ENGİN ARDIÇ ENGİN ARDIÇ

Sağcı dedikleri hükümet

Referandum yaklaşıyor ya, hazretlerde bir telaş...
"Her şey de halka sorulamazmış"... Çok korkuyorlar, halkın Anayasa'yı değiştirmesinden. Öyle ya, Anayasa dediğin, ancak darbelerden sonra darbeciler tarafından değiştirilir.
Korktukları, "askerlerin de sivil mahkemelerde yargılanabilir" kılınması.
Kendileri asker değiller, bunda ne sakınca görüyorlar, anlaşılamadı.
Anayasa'nın hangi maddelerinin değiştirilemeyeceği ve değiştirilmesinin bile teklif edilemeyeceği, Anayasa'nın kendisinde, başlangıç bölümünde yazılıdır.
Anayasa, bunların dışında kendi hiçbir maddesine ambargo koymamıştır.
Demek ki, bunlar dışında Anayasa'nın her maddesi değiştirilebilir.
Anayasa'nın "tamamını" onaylayıp onaylamadığı halka sorulmuştur da, bazı maddelerinin değiştirilmesi niçin sorulamayacakmış?
Çünkü "Tayyip'in istediği gibi bir sonuç" çıkabilir de, ondan korkuyorlar!
Oysa mesele yalnız mahkeme meselesi değil.
Öngörülen değişiklikler arasında, "memura grev hakkı" da var. Yaa...
Babıali'nin memur ruhlu yazarları, memurcu yazarları, memura grev hakkı verilmesini de istemiyorlar! Bu ne yaman çelişki anne?
Üstelik ezberleri bozuluyor. Bu hükümet "sağcı" değil miydi yahu?
Memura grev hakkı verilecekse, onu da Nevzat Tandoğan, pardon, Deniz Baykal verir!
Çünkü, bir "devlet çalışanı" olan memuru hem işçiden daha üstün görüyorlar, hem de işçinin haklarından yararlanmasını istemiyorlar.
Bu kafa, memura seksen senedir "sen arslansın, sen kaplansın, sen bu ülkenin yönetici sınıfısın" diye gaz verdi. Memur bu şekilde üç otuz paraya talim ettirildi. Bu şekilde yetiştirilen memur işçiyi hep küçümsedi, işçi kendisinden üç kuruş fazla kazanınca huysuzlandı...
Eh, birileri çalışan sınıfı "bölerek yönetmeyi" başarmışlardı işte!
Kendini "solcu" sayan herkes, bu solculuk isterse Deniz Baykal tarzı bir "sahte solculuk" olsun, memurların sendikal haklarına, özellikle grev hakkına sahip çıkmak, destek vermekle yükümlüdür. "İşçi-memur" ayırımının ortadan kalkması için çalışmak zorundadır.
Ama, memurcu gibi görünenlerin önümüzdeki günlerde ortaya atacakları "argümanı" da ben şimdiden size söyleyeyim:
"Asıl amaçları orduyu sıkıştırmak, bunu demokratik haklar şekerine buluyorlar, paketin tümünü şirin göstermek istiyorlar" diyeceklerdir.
Onların bağırış ve çağırışları arasında da halk gereken değişikliği yapacaktır... Cahil halk... Hani şu kime oy vereceğini bilemeyen halk...
Bu arkadaşlar, yüzde 70 gibi ezici bir oranla gerçekleşen "cumhurbaşkanını halkın seçmesi" kararına da kızdılar.
Çünkü cahil halkın "Tayyip'i" seçmesi "tehlikesi" belirmişti!
Ortada, ülkenin güçlü bir cumhurbaşkanı ve güçlü bir başbakan tarafından yönetilmesi "tehlikesi" varmış... Öyle diyorlar. Halk nasıl bir sistem seçtiğini biliyor muymuş acaba?
Sakın otuzlu yıllardaki gibi olmasın o rejim? Güçlü cumhurbaşkanı, güçlü başbakan...
Canım o zaman da "sivil dikta" diye şarlarlar...
Çünkü "onların" diktası iyidir, ötekiler kötü.
Ama sizin diktayı halk seçmemişti ki birader...
Halka sorulsaydı, İnönü'yü başbakan olarak başında ister miydi acaba? Cumhurbaşkanı olarak ister miydi?
İstemeyeceğini ilk fırsatta, 1950 yılında kanıtlamadı mı?
Demek ki halka bırakılamazmış bu iş. Haklısınız.
Bir yandan Kenan Paşa'ya küfür edip bir yandan onun Anayasa'sını korumaya devam edin.
Size bu ikiyüzlülük yakışır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN