ENGİN ARDIÇ ENGİN ARDIÇ

Tepki yaratacak yazı

Ferit Şahenk, bazı gazetecileri toplayıp maça götürmüş, Beşiktaş maçına...
"Koyu Fenerliler" bile gitmişler. Şahenk onlara uçak da kapatmış, lokanta da kapatmış.
Bendeniz böyle gezilere katılmam. Çünkü "beklentiye" cevap veremem. Fakat hiç "götürülmediğimi" de iddia etmiyorum!
Bir tarihte bir Fin şirketi tarafından Helsinki'ye, Şarık Tara tarafından Moskova'ya, Mustafa Erdoğan kardeşim tarafından Kahire'ye, bir Japon firması tarafından da Cenevre ve Saint-Petersburg'a götürülmüşlüğüm vardır... (Özal'ın Uzakdoğu gezisini falan saymıyorum, kendi masrafımı SABAH gazetesi ödemişti.)
"Daha ne olsun be adam" mı diyorsunuz? Kimlerin yıllardır nerelere kaç kere gittiklerini duysanız dudağınız uçuklar...
İşadamıyla olsun, politikacıyla olsun, bu tür gezilere katılmanın pis yanı, "kendi istediğin şeyleri değil de sana dayatılan şeyleri" yapmak zorunluluğudur. Onun için sevmem.
Paris'te nehir boyunca sahafları dolanmak istersin, kendini sarayda yemekte bulursun. Puşkin Müzesi'ni gezmek istersin hastane inşaatını gezersin, Smolny Enstitüsü'nü görmek istersin sigara fabrikasını görürsün. "Dostoyevski'nin evine gidelim" dersin, arkadaşların boş boş bakarlar.
Gittiğin yerin özelliklerine duyarsız bir öküz olmadığın sürece, bu tür muhabbetlere takılmayacaksın!
Çünkü biz, dünyanın tam anlamıyla öbür ucunda, gidip görmesi çok az Türk'e nasip olmuş Yeni Zelanda'da, Christchurch şehrine poposunu dönüp "erken seçim olacak mı" diye tartışan gazeteci de gördük, işadamı da.
Politikacıyla gezmenin "ekstra" bir eziyeti de, uçakta tıkış tıkış, üst üste, böğrüne dirsek yiye yiye "demeç alma" yarışıdır. Aklında Singapur geceleri, sorduğun soru PKK olur...
Moskova'daydık, Gorbaçov dönemi... Bir an önce Stalin'in yaptırdığı ünlü metroyu görmek için kıvranıyorum, Allah selamet versin Şarık Bey de bizi toplamış, yaptığı hastaneye kaç ton çimento gittiğini anlatıyor... Herkes de harıl harıl not alıyor...
Şarık Bey'in oğlu Sinan, "sen niçin yazmıyorsun" dedi... "Aklımda tutuyorum, dönünce yazacağım" dedim.
Dönünce, kaç ton çimento döktüğünü değil, "bu inşaatı en kısa zamanda bitiren Türkler'i örnek alın ve utanın" diyen Rus yetkiliyi duyduğu zaman Şarık Bey'in gözlerinin nasıl gururla ve mutlulukla dolduğunu yazdım. Benim için ilginç olan buydu.
Yani sayın işadamları, bu tür gezilere benim gibi aykırı adamları değil, "düz gazetecileri" götürünüz!
Zaten artık çağırmıyorlar.
"Ters heriftir, otel odalarında dönen rezillikleri yazmaya mazmaya kalkar, başımıza dert alırız" diye düşünen de çok olmalı...
Böylece bendeniz de rahat ettim efendim.
Çünkü benim için mutluluk kaynağı, Fransız politikacılarıyla kuzu budu yemek değil, eşimle "Le Depart" kahvehanesinde "Croque Monsieur" yemektir. Pardon, üstüne yumurta da kırdıracaksınız, "Croque Madame" olur... Dişisi!
O kahvede kepek ekmeği üzerine sıcak keçi peynirini de iyi yaparlar ha, "chevre chaud", gideceklerin aklında bulunsun.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN