HAŞMET BABAOĞLU HAŞMET BABAOĞLU

Kıskançlık değil, apaçık hınç bu!

Zeki Demirkubuz çok değer verdiğim bir yönetmen.
"Masumiyet"i beni altüst etmişti. Kalbimde çok ayrı yeri var o filmin.
"Kader" de öyle! Tekrar tekrar seyretmekten bıkmam ve her seferinde yeni bir şeyler bulurum.
Son filmi "Kıskanmak"ı geçen gün seyrettim.
Nahid Sırrı Örik'in romanı müthiştir.
Bu romandan sağlam bir film çıkarmış Demirkubuz.
Ama aradığımı buldum mu? Pek sayılmaz.
Daha doğrusu romanın güzellik- çirkinlik çatışmasını; hıncı, hasedi, şehvet ve can sıkıntısı arasındaki bağı sorgulayışının gücünü filmde bulamadım.

***

Fakat önce kavramsal bir temizlik yapmak gerekiyor.
Ne demek istiyorum, örneklerle açayım...
Bir... Kadın kocasını, kocası kadını öyle sahipleniyor ki, "uçan kuştan bile sakınıyor!"
Sevdiğinin başkasına gösterdiği en ufak bir ilgiye bile kahroluyor.
Buna kıskanmak diyoruz.
İki... Kız kardeşler birbirlerinin sahip oldukları her şeye haset duyuyor; biri ötekinin mutluluğundan bile rahatsız oluyor.
Buna da kıskanmak diyoruz.
Üç... Bir kişi bir başkasının başarılarına, iyi yaşamına, güzelliğine, çevresi tarafından sevilmesine o kadar bozuluyor ki, neredeyse onu öldürmek istiyor.
Buna da kıskanmak diyoruz.
Diyoruz da... Bazen olmuyor! Farklı dürtüler ve duygular birbirine karıştığı için olup biteni anlamak zorlaşıyor.
***

Yukarıdaki birinci örnek gerçekten "kıskanmak"tır.
İkinci örnek ise "haset"tir.
Üçüncü örnek hasedin uç noktası "hınç" duygusudur.
Hepsine birden aynı duyguymuş gibi bakmak doğru değildir.
İşte bu yüzden romanın adı problemlidir.
"Kıskanmak" aslında hep itilmiş, kakılmış; hep suçlu gözle bakılmış ve olağanüstü çirkin Seniha'nın başarılı ve yakışıklı ağabeyine karşı hasedini, hatta ölümcül hıncını anlatmaktadır.
Romandan bir cümleyi alıntılamak durumu anlamak için yeterli olacak: "Çirkinlerin sevilmemeye ve güzeller için daima feda edilmeye mahkûm bulunduklarını, Seniha pek küçük yaşından beri bilmiş, anlamıştı."
***

"Kıskanmak" ilk defa 1937'de Tan gazetesinde tefrika edilmişti. Sonra 1946'da kitaplaştırıldı.
Ben o dönem romanlarını çok severim. Çünkü o romanlardaki kadın karakterlerin derinliğine edebiyatımızın sonraki dönemlerinde pek rastlanmaz. (Gel de hatırlama! Refik Halid'in "Yezidin Kızı", "Sürgün" ve "Nilgün"deki kadınları nasıl da eşsizdir!)
"Kıskanmak"taki Mükerrem ve Seniha karakterleri de öyledir. Ama Mükerrem filmde pek cılız kalmış. Yoksa problem Berrak Tüzünataç'da mı? Belki de...
Seniha'ya gelince...
Onu canlandıran Nergis Öztürk Altın Portakal'ı hakkıyla almış.
Uzun sözün kısası...
Sinemaseverler filme gitmeliler.
Damardan haset ve kötücüllük nasıl bir şey, tanımak isteyenler ise romanı okumalılar.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.