ENGİN ARDIÇ ENGİN ARDIÇ

Kağnı safsatası

Bir gençlik örgütü bugün Ankara'da korsan gösteri yapacakmış, adı "seferberlik buluşması"... Örgüt bir de duyuru yayınlamış. Buna göre, gösteri "kağnı, bayrak, davul, çuval ve demir parmaklık" unsurlarını içerecekmiş. Gösteri, Amerikan emperyalizmine karşı "hoşt Amerika" şeklindeki elli yıllık zarif bir sloganla da destekleniyor.
Sıkılmış yumruklar "kararlılığın göstergesi" olacaklarmış, davul da coşkuyu arttırmak için kullanılacakmış. (Demir parmaklığı nereye sokacaklarını anlayamadık.) Örgüt, "davulu gören halaya başlayabilir" diyor.
Köylülük, "devrimin itici gücü" oluyor yani.
Bu o kadar böyle ki, "seferberlik buluşmasının simgesi olan kağnılar" da Anıtkabir'e doğru yürüyeceklermiş.
2012 yılında nereden kaç kağnı bulup biraraya getirebileceklerini merak ettim, yarın muhalif gazetelerden okuruz.
Örgüt, "kağnıların yürütülmesi sırasında yığılmaları önlemek için yönetici arkadaşlar sorumlu davranacaklardır" diyor. Kağnı trafiğinde tıkanma tehlikesi mevcut.
Şunu da ekliyor: "Bir devrimciye yakışacak şekilde disiplinli ve coşkulu olacağız. Kişiler arasında sohbet ya da sloganlara katılmamak gibi liberal davranışlardan kaçınmamız gerekir."
Bravo çocuklar... Cumhuriyetin ilk dönemi ancak "liberal davranışlardan kaçınmak" gibi anlamlı bir tutumla simgelenebilirdi... Bugün yapacağınız saçmalıklar ve polisten yiyeceğiniz biber gazı, ancak bu kadar cuk oturabilirdi sizin anladığınız cumhuriyet şekline... Kişiler arasında görüş alışverişinin yasaklanması da, sloganlara "zorla gönüllü katılmak" çelişkisi de bu felsefeye uygundur.
Fakat şu kağnı meselesine bir açıklık getirelim. Bakalım "katılmama liberalliği" tarihte nasıl önlenmiş?
"Elif'in kağnısı" gerçekten de kurtuluş savaşımızın "mitlerinden" biridir.
Attila İlhan'ın "şairdir herkes bilir, kimse tek mısraını bilmez" dediği emekli subay ve şairlerimizden merhum Fazıl Hüsnü Dağlarca da sanatıyla buna epey katkıda bulunmuştur... (Döviz ve efektif sevmeyen merhum, Cumhuriyet gazetesinde yayınladığı son şiirlerinden birinde "dolar kullanan yurttan atılır" demişti... Aynı kaptan su içen Sayın Kılıçdaroğlu'nun iktidara gelince bu konuda nasıl bir politika izleyeceği merak konusudur.)
Bilirsiniz, halkımız kağnılarla cepheye top mermisi taşımıştır. (Toplar Rus parasıyla Fransa'dan.)
Köy Enstitüsü kökenli ressamlarımızın konuyla ilgili resmi resimlerinde de, köylü kadınlarımızın sözkonusu mermileri sırtlarında taşıdıkları görülür. Ancak Dağlarca, öküz ölünce kağnıya Elif'in kendi kendini koşması gibi daha farklı bir çeşitleme de yapmıştır.
Sevgili gençler, o mermiler Sakarya Meydan Muharebesi'nde, emirle yani "metazori" taşındılar.
Çünkü alelacele bir "Tekalif-i Milliye Kanunu" çıkarılmıştı ve köylü, cephe sevkiyatına katılmaya mecbur tutulmuştu. Kaçınmanın, kaytarmanın cezası idamdı.
Hani duymuşsunuzdur, her evden bilmemkaç kat iç çamaşırı, bilmemkaç adet çarık, bisiklet lastiği onarmak için solüsyon, üstüpü falan...
Bu olay, yeni kuşaklara "halk gönüllü olarak kendiliğinden taşıdı" şeklinde öğretilmiş, yani yalan söylenmiştir.
İşin daha da matrak yanı, bu kağnı efsanesinin "cumhuriyetle" uzaktan yakından hiçbir ilgisinin olmamasıdır! Sakarya muharebesi, cumhuriyetten iki yıl önceydi. O köylü kadınlardan kaçta kaçı o sırada cumhuriyet düşünüyordu acaba?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN