HAŞMET BABAOĞLU HAŞMET BABAOĞLU

Başbakan Erdoğan ne yapıyor?

2007 Mart'ının sonlarıydı.
Bir gazete patronu ve bir yayın yönetmeniyle "kim Cumhurbaşkanı olacak?" konusunu tartışmıştık.
İkisi de kesinkes Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olacağını iddia ediyorlardı.
"Erdoğan rahatlıkla Cumhurbaşkanlığı'ndan vazgeçebilir" dediğimde, "bu konulardan pek anlamıyorsun" bakışı atmışlardı bana.
Ama Gül'ün adaylığı açıklandığı gün şok geçirdiler!
Hatırlıyorum, Oktay Ekşi "Erdoğan'ınki beklenecek fedakârlık değildi ama yaptı" diye yazmıştı. "Başbakan'ın böyle davranacağını nasıl anlamıştın?" diye sorduklarında eski Milli Görüşçüler üzerine bir analizle cevap vermeye kalkışmadım tabii ki!
Çünkü gözlemlerim bana çok daha yalın bir şeyi düşündürüyordu.
Tayyip Erdoğan zor meselelerde başarının, ancak vazgeçmeyi veya kaybetmeyi göze alanların altından kalkabileceği bir şey olduğunu biliyordu!

***

Gelelim yaşadığımız günlere...
"Demokratik açılım" sürecini başından beri destekleyen çevreler dahi bu kadar kararlı ve hızlı adım atılacağını beklemiyorlardı.
Fakat bir yandan da...
Hazırlıksız yakalanan sokaktaki insanla "demokratik açılım"ın arası açılıyor.
Kuşkular ve tepkiler artıyor.
Sokağın tansiyonu yükseliyor.
Televizyonların haber bültenleri bu tansiyonu yükseltecek görüntüler yayınlıyor.
Barıştan yana olanların önemli bir kesimi "aman hızlı mı gidiyoruz, bir yanlış yapılmasa bari" tedirginliği içinde.
Belki bir süre sonra tepkiler az çok yatışacak.
Ama bugünkü tablonun siyasal rekabet dünyasına tercümesi şöyle...
Erdoğan nihayet sandıkta kaybedecek!
Hatta bazılarının kapalı kapılar ardında konuştukları şu: "Erdoğan artık Brejnev veya Jaruzelski gibi 'geçiş dönemi lideri' olmuştur; barış gelir, o gider!"
Yani çok kritik bir kavşaktayız...
Erdoğan yine kaybetmeyi göze alarak muazzam bir liderlik başarısına imza mı atacak?
Yoksa bu kez kaybetmekten korkmaya mı başladı?
"Sil baştan yaparız" sözü bir lider iradesini değil de, bu korkuyu mu yansıtıyor?
***

Başbakanın tercihleri bütünüyle politik manevra becerisine mi dayanıyor?
Yoksa çıktığı maçlara 1-0 mağlup başlayıp maç biterken skor tabelasına galibiyet yazdırmasının derin içsel dinamikleri de var mı?
Bilemiyorum.
Fakat 15 yıl futbol oynamış ve Fenerbahçe'nin kapısına kadar gelmiş gencecik bir adamın, ortada sakatlık falan da yokken, futboldan vazgeçmesinin ne kadar zor bir karar olduğunu ve kişiliğinde derin izler bırakacağını biliyorum.
Ya futbolu bırakmasaydı...
O zaman futbolun şanından, şöhretinden, büyük takım formasından, coşkulu zaferlerden vazgeçemeseydi...
Bir kapı kapandığında bir başka kapının açılacağına inananlardan olmasaydı...
Bugünlere gelebilir miydi?
Belki de Başbakan Erdoğan o zaman aldığı hayat dersinin meyvelerini topluyor siyasette...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
Bugünkü Diğer Yazıları
BİZE ULAŞIN