ENGİN ARDIÇ ENGİN ARDIÇ

Devrim yaklaşıyormuş galiba

Başkanlık seçimini Clinton kazanınca "Amerika'da sosyaldemokratlar iktidara geldi" diye sevinmişlerdi... (Obama kazanınca da sevindiler tabii, Amerikan emperyalizmi sona ermişti!)
Kızıl Meydan'da komünistler korsan gösteri yapıp polisten cop yiyince de "Rusya'da sosyalizm geri geliyor" diye heyecana kapıldılar.
Türk eski solcuları...
Böyle bir zümre var.
Bir kısmı düpedüz faşizme kaydı (faşizmin ağababası Mussolini de eski bir sosyalist değil miydi?), bir kısmı "liberal aydın" geçinmeye çalışıyor ama bu onu tam olarak da tatmin etmiyor, içine sinmiyor, bir kısmı Türkiye'yi kurtarmayı bırakmış CHP'yi kurtarmaya çalışıyor. (Bunların reisleri ve gazeteleri de Kürtçü mü olsun, solcu mu olsun, liberal mi olsun, bir türlü karar veremiyor, bir fırt oradan, iki tutam buradan, geçinip gidiyor.)
Solcu oldukları ama iktisat bilmedikleri için, kapitalizmin her periyodik krizini (Kondratieff'i okusunlar), kapitalizmin sonu sanıyorlar.
Ve her seferinde heyecanlanıyorlar, artık tamam, devrim yaklaşıyor galiba!
"Bu seferkinin" farklı olduğunu söylediler ("bize teğet geçecek" diyen başbakanla alay etmeyi de hiç ihmal etmeden.)
Gerçekten teğet geçince de bozuldular, oysa çelişkiler derinleşecek, ne güzel devrim patlayacaktı, şöyle ağız tadıyla bir kriz yaşayamamışlardı...
Altmışlı yılların sonlarında açıkça faşizm bekleyenler de vardı aralarında, çünkü faşizm gelince sınıf çelişkileri daha da belirginleşir, işçi bilinçlenirdi (bu zırvaya dayanarak darbe istediler)...
Türk köylüsü Almanya'ya gidince de umutlandılar, insanımız orada sömürülecek, dolayısıyla bilinçlenecek, Türkiye'ye döndüğünde devrim yapacaktı...
Adalet Ağaoğlu, Almanya'ya giden Türk'e neler olduğunu "Fikrimin İnce Gülü" romanında anlattı, burun kıvırdılar tabii.
Eşkıyanın gerçekte ne olduğunu anlatan Kemal Tahir'in o eşsiz "Rahmet Yolları Kesti" romanına da burun kıvırdıkları gibi. (Onlar, toprak reformu yapan okuma yazma bilmez eşkıya İnce Memed'i seviyorlardı, çünkü kendi okuma yazmaları da kıttı.)
Şimdi de Batı ülkelerinde meydanlara toplaşan işsiz gençlere bakıp bakıp heyecanlanıyorlar. Wall Street ya da Puerta del Sol gösterilerini "kapitalizmin sonu" gibi görmek istiyorlar.
Bu örgütsüz ve rastgele tepkilerin fikir babası Stephane Hessel'i ciddiye alıyorlar. Altmışlı yıllarda da, "işçi sınıfı gevşedi, ondan umut yok, devrimi gençler yapacaklar" diyen Herbert Marcuse'yi çok ciddiye almışlardı.
Marcuse canım, hani şu İlker Başbuğ paşanın çok sevdiği ve demeçlerinde örnekler verdiği "Frankfurt okulu" düşünürlerinden...
Çağdaş takılıyorlar, orak çekiçli eylem yapan "Redhacker" adlı kızıl Internet çetesine sıcak bakıyorlar. Julian Assange desen, zaten ilahları!
Hayatlarını bir vehme kurban etmiş koca bebekler, eğer kurbanlık konumunu sevdiler ve benimsedilerse, bu "illüzyonu" ölünceye kadar sürdürmekte özgürdürler tabii. Bir şey diyemeyiz. Ama kapitalizmin geleneksel ve döngüsel krizleri ayyuka çıkarsa, bunun sonu sosyalist devrim değildir yavrum, arkadan mis gibi faşizm ve savaş gelir. Sana uyarsa bilemem, bana hiç uymaz.

BİZE ULAŞIN