HAŞMET BABAOĞLU HAŞMET BABAOĞLU

Yurtsan'ı sevdik ama acaba anladık mı?

Yeni Yüzyıl gazetesindeyken Yurtsan'la (Atakan) çok yakındık.
Dünyaya, hayata, insana bakışımız neredeyse temelden farklıydı.
Ama işin hoş yanı şuydu ki, Yurtsan itişip kakışmadan en ters konuları bile tatlı tatlı tartışabilen nadir insanlardandı.
Sonra çalıştığımız gazeteler ayrıldı, hayatlarımız farklı yollarda ilerledi. Bir daha doğru düzgün bir araya gelme fırsatımız olamadı.
Fakat ne zaman kanser üzerine bir şeyler yazsam; ne zaman medyanın kanserden söz ediş biçiminden şikâyet etsem...
Yurtsan
hemen beni arardı; telefonda uzun uzun dertleşirdik.
Neden mi?
Söyleyeyim: Yurtsan bu hastalıktan çok çekmiş biriydi ama "kanseri yenmek" veya "amansız hastalıkla savaş" gibi ifadeleri hiç sevmez, asla doğru bulmazdı.
O bütün zorluklara rağmen kanseriyle barış içinde yaşamaya çalışanlardandı.

***

Geçen gece aramızdan ayrıldı Yurtsan.
Vefat haberi üzerine onu sevenler Twitter'dan mesaj geçerek içlerindeki kedere teselli aradılar.
Yazılanlara bakınca, bazıları için "Yurtsan'ı sevmişler fakat hiç anlamamışlar!" diye geçirdim içimden.
Onun bir "savaşçı" olduğunu söyleyenler vardı.
"Kanserle savaşı"ndan ve "uzun süren mücadelesinde maalesef yenik düştüğü"nden söz ediyordu kimisi.
Oysa daha 2006'da Hürriyet'te şunları yazmıştı Yurtsan: "Kanseri yenmek ne demek? 80 yaşında hastalığa yakalanmış birinin 5 yıl daha yaşaması mı? 8 yaşında hastalıkla tanışan birinin 25 yaşında trafik kazasından ölmesi mi?
Zafer ölmemekse eğer, mutlak zafer hep ölüme ait değil mi?
Peki ya asıl zafer hayatta kalmak değil de, ölümle barışmaksa?
İşte o zaman kanser insana, kansere yakalanmamış çok az insana nasip olan bir duyguyu tatma şansı veriyor."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN