ENGİN ARDIÇ ENGİN ARDIÇ

Aha da buna da devrim derler

Yurdumuzda on yıldır olup bitenleri, bütün o kavgayı gürültüyü şöyle özetleyebiliriz:
Anadolu köylüsünün köylülükten, yoksulluktan ve bürokrat zümresinin boyunduruğundan kurtulma mücadelesi...
Evet, bu bir anlamda bir kurtuluş savaşıdır!
Halkın, onu Yunan ordusunun elinden kurtarıp bu kez kendi sultasına alanlara karşı "seçim sandığında" verdiği bir tür soğuk savaş...
İlk denemesi, dünya konjonktürünün sağladığı "hava değişikliğiyle" ancak 1946 yılında yapılabilmişti...
Milli Şef lutfetmiş, halka çok partili sistemi bahşetmişti ya... (Ne büyük adamdı! 1925 yılında kendi rafa kaldırdığı sistemi yirmi yıl sonra iade ediyor ve solu ilk fırsatta gene ezdiği halde bir çırpıda kendini solcu sanan ahmakların gözdesi oluveriyordu!) Halk şimdi 1950 ve 1983 yıllarına göre daha zengin, daha güçlü olduğu için, 2002 yılından bu yana bu savaşta epey mevzi kazandı.
Örnek mi? Memurluk kanunu değişiyor. Daha ancak, şimdi el atılabiliyor bu meseleye.
Buna göre, memurluk "tanımı" yeniden yapılacak, memura vatandaşın işlerini "tedvire memur", yani çekip çevirmekle görevli olduğu hatırlatılacak.
Çünkü bugüne kadar "efendi" gibi davrandı. (Bürokrasi, elinde silah olduğu için, onu geçim sıkıntısına sokan Adnan Menderes'i bile öldürdü yahu!) Ben işimi iyi yapmazsam kendimi kapının önünde bulurum, memur bulmuyordu... Ne kadar işe yaramaz olursa olsun, ne kadar verimsiz olursa olsun, memurluğa bir kere kapağı atanın ölünceye kadar işi ve maaşı garanti altındaydı.
Artık bu güvence ortadan kalkıyor. Memur, görevini iyi yapamıyorsa işten çıkarılabilecek!
Yani, işçiyle eşit olacak.
Memur işçiden nefret eder.
Onu hem kendisinden daha "aşağı" görür ("Hasolar Memolar"), hem de daha fazla para kazandığı için kıskanır.
Çünkü kendisi işçiye hizmet için var değildir, ülkeyi yönetmek için vardır!
Eh, işini iyi yapan memur da daha çok para kazanacak, yeni düzenlemeye göre... Çalışanın ve elinden iş gelenin korkması, telaşlanması için hiçbir neden yok.
Bütün o bitmez tükenmez, "katsayı, gösterge, derece, kademe, bilmemkaçın bilmemkaçı" tantanası tarihe karışacak.
Memurun, amiri izin vermediği sürece ifadesi bile alınamıyordu yahu!
Kim sağlamıştı bunu, bilir misiniz? Memur diktasını kuran İttihat ve Terakki yönetimi...
Günümüzden tam yüz yıl önce...
Anlı şanlı cumhuriyet yönetimi bu kanuna hiç dokunmadı. (İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitleydik maşallah.) Memur, bir yandan "köylü milletin efendisidir" derken köylüye de köpek muamelesi yaptı. Milletin efendisi bürokrasiydi.
İşin belki matrak belki de hazin yanı, bu arada büyük bürokrasi de küçük bürokrasiyi sömürüyor, "sen arslansın, kaplansın, bu memleketin sahibi sensin" diye sırtını sıvazlayıp onu da halkla birlikte sıkıntıda tutuyordu...
On yıldır bunun hesabı soruluyor.
Bu bir devrimdir.
Siz de artık kimin "karşıdevrimci" olduğunu anlarsınız umarım.
Halka karşı bürokrasinin yanında saf tutan "sözde solcuları" da utançlarıyla başbaşa bırakırsınız...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN