ENGİN ARDIÇ ENGİN ARDIÇ

Yüksek yargı saçmalayınca

İspanyol yüksek yargısından sözediyorum, İspanya Yüksek Mahkemesi'nden. "Dış politika" okumayı sevmezsiniz, biliyorum, ama konumuz "politika" değil. Konumuz bir skandal. Osmanlıcası, rezalet.
General Franco'nun 1975 yılında ölümünden sonra demokrasiye dönen İspanya, 1978 yılında dünyanın en özgürlükçü anayasasına kavuşmuş, Avrupa Birliği'ne de girerek "işi bitirmişti"... (Hem kral var, hem dibine kadar özgürlük var, demek ki demokrasiyle "cumhuriyet" eşanlamlı değilmiş! Daha da inanmayanlar İngiltere'ye baksınlar.)
Ancak, iktidarı kırk yıl ellerinde tutmuş faşistler, demokrasiye boyun eğmek için "gizli" bir şart koşmuşlardı: İspanya İç Savaşı tartışma konusu edilmeyecek, 1936-1939 yılları arasında ve savaş sonrasında faşistlerin yemiş oldukları haltlar kurcalanmayacaktı...
Elbette, bir denge unsuru olarak, komünistlerin yemiş oldukları haltlar da...
Bu yara kaşınmayacak, kabuğu koparılmayacaktı.
Liberaller bunu kabul ettiler, sol da sesini çıkarmadı.
Böylece, yazılı olmayan bir anlaşma sağlandı: Unutma anlaşması... "Pacto de olvido"...
(Sıkılanlar yazıyı bırakıp televizyon ya da spor sayfamıza geçebilirler.)
Başta Jorge Semprun olmak üzere birçok aydın ve sanatçı buna karşı çıktı, iç savaşı hatırlamak ve hatırlatmak için, ders ve ibret alınması için uğraştı ama politikacılar karar vermişlerdi bir kere... İşin matrağı, iç savaşı anlatan filmler gişe rekorları, tarih kitapları ve romanlar satış rekorları kırıyordu ama, örneğin iç savaşta "kaybolan" yüz bini aşkın kişinin hesabı sorulamıyordu.
Büyük şair Federico Garcia Lorca'nın öldürülüp cesedinin atıldığı, yeri görgü tanıklarınca belirlenmiş dağ başında bir zeytin ağacının dibi bile, "ailesi rahatsız olduğu" için kazılamıyor, oraya bir anıt yapılamıyordu.
Sonra hava yavaş yavaş değişmeye başladı.
İç savaşta "yokedilenlerin" yakınları, torunları onları aramaya koyuldular. Dernekler kuruldu, kazılar yapıldı, hiç olmazsa bazı kurbanların kemikleri toplu çukurlardan kurtarılıp birer mezar taşına kavuştular... (Adnan Menderes'in kemiklerinin naylon torbaya konulup nakledilmeleri gibi...)
Bu girişimin önderlerinden biri, Yargıç Baltasar Garzon. Kayıpların hesabını soruyor, soruşturma açıyor, yetmiş yıl sonra bile olsa suçluların ipliğini pazara çıkarıyor. Hani, Nazi avcısı Simon Wiesenthal gibi bir adam.
Elbette faşist tekne kazıntıları bundan çok rahatsız oldular.
Bastırdılar, İspanyol Yüksek Mahkemesi de, dedeleri suçlanan genç faşistlerin Garzon hakkında dava açabilmeleri yönünde bir karar aldı.
Garzon şimdi "faşistleri yargılamaktan yargılanacak"... Gene Franco kazanmış olacak.
Bu gelişme, başta yönetmen Pedro Almodovar olmak üzere, hemen bütün İspanyol aydınları ve sanatçıları tarafından şiddetle protesto ediliyor.
Türkiye'de de, seksen doksan yıl önce yenilmiş olan birtakım herzelerin "kurcalanmamasını" isteyenler var. Kurcalayanları "Türkiye'yi sevmemekle" suçluyorlar.
Ben Türk faşistlerine kızmıyorum, kış kışlığını, kuş da kuşluğunu yapacak.
Ben, attıkları zaman demokrasi mangalında kül bırakmayan ama varlık nedenlerini, ayakta kalma becerilerini ve çalışma tarzlarını onlara "domalmak" üzerine kurmuş basın şaklabanlarına kızıyorum.
Kızmaya hakkım var mı? Nasıl kış kışlığını, kuş kuşluğunu yapacaksa, onlar da kendi niteliklerini ortaya koyacaklar tabii ki...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN