Peyzaj mimarları gülleri sevmiyor. Nerden mi çıktı bu?
Bakıyorum da...
Şık yazlıkların ve modern plazaların bahçelerinde güllere pek yer verilmiyor.
Zamanın ruhu mu desek!
Yoksa bizi "zengin göstersin" diye peşine takıldığımız modaların hayatımızı çaktırmadan "yoksul- laştırması"nın sonuçlarından biri mi desek, bilmiyorum.
Fakat şunu biliyorum ki, ne çok şey biz farkına bile varmadan değişiyor!
Gülistan geleneğine sırtını dayamış, aşkla sevip değer verdiği her şeyi gülle simgeleştirmiş bu topraklarda şimdilerde Japon ağaçları, Çin sazlıkları, İskenderiye palmiyeleri revaçta.
Gülleri ara ki, bulasın!
Bulduğun yer de ya bir duvar dibidir ki, orada mahcup ve sanki gizlice açmış gibidir...
Ya da çiçekçi tezgâhındaki solmaya yüz tutmuş buketlerdir.
***

Geçen bahar bir arkadaşım yeni oluşturduğu bahçesi için kamyonet dolusu bitki aldı.
Adını bilmediğim bir sürü yemyeşil bitki, çiçekleri gösterişli tropikal bitkiler ve yerel mevsimlik çiçekler...
İlginçtir, gül saksıları İstanbul'un ünlü fidanlığının neredeyse arkalarında bir yerde gözlerden saklanmış gibiydi.
"Şunlardan da alsana!" dedim.
Çokbilmiş bir edayla "yetiştirmesi zor!" diye cevapladı. Sonra lafından kendi de kuşkulanıp "ne bileyim işte!" diye ekledi; "babaannemin bahçesi gibi olsun istemiyorum."
Asıl mesele o son sözün içinde saklıydı ama yine de aklıma takıldı, yolda interneti açtım. "Gülün bakımı zor değildir; ne çok su ister ne de gübre" diye yazıyordu.
Anlayacağınız, tuhaflık güllerde değil, bizdeydi.
***

Bütün bunları düşünürken...
Artık hayatta olmayan içli ve iyi şair Didem Madak'ın her seferinde canımı yakan şu dizelerini hatırlayıverdim.
"ama siz sobada sucuklu yumurta pişirip yiyen
yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz?
bir gül bir güle derdi ki görse
yalan söylüyorum
güller bu sıra hiç konuşmuyor bayım."
Bugünkü Diğer Yazıları
BİZE ULAŞIN