ENGİN ARDIÇ ENGİN ARDIÇ

Atatürk devrinde MGK var mıydı?

Artık herkes idrak etti: Ankara'da iki hükümet vardır. Biri, bildiğiniz hükümet, öteki Milli Güvenlik Kurulu...
Bildiğiniz hükümet gündelik işlere bakar, öteki de "önemli" işlere!
Bildiğiniz hükümet politikacılardan oluşur, öteki hükümet "yüksek bürokrasi ve sivil iktidar karışımıdır"... Ama burada "ağırlıklı" olan yüksek bürokrasidir. Açık konuşalım, ordudur ordu.
Milli Güvenlik Kurulu, insanda bazı başka ve eski kurulları da çağrıştırmaz değildir hani: Milli Birlik Komitesi, Milli Güvenlik Konseyi falan...
Ama bu bir "anayasal kurumdur", ötekilerin de "geçici anayasalarla" bir süre "meşru kılınmış" oldukları gibi. Bu daha uzun sürmüştür ve sürecek gibi de görünmektedir.
Yani bazı gazeteci arkadaşlar da saf saf "genişletilsin, eski cumhurbaşkanları, 'akil' adamlar, emekli büyükelçiler, işadamları, hatta basın temsilcisi de katılsın" falan demiyorlar mı...
Yani efendim, bu kurul devleti korur, kollar ve gözetir. Gizli görevi, "sivil iktidara meydanı büsbütün boş bırakmamak, cahil halkın oylarıyla gelmiş Haso'ların, Memo'ların ipleri büsbütün ellerine geçirmelerini önlemektir"... (Deyim, CHP'nin eski yöneticilerinden Recep Peker'in.)
Siviller öyle bir "markaja" alınsınlar ki, ortaya yeni bir Menderes, yeni bir Demirel, yeni bir Özal çıkamasın.
Bu tedbirin Erdoğan döneminde ne kadar başarıya ulaştığı da pek tartışma götürür ama, MGK, üst düzey bir "Ankaralı'nın" girmeye can atacağı bir kurumdur vallahi...
Öyleyse, artık yüzüne sosyaldemokrat maskesini bile takamayan, buna gerek dahi görmeyen, devletin ve memur zümresinin sözcüsü (hatta derin devletin gönüllü "avukatı", kendisi söyledi) Sayın Deniz Baykal, MGK'ya girmekten niçin "sarf-ı nazar" ediyor?
Cumhurbaşkanı ortaya bir laf attı, "MGK'ya ana muhalefet lideri de katılmalıdır" dedi, CHP hemen yan çizdi.
Elbette bunun için bir anayasa değişikliği gerekiyor ama fikir güzel. İstenirse, yapılır.
"CHP amigoluğu" yapanlarda hemen "birileri muhalefete mi hazırlanıyorlar" diye serzenişler başgösterdi. İktidardan gideceklerini görmüşler, kendilerine böyle bir yer yapıyorlarmış... Kendi partileri adına fazlaca iyimser, hatta bön bir yaklaşım. Ama bu tür "amigo gazeteciliği" yapan arkadaşların çok akıllı oldukları zaten hiçbir zaman ileri sürülmedi.
İşin aslını kaçırıyorlar: Deniz Baykal, sorumluluk almak, sorumluluk paylaşmak istemiyor.
Oysa kendisine sivil hükümette koltuk teklif edilmedi ki... Çağırıldığı yer "alternatif hükümet", yani esas olarak bürokrasi ağırlıklı "diğer" güç odağı. Tam ona göre bir makam, huyu huyuna, suyu suyuna uygun! Üstelik kendi deyimiyle "kararları onaylamış görünmek" zorunda da değil. Tartışılan konuları dinler, gerek görürse eleştirir, elbette "muhalefet şerhini" de koyar, çıkınca da bunları kamuoyuna anlatır. Nasıl "sert çıktığını" da söyler, "CHP medyası" ballandıra ballandıra yazar, gazeteyi elli kuruşcağızlarına kıyıp alan emekli memurlar da mutlu olurlar...
Bunu önleyen "gizlilik ilkesi" kalkmazsa da, isterse "gözlemci" durumunda kalır, ağzını da hiç açmaz. Bilgi edinmiş olur. Hayır, buna bile yanaşmıyor. "Hariçten gazel okumak", yalnızca eleştirmek, elini hiçbir taşın altına sokmamak daha güzel ve tehlikesiz.
Onu bunu bilmem, benim de aklıma bir soru geliyor... İt kopuk gene yanlış anlayacak ama sormadan edemeyeceğim:
Atatürk, bir Milli Güvenlik Kurulu'na, ya da ona benzer bir kuruma niçin gerek görmemişti acaba?
Askerin politikaya karışmasını önlemek için mi?.. Yoksa bizzat kendisi ve başbakanı asker oldukları, ayrıca komutanları karıştırmaya gerek kalmadığı için mi?
Daha önce de "Atatürk bir senatoya niçin gerek görmemişti de sonradan arslan Kemalistler görmüşlerdi" diye sormuş, kimseden yanıt alamamıştım da...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN