HAŞMET BABAOĞLU HAŞMET BABAOĞLU

Nasıl sevebilirsin bu şehri! Umursamıyor, bilmiyor, bakmıyorsun ki!

"İstanbul'da yaşayanlar bu şehri sevmiyor; üzerine titremek bir yana, onu hiç umursamıyor" dendiğinde akla kimler geliyor?
Yakın zamanda şehre göç etmiş ve aklı hep "memleketi"nde kalanlar...
Varoşlara sıkışmış milyonlar...
İşinden gücünden başını kaldırmayıp bir kez bile yaşadığı şehir tanımaya fırsat bulamayan insanlar...
Magandalığı yaşam biçimi haline getirmiş olanlar...
Para kazanmaktan ötesini düşünmeyen yapsatçılar...
Liste böyle uzar gider, değil mi?
Oysa yanlış, eksik, hatta haksız bir liste bu!
İstanbul'u en okumuş yazmış, en hali vakti yerinde İstanbullular da sevmiyor.
Burnundan ve eğitiminden kıl aldırmayan, kültürlü kişiliğinin (ne demekse o artık!) üzerine toz kondurmayan kesimlerin havalarına aldırmayın! Onlar da zerre kadar hissetmiyorlar İstanbul'u...
Nasıl mı?
Sorun bakalım, en son Suriçi'ne ne zaman gitmişler?
Sorun, en son ne zaman bir öğle vakti Üsküdar'ın gölgeli sokaklarında veya Fatih'te, Kadırga'da, Fener'de dolaşmışlar?

***

Galatasaray Lisesi
'nde okumuş, orta yaşlı bir dostuma geçen gün Çukurcuma'daki gelişmelerden söz ettim. Neredeyse "Orası da neresi?" diyecekti.
Sonra bütün kimliğine damgasını vurmuş okulunun hemen arkasına düşen mahalle olduğunu hatırladı ama Çukurcuma'daki antikacılardan, kafelerden, yeni yerleşim ve popülasyondan falan haberi yoktu, çünkü yıllardır oraya ayağını basmamıştı.
Bir başka dostuma "bir boş gününde Sultanahmet'e git!" dedim. Kadıköy yakasında bir Üniversite'de öğretim üyesi.
"Ne işim var canım durup dururken" lafı çıktı önce ağzından. Sonra bakışımı görünce gülerek "yani, biliyoruz işte, ha bak belki köfte yemeye giderim" diye aklı sıra düzeltti!
Ne zaman karşılaşsak hep New York'tan söz eden, yurtdışındaki lokantaların adresini ayrıntısıyla tarif eden, müze deyince Paris'tekilerin üzerine tanımayan hanımefendi geçenlerde Galata-Moda haftasına gidecekmiş..
Telaşla arayıp sordu: "Ayy, Galata neredeydi, şaşırdım?"

***

Oysa bütün sosyolojik, şehirbilimsel, tarihsel analizleri bir yana bırakın...
Gerçek şudur ki..
Bir şehri merak etmiyor ve sokaklarında dolaşmıyorsanız, sevemezsiniz.
Hele şehrin tarihsel ve mimari dokusunun temelini oluşturan yerlere yıllarca uğramadan o şehri sevmek imkânsızdır.
O yüzden işte...
Bir Fransız, bir Rus İstanbul'a âşık olur da..
İstanbul'da yaşayan biri dört kuşaktır burada olsalar da, İstanbul üzerine bütün bilgisi dedesinden dinledikleri ve arabasıyla giderken gördükleri kadarsa, İstanbul'u bir türlü sevemez.
Dünkü Milliyet'te İlber Ortaylı noktayı koymuş zaten: "İstanbul'u sevmek gayret işidir, okuyacaksın, gezeceksin, bakacaksın, üzerine titreyeceksin."
Devrim Sevimay dayanamıyor ve günümüzün İstanbul'a ilişkin en popüler yanılgısını soru haline getirip İlber Hoca'ya yöneltiyor: "Boğaz'ı sevmek 'İstanbul'u sevmek' olabilir mi?"
Hoca hemen yanıtlıyor: "Ne Boğaz'ı sevmesi, o rakıyı seviyor. Boğaz dediğin ayrı bir uygarlık. Balığı ninem de sever ama Boğaz demek, o değil ki!"
Bugünkü Diğer Yazıları
BİZE ULAŞIN