ENGİN ARDIÇ ENGİN ARDIÇ

Ustaya haksızlık ettik

Yavuz Baydar uyarınca hatırladım... Kemal Tahir"in "Yorgun Savaşçı" romanında "Ermeni kırıcı" Diyarbakır Valisi Çerkes Reşit Bey meselesini üstü kapalı geçtiğini, işin gerçeğini dili varmadığı için yazamadığını söylemiştim.
Elbette onu kurtarmaya çalışan ama başaramayan İttihatçı arkadaşlarının ağzından "kıyıcı" olduğu, hatta "bir çizgiyi geçtiği, bir eşiği aştığı" dile getirilmişti ama konu o düzeyde kalmıştı.
Böylece Reşit Bey de "kurtuluş savaşımızın ilk kıvılcımını çakmaya hazırlanan asker ve sivil aydınlardan biri gibi" görünüyordu... Tıpkı, romanda Teşkilat-ı Mahsusa yöneticisi olduğu hiç dile getirilmeyen bir başka Çerkes Reşit, yani Ethem'in ağabeyi gibi...
Romandan yapılan iki ayrı televizyon dizisinde de (Halit Refiğ ve Tunca Yönder yönetimlerinde) bu konuya girilmesi mümkün değildi. Bu tartışmanın yeri bir televizyon dizisi olamazdı.
Yavuz Baydar dostum aradı, "aç 'Büyük Mal' romanını, 110'uncu sayfaya bak" dedi. (Bilgi Yayınları'ndan çıkmış ilk baskısı tabii, bizim kuşağın elinde Kemal Tahir'in hep artık sararmış ilk baskıları vardır.)
Yorgun Savaşçı'dan beş yıl sonra yayınlandı Büyük Mal.
Artık bazı şeyleri konuşmak için "şartlar daha müsaitti"...
Bugün daha bir öyledir.
Bakınız orada, Kemal Tahir, tadına doyulmaz o muhteşem Türkçe'siyle, Çorum köylüsünün ağzından, daha doğrusu Kavat Abuzer ile Emey kahpesinin oğlu Sülük'ün ağzından 1915 olaylarını nasıl aktarıyor ve İttihat ve Terakki'yle nasıl kafa buluyor:
"İşte bu Yakup Cemil Bey akşam yemeğinden sonra beni çekti tenhaya... Beri bak Sülük Bey, seni sordum soruşturdum, gayet yiğit olduğunu öğrendim, kulağını aç iyi dinle, çünkü uyuklamanın sırası değildir, padişah fermanı ve de Enver Paşa'mızın emridir... Hükümatımız bunlara 'sür emri' çıkaracaktır. Hükümat kısmı hükümat olduğundan ancak 'sür emri' çıkarabilip 'vur emri' çıkaramamaktadır. Gerisi burada sizin gibi yiğit Türkler'e ve de dini bütün Müslümanlar'a kalmıştır. Bunlar Arabistan'a doğru sürülecektir. Hükümatımızın zaptiyesi savaş sebebiyle gayet azdır. Çoğu çaptan düşmüş kocalardır. Vatan düşmanlarının yolda şuraya buraya dağılması ihtimali vardır. Ayrıca dağdaki Ermeni'nin gelip vurup kurtarmaya çabalaması haritada yazılıdır. Milis gücü kursanız, yetersiz zaptiyeyi destekleseniz gerektir. Allah'a şükür Çorum'umuzda boğaz kıtlığına kıran girmemiştir. Sıklık Boğazı'mız, Hışır Boğazı'mız, Harami Boğazı'mız, hele de Kırkdilim Boğazı'mız gibi boğazlarımız vardır. Bunlar girilmesi kolay çıkılması zor boğazlardır. Hükümat kısmının sürgün zagonunu kendiniz bilmez değilsiniz. 'Malı senin, canı senin, ırzı bile senin, bir kemiği benim, o da meydanda kalırsa' hesabıdır. Ben seni gayet yiğit gördüm ve gayet temiz Türk oğlu Türk ve de dini bütün Müslüman oğlu Müslüman gördüm. Savaşa girmeyen ve de gavur kırmayan gaziliği elde edebilemez. Ne mutlu sizlere ki, hükümatımızın sürgün zagonu yetişmekle gaziliği cebe indirmektesiniz. Göreyim seni, dünyanın yüzünden Ermeni adını silesin. Bu dünyada padişahımızın gayret nişanını göğsüne takınıp salınasın ve de öte dünyada cennetin baş köşesindeki gaziler köşküne yanlayıp keyfine bakasın..."
Bu gençlik anısını anlatan Sülük Bey, yaşı ilerleyince, tek parti devrinde, otuzlu yıllarda ne mi olmuştu?
CHP Çorum milletvekili!
Açın romanı, bakın.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN