HAŞMET BABAOĞLU HAŞMET BABAOĞLU

“Şimdi uzaklardasın...”

PAZAR SÖZLÜĞÜ:

ANTİDEPRESAN. Makarna. Hele kendin pişiriyorsan... Kaynamasını izliyor, kokusunu içine çekiyorsan, "dişe gelir sertlikte" (al dente) olup olmadığını tadarak kontrol ediyor ve sonra oturup bir güzel mideye indiriyorsan...
Bir de üzerine iki yaprak taze fesleğen kondurma imkanın olduysa... Gündelik dertlere, endişelere, kalp ağrılarına, can sıkıntısına devadır.
AŞKLAR VE ŞARKILAR. Adam gözlerini az önce hayranlıkla baktığı karşısındaki kadının gözlerinden alıp akşamın denizin üzerine serdiği lacivert örtüye çeviriyor. Sonra çay bahçesinin açık televizyonundan gelen şarkıya içinden eşlik etmeye başlıyor: "Şimdi uzaklardasın gönül hicranla dolu." Kadının da pek farkı yok, o da belli belirsiz mırıldanıyor:
"Hiç ayrılamam derken, kavuşmak hayal oldu." Onlara bakarken bir kere daha anlıyorum ki, şarkılar çok acımasız.
Çünkü her seferinde bize aşkın ya geçmişte ya da çok uzakta kalmış yerini yurdunu hatırlatıyorlar. Oradan sürgünüz.
ÇOCUKSULUK. Değeri bilinmemiş çocukluğun geride bıraktığı duygusal boşluk çocuksulukla doldurulabilir mi?
Olmayacak şey... Fakat ortalık üç yaşında bir çocuk gibi şımaran elli yaş üstü ünlülerle dolu. Çocuksuluk yeni popüler kültür promosyonu. Oysa nasıl acıklı bir şımarıklık ve taşkınlık hali! Nasıl önü alınamaz bir sevilme ve güvenlik açlığı!
ENDİŞE. Günümüz insanının ham maddesi. Aklıma "Kesişen Yollar/ Monster's Ball" filminden bir sahne geliyor. Gardiyan idam mahkumuna "Endişelenme!" deyince mahkum cevap verir: "Endişe mi? O benim şu an sahip olduğum tek gerçek şey!"
GEÇMİŞ. Defin, yeraltı, arkeoloji, tarih... Ama bir dakika! Bu kalıplar fena halde yanıltıcıdır. Geçmiş, geçmez. O da "burada"dır. Hatta gün gelir; "bugün" yavanlaşır, "gelecek" için vakit kısalır, elimizde bir tek "geçmiş" kalır. Sadece o sımsıcak, upuzun ve rengarenktir.
MADDE BAĞIMLILIĞI.
Sandığımızın tam tersi doğrudur:
Gündelik gerçekler uyuşturucu, hayaller uyarıcıdır.
RÜZGÂR. Tutkunun ikizi gibidir.
Engel aşmaktan, kaçanı kovalamaktan hoşlanır. Bazen baş etmesi güç olur.
Artık geçmişimde kalan Ege günlerimde rüzgar hakkında şunları da öğrenmiştim; kanlı canlıdır, elle tutulur, okşanır, hatta bazen ciddi ciddi itişilir, dalaşılır. Sevilir, küsülür, bıkılır, özlenir.
En doğrusu denizcilerin yaptığı gibi huyunu suyunu bilip uyum göstermektir. Ben kokuları taşımasını çok sevmişimdir.
Uzak bir tepeden yaban kekiklerinin kokusunu alıp sokak aralarına kadar taşır ki, üstüne yoktur.
BİZE ULAŞIN