigara da sürmemiştir. Mutlaka okulda da bütün derslerinden "pekiyi" alırdı.
Gelsin de ben ona aynı şeyleri yapan, aynı şeyleri yiyip içen binlerce Türk kadını göstereyim. Bu teraneyi duymaktan bıkkınlık geldi, "kibrit kutusu büyüklüğünde" (böğk!) beyaz peynir, kepek ekmek, kabuksuz hıyar, falan filan.
Fakat bizim memlekette bir şeyi "kefere yaparsa" kıymete biner ya, adamla "söyleşmişler" işte...
Türk kadınlarından önemli bir farkı var tabii: Amacı gençleşmek değil, ölümü yenmekmiş.
Yani, ölümü geciktirmek değil, hiç ölmemek!
"Her canlı ölümü tadacaktır" diyen Al-i İmran Suresi'ne posta koyuyor, gayrımüslim ya...
Bu amaçla "bedeninin biyokimyasal programını" değiştirmek için belli aralıklarla laboratuar ortamında "damardan ilaç" alıyormuş.
Biz de damardan tuzlama yiyoruz, üstüne de az pilav üstü kokoreç, yanında da kaymaklı yoğurt. Ağzımızın tadını da bozmuyoruz.
Gazeteci arkadaş herife "sen onu bunu bırak da hemşerim, vergi cezasından sıyırmak için nasıl bir çakallık etmek gerekir, madem bilim adamı geçiniyorsun, bize onu anlat da patrona da bir faydan dokunsun" diyecek, diyememiş.
Böyledir... Damardan girersin, iki yüz elli çeşit hap yutarsın, havuç suyuyla yaşarsın...Sonra bir araba çarpar, ya da kafana tuğla düşer, program yarım kalır.
Nasreddin Hoca'nın eşeği de tam açlığa alışmak üzereyken gitmişti.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN