ENGİN ARDIÇ ENGİN ARDIÇ

Yorgun Savaşçı ne anlatır?

Yeri cennet olsun, çok sevgili Halit Refiğ'in anılmak ya da övülmek için benim kalemime ihtiyacı yok... Bol bol okudunuz bunları. Eleştirmek de bugün yersiz ve densiz kaçacak, hele zaman geçsin, acısı dinsin, ona da geliriz.
Merhumun en iyi filmi olarak çok kişi "Yorgun Savaşçı"yı gösterecektir, ben her zaman "Karılar Koğuşu"ndan yanayım. Hani şu, "ayıp oluyor" diye "Kadınlar" Koğuşu yapılan ve böylece Kemal Tahir'e de büyük bir saygısızlık edilen roman ve onun filmi, Kemal Tahir'in gençliğine inanılmaz derecede benzeyen Kadir İnanır'ın, Hülya Koçyiğit'in, Tuncer Necmioğlu'nun, Perihan Savaş'ın mükemmel oyunları... Hatırlarsınız.
Solcu geçinen bazı dıngıllar, "komünistlikten" içeri girmiş aydınların dramının anlatıldığı, başından sonuna Nâzım Hikmet'i sayıklayan eseri "sağcı" bulmuşlardı, sırf Kemal Tahir yazdığı, Halit Refiğ çektiği için! Kendilerinden "sıtkımın sıyrılması" o döneme rastlar.
Yakın tarihimizde bir de "Yorgun Savaşçı'nın yakılma meselesi" olduğunu, çok genç değilse herkes bilecektir.
Bu filmin yalnızca kopyaları yakıldı, yıllar sonra bir özel televizyon kanalı sevgili dostumuz Tunca Yönder'e aynı diziyi yeniden çektirip yayınlamaya başlayınca da, devlet televizyonu tarafından apar topar gösterildi, daha doğrusu gösterilmek zorunda kalındı! Yani, bir değil, iki "versiyonu" vardır, keşke şu günlerde ikisi de yayınlansa, seyirci ikisini de yeniden seyretse, karşılaştırsa... Okumayı sevmeyen gençlik de, "klasiklerin mangasını okur gibi" eser hakkında hiç değilse bir fikir edinse...
Gene bazı dıngıllar da, Yorgun Savaşçı'da "Atatürk düşmanlığı" yapıldığını söylerler. (Bizim yazılarımız için de söylemezler mi?)
Filminin yasaklı olduğu yıllarda, 12 Eylül'ün en azgın döneminde bile romanı bütün kitapçılarda rahatça bulunuyor, serbestçe satılıyordu! Bugün de öyledir. Bunu görmek istemezler.
Ne anlatıyordu Yorgun Savaşçı?
Adı üstünde, Türk subaylarının dünya savaşından çıkarken nasıl yorgun olduklarını ama kurtuluş savaşımızı örgütlemek ve başlatmak için canlarını dişlerine takıp, en büyük yokluklar ve zorluklar içinde mücadele ettiklerini...
Asıl "zülf-ü yâre" dokunan gerçekler şunlardı:
Batı Anadolu köylüsü, Yunan işgalinin başladığı dönemde, subaylardan çok daha yorgun ve isteksizdi... On yıldır her cephede dövüşmüş, çok şehit vermişti... Artık direnmeye yanaşmıyor, teslim oluveriyordu... Kendisini uyarmaya gelen subaylara da "memleketi felakete sürükleyen İttihatçılar" oldukları gerekçesiyle soğuk davranıyor, hatta karşı çıkıyordu... Dünya savaşı serüveniyle bir kurtuluş mücadelesi, bir ölüm kalım meselesi arasındaki farkı göremiyor, sezemiyordu...
Buydu. Hepsi bu. Bürokrasinin gıcık kaptığı, bu oldu. Oysa bu gerçekti.
Yorgun Savaşçı'yı üstünkörü bile okuyan ve "ortalama zekâya" sahip herhangi bir kişi, orada, çete çarpışmalarına karşı "düzenli ordunun", Çerkes Ethem'e karşı Mustafa Kemal Paşa'nın savunulduğunu görecektir. Romanın bitiş cümlelerine bakmak bile yeter.
"Köylünün bürokratlar tarafından örgütlenmeden hiçbir halta yaramayacağının" ileri sürüldüğünü de görecek ve buna da şaşacaktır hatta... (Kemal Tahir buna "koşulmak" tabir ederdi.)
Diyeceğim şu ki, Yorgun Savaşçı, Kemal Tahir'in bürokratları ve bürokrat kafalıları "en çok memnun edecek" eseridir!
Ama anlattığı basit gerçekler bile "kahraman halkın kendiliğinden silaha sarıldığı" safsatasını doksan senedir işlemeye çalışanlara ağır gelmiştir. Mesele bundan ibarettir.
Bizim gerçek Atatürk'ü tanıtmaya ve sevdirmeye çalışan yazılarımızın da bazı bozkır çocukları tarafından "arka taraflarından" okundukları gibi...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN