HAŞMET BABAOĞLU HAŞMET BABAOĞLU

Alaçatı'da Teoman rüzgârı

Karanlıkta bile parıldayan yanık tenler, bilekleri kapatan tuhaf tasarımlı sandaletler, ekose şortlar kalabalığı...
Sıcak Ağustos gecesini birdenbire serinleten kuzey rüzgârından korunmaya çalışan ortayaşlılar...
Dore aksesuarlar ve kabarık saçlarla yaşını on yıl daha büyüteceğini sanan 15'likler...
Evden çıkmadan önce ayna karşısında kız arkadaşından çok daha uzun süre kaldığı her halinden belli olan genç erkekler; gölgesinden bile korkan fakat aşka âşık genç kızlar...
Haftasonunu Foça'daki rock festivalinde geçirmek istemesine rağmen Çeşme'nin "tiki" ortamına esir düşmüş her yaş ve boydan rock severler...
Hepsi oradaydılar!
Alaçatı Babylon'da...
Son yılların en harbi ve yaşlanmak nedir, bilmeyen rock delikanlısı Teoman'ı dinlemek için...
Ben de oradaydım.
İyi ki!..
***

Türkçe sözlü rock müziğinin...
Dahası magazin medyasının...
Ve ünlü olmanın bir çıtası varsa eğer...
Ekşi Sözlük yazarlarından birinin çok güzel ifade ettiği gibi "o çıtayı aşmamış, kaldırıp atmış, değneksiz deli kalmasın diye o çıtayı kendine değnek yapmış" adamdır Teoman.
O gece Babylon kalabalığı bunun farkında mıydı? Belki. Emin değilim.
Ama Teoman rüzgârın içine "aşk kırıntıları" nı üflediğinde o parıltılı kalabalığın içindeki sahte duygular ve kıytırık arzularla ciddi bir hesaplaşmaya giriştiğini iliklerime kadar hissettim.
Az şey mi bu?
"İnan çok çalıştım bu kalpsiz dünyayı sevebilmek için/neyim var ki senden başka, hadi son bir kez/ceplerimi yokla, aşk kırıntıları kalmış olmalı biraz" diyen adamın dürüstlüğünü bir parça da olsa, yakalamak, anlamak, paylaşmak...
Az şey mi?
***

Çok güzel bir konserdi!
Her konserinde gitar çalmayı, şarkı sözlerini ve melodiyi az buçuk unutur gibi olan Teoman bu kez alabildiğine güçlü bir ses ve tavırla dinleyicilerini avuçlarının içine aldı.
Sert bir fiske vurdu bazılarına uyandırdı...
Yazın "vur patlasın çal oynasınlı" günlerini yaşayan kalabalığa hiç yüzme bilmeden, aşkla sarhoş olmadan, sevişmeden ölen çocukların hüznünü yaşattı.
Fahişe olanın bu hoyrat dünyanın ta kendisi olduğunu; şimdi uzaklardaki İstanbul'un aslında rimelleri akmış bir kadın olduğunu hatırlattı...
Uykusu gelenleri "Renkli Rüyalar Oteli"ne gönderdi.
Bütün konserlerinde olduğu gibi final yine "Yağmur" şarkısıyla geldi.
Otelime dönerken baktım...
Şarkının nakaratı dilime yapışmış, tekrarlıyorum: "Yağmur, yağmur çok uzaklardan çağırıyor/gelirsen severim diyor."
Bugünkü Diğer Yazıları
BİZE ULAŞIN