ENGİN ARDIÇ ENGİN ARDIÇ

Aznavour'a Türkiye'de konser verdirilsin!

Gerçi artık sesi mesi pek kalmadı, tam seksen beş yaşında, yanına "yardımcı" almadan albüm de yapamıyor, Serge Lama'dan, Helene Segara'dan medet umuyor ama zarar yok, ölüsü bile şarkı söyler onun...
"Şahnur Aznavuryan" ahparik...
Ya da herkesin bildiği şekliyle, Charles Aznavour.
Babası nüfusa yazdırmaya götürmüş de, Fransız nüfus memuru "o ne biçim isim öyle" demiş, "şunu Charles yapalım da beni uğraştırmayın!"... "Yan"ı da atmışlar, Aznavour olmuş. Kitabında anlatır.
Gelmiş geçmiş en büyük sanatçılardan, en büyük şarkıcılardan biridir.
Biz gözümüzü açtık onun sesini duyduk, onun sesiyle büyüdük, şarkılarından çoğunu da ezbere biliriz.
Hepsi gitti... Piaf, Montand, Brel, Brassens, Reggiani, Trenet, Becaud, Barbara, Ferre, Mouloudji, hepsi toprak oldu. Bir tek o kaldı, yirminci yüzyıldan yadigâr. (Hadi Greco'yu da sayalım, o da yaşıyor.)
Babası Misak Aznavuryan, bir Gürcistan Ermenisi.
Anası da Kınar Hanım... Kınar Bagdasaryan... Adapazarlı!
Ne demiş, duydunuz mu? "(Sözde) soykırım olmasaydı bugün Fransa'nın değil Türkiye'nin dünyaca ünlü sanatçısı olacaktım" demiş.
"Türk milletine asla düşman olmadığını" her fırsatta tekrarlıyor. Bilirim, kitabında, "özyaşamöyküsünde" de belirtmişti. Türkiye aleyhinde hiçbir gösteriye de katılmaz, katılmamıştır.
Yalnızca "sözde soykırımın" tanınmasını istiyor ki, isteyecektir, "diaspora" Ermenisi.
İmza törenine katıldı. Bu büyük bir olaydır. Bizim için, kulelere ışık tutmaktan da, lüks otellerde gazetecilere yemek yedirmekten de çok daha önemli, çok daha anlamlı, çok daha olumlu bir propaganda.
Türkiye'de konser vermek istiyor. Ancak "resmi davet" olmasını şart koşmuş, devletten, bakanlıktan bekliyor.
Artık pek sesi mesi kalmamış, yaşı seksen beşe varmış olsa bile...
Gelecek ve "Türk milletine düşman olmadığını" bizim burada da söyleyecektir. Fransa'da gürültü kopacaktır. Bütün dünya bizi de, onu da alkışlayacaktır. Bu da bizim için, kulelere ışık tutmaktan çok daha önemli bir propaganda olacaktır.
Ertuğrul Günay bunu iş edinmeli ve Aznavour'u mutlaka Türkiye'ye getirtip konser verdirmelidir. Mutlaka!
Size, ülkemizde az bilinen, hatta hiç bilinmeyen bir şiirini tercüme edeyim, "Bir Türk Dosta Mektup", belki gelince bunu da söyler:
"Senin topuğunda bir diken var kardeşim, benim yüreğimde...
Sana da bana da zorlaştırıyor işleri.
Gülün dikeni vardır, kollamazsan
Bir damla kan çıkıverir parmağının ucuna,
Ama bilirsen kıymetini,
Günümüzü güzelleştirir.
Gülü severim, dikenine bir şey diyemem, böyledir kardeşim...
Sen benim kalbimdeki dikeni bir çeksen çıkarsan
Seninki de yok olacak kendiliğinden...
İşte o zaman sen ve ben, gerçekten
Özgür olacağız, kardeş olacağız!"
Tercüme kötü oldu ama benim de gözlerim doldu.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN