ENGİN ARDIÇ ENGİN ARDIÇ

Sakalet kıyamet

Milan Kundera, edebiyatta ilk kez "kitsch" denilen "zevksizlik estetiği" üzerinde uzun uzun durup düşünen adamdır, edebiyat meraklıları bilirler.
"Kitsch", Amerikan kitle kültürüyle bütün dünyayı sıvamıştır. "Elvis taklitleri" de bu kategoriye girer, "Mickey Mouse kılığında sevişme fantezisi" de... Roswell kasabası sakinlerinin turistlere uzaylı kılığında satış ve servis yapmaları da...
Fakat bu konuda Amerika'dan örnek ya da destek almaya hiç gerek yoktur, her ülkenin çapsızları ve yeteneksizleri bol bol üretirler o "kitsch" örneklerini...
Eh, Türkiye de bir çapsızlar ve yeteneksizler cenneti olduğuna göre...
Suya düşmüş olan bir "sualtı projesi" var.
Hurdaya çıkarılmış eski bir F-4 uçağı denize düşürülecekti...
Yok, kendi uçağımızı düşürüp suçu Yunanistan'ın üstüne atma ve bu suretle Türk-Yunan gerginliği çıkarıp o kargaşada iktidara el koyma projesi değil bu... O kadar gaddarca değil ama daha dangalakça...
Denizin dibine oturtulacak bu uçağın kokpitine Atatürk ve Sabiha Gökçen heykelleri konulacaktı!
Gelip geçen cümle balıklar da herhalde onları görüp çağdaşlık bilinci kazanacaklardı.
Peki, yakınlardaki kum tepeciklerine ya da su altında yaratılacak "yapay resifin" üstüne kurulacak anıta "istikbal göklerdedir" yazılamayacağına göre, ne yazılacaktı?
"Beni Türk dalgıçlarına emanet ediniz" falan mı?
Uçak Saros Körfezi'nde batırılacağı için, bunun "Çanakkale savunmasını" da simgeleyeceği ve bölge turizmine katkıda bulunacağı düşünülmüştü.
Fakat yanlış hatırlamıyorsam Çanakkale'yi biz kazanmıştık, batanlar Bouvet gibi düşman zırhlıları olmuştu ve 1915 yılında rahmetli Sabiha Hanım da henüz 2 yaşındaydı!
Hava Kuvvetleri Komutanlığı, bu "operasyon" için gerekli olan F-4 ve C-47 uçaklarını vermekten vazgeçti, bu dangalaklığa alet olma tuzağına düşmedi.
Darısı diğer Kemalistler'in başına.
Örneğin, bir daha, "erke dönergeci" gibi (mis gibi Öztürkçe işte, buram buram Ötüken yaylası kokuyor, daha ne istiyorsunuz?) saçmasapan araçların reklamına alet olmazlar...
Bu aracın adı var, kendisi bir türlü ortaya çıkamadı...
Bu araçta "enerji kaybı olmuyormuş", yani Con Ahmet'in devr-i daim makinesi...
Araç fizik bilimine aykırı ama Kemalizm sanki sosyoloji bilimine çok mu uygun?
Kemalistler, ellerine her fırsat geçtiğinde, "Kemalist olmamak" için gerekli ve yeterli bütün sakillikleri sergiliyorlar. Say ki, halka "sakın siz bizim gibi olmayın" diye bas bas bağırıyorlar.
Örneğin 19 Mayıs bayramlarında genç bir tiyatro oyuncusunu Atatürk kılığına sokuyorlar (hayır, bizim Rutkay Aziz değil, o karta kaçtı), Dolmabahçe'den vapura bindiriyorlar... Üstünde Osmanlı üniforması var (niçin mareşal üniforması giydirilmemiş, hani Mustafa Kemal Paşa diye birisini tanımıyordunuz?)... Atatürk'tür ya, "Samsun'a şeriatçılarla savaşmaya gidiyorum" diye demeç veriyor, bu demeç ulusalcı gazetelerde gururla yayınlanıyor... Eh, demek ki Yunan ordusu değilmiş savaştığı... Bize yanlış öğretmişler.
Daha önce üstü açık bir araba buluyorlar, arabaya Şişli'deki evden Atatürk'ün büstünü bindiriyorlar, Dolmabahçe'ye kadar götürüyorlar. (Büst rıhtımda "metamorfoz" geçirip canlanıyor.) Lakin, iki sorun var.
Bir: Atatürk'ün Şişli'den Dolmabahçe'ye Osmanbey-Pangaltı-Elmadağ-Taksim yoluyla mı, yoksa dönüp Mecidiyeköy-Zincirlikuyu-Balmumcu-Beşiktaş yoluyla mı gittiği bilinmiyor. Belki de Nişantaşı-Teşvikiye-Maçka üzerinden kestirmeden inmiştir. Atatürk pratik önderdi.
İki: 1919 model otomobil bulunamadığı için, bu törende Atatürk'ü bindirdikleri araba, 1965 model bir Chevrolet Impala... "Direksiz" tabir edilen cinsinden...
En azılı "Kemalist kitsch" üstadı Behçet Kemal Çağlar bile mezarından kalksa, daha gülünç ve kelek bir tören tasarlayamazdı.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN